Aslanbey ailesi hastahaneye akın ederken Yusuf çoktan yoğun bakıma alınmıştı.
Hayat işte yıllar sonra ilk defa geldiği memleketine böyle mi girecekti.
Anası babası yüzüne hasretken şimdi dualarla yoğun bakım kapısı eşiğinde koca aile toplanmıştı.
Sultan hanım “oğlumun soğuk yüzünü gösterme Rabbim” diye yalvarırken. Heybetli Kenan ağanın çoktan omuzları çökmüştü.
Doktordan gelecek iyi bir haberi bekliyorlardı.
Uzaktan beyaz önlükle kendilerine yaklaşan adamı fark edince hepsi bir yandan çember içine aldı doktoru.
Sultan hanım konuştu ilk “de hele doktor oğlum nasıldır?” Kan çanağı gözleri yorgunlukla oğlundan gelecek iyi bir habere muhtaçtı.
“Şuan stabil yoğun bakımda çarpmanın etkisiyle kafasına darbe almış. Kolunda ve bacağında kırıklar var.net bişey söylemek için çok erken her iki taraf içinde”
Koyamadığı kuzusunun her yeri kırık mıydı şimdi? Sultan hanımın aldığı haber içini serinletmeye yetmedi. Oğlunun kırıkları onun ciğerine battı.
Kenan ağada sorgular gözlerle bakarken Doktor konuşmaya devam etti.
“Şükredin Kenan Ağa oğlunuzun durumu diğer tarafa göre daha iyi”
“Diğer taraf?”
O sırada komutan da hastane polisiyle yanlarına geldi.
“Geçmiş olsun Kenan ağa”
“Soğalasın komutan oğlum”
“Biraz konuşalım” derken komutan, Kenan ağa komutanın gösterdiği yöne doğru ilerledi.
“Hayırdır?”
“Pek hayır değil Kenan ağa. Kaza yerinde oğlunun aracında boş alkol şişerleri bulduk. Doktor da kanında yüksek promil alkol olduğunu teyit etti gelen testlerle. Birde ruhsatsız bir silah çıktı.”
“Benim oğlum araç kullanırken içmez komutan oğlum bi yanlışlık olmasın.” Yaşlı adam hayretle karşısındaki adamın dediklerine gözlerini açtı.
“Dediğim gibi gelen raporlar teyit etti. Alkollüymüş. Kazadan önce alkol komasına girmesi an meselesiymiş zaten. Birde karşı taraf var hastaneye getirilirken kalbi 2 kez durmuş. Sizi uyarıyorum oğlanın durumu pek parlak değil. Eğer bir şey olursa sizin oğlunuzun çok başı ağrıyacak. Ömer Hattapoğlunun aracıyla çarpışmışlar.”
Kenan ağanın dişine taş değdi. Çok şirret bi babası vardı Ömerin, geçen ay kaybetmişlerdi.
Kenan ağa öğrendiklerinin hangi birine şaşıracağını bilemedi. Oğlunun alkollü araç kullanmasına mı ruhsatsız silaha mı Ömer Hattapoğlunun ağır durumuna mı?
Aklını bi ton düşünce aldı vurdu. Yıllar sonra Yusuf neden bu halde memleket yollarına düşmüştü. Onun zaten ruhsatlı bi silahı vardı. Aslanoğlu erkeklerinin hepsinin vardı silahı. Ruhsatsız silahla ne işi vardı.
Öte yanda Elfin, Dicle ve sultan hanım dizlerini dövüp ağlıyordu. Ama en çok anasının yüreği sızlıyordu. Bi ananın acısı kimsenin acısıyla mukayese edilemezdi. Arkada duran garip kızcağız da gönlüne düşen nikahlısı için gizli gizli gözyaşı döküyordu. Sanki ayıptı Yusuf için ağlamak ona. Bi gören olursa diye utanarak gizli gizli döktü boncuklarını.
Yılan dilli yengeleri bile üzülmüştü Yusufun haline. Ama fitneden de geri durmadı.
“Ee tek miymiş, biri karısına haber versin bari” derken oğlu Semih araya girdi “ana sus yeri mi”
Sultan hanım eltisine bakıp bağırdı “onun bir tane karısı var aha oda orda” diye Sidra yı gösterdi.
Onca yıl kendisinden ayırdığı yavrusunun karım dediği şıllığa ilk defa bu kadar kinlenmişti Sultan hanım.
“Hıhh, koynuna bile almadığı karısı.” dili ile dişi arasında söylediğini bi yanındaki oğulları duydu. Lakin analarının diline onların da bi hükmü yoktu.
Tam 3 hafta yoğun bakımın önünde nöbetleşe volta attılar bi Sultan hanım ayrılmadı başından birde Sidra onlara hastahanede bi oda ayarlayıp bıraktılar. Dicle ile Elfin çocuklar için konağa geçmek zorunda kalırken Kenan ağa da gününün çoğunu hastahanede geçirdi. Herkes doktorun ağzından çıkacak iyi bir sözü bekliyordu.
Diğer taraftan kazaya karışan diğer gencinde ailesi gelmiş dört gözle onlarda bekliyorlardı oğullarını. Lakin onların oğlunun durumu daha ağırdı.
Komutanlıktan kesin emir çıkıp Yusufun kaza olduğu gün alkollü olduğu saklandı. Duyulduğu takdirde Mardinin iki güçlü ailesi daha evlatlarının hastahaneden çıkmasını beklemeden birbirlerinin kanına düşerlerdi.
Saatler günleri, günler haftaları kovaladı 3 hafta sonra Yusuf gözlerini açtığı dakika emirler verilip konağın avlusunda peşi sıra adakların kanı akıtıldı.
Ama diğer taraf hala yoğun bakımda yatıyordu. Onun ailesi de doktordan gelecek iyi bi haberin peşindeydi.
Yusuf gözlerini açar açmaz annesi arkasında Sidra ile yanına geldi. Günlerdir camın ardından izledikleri adam şükür kendine geliyordu. Sultan hanım bağırınca doktorlar odaya koşuştu.
Tümkontroller yapılıp aileye müjde verildi. Yusuf kendine gelmeye başlamıştı. Yarın normal odaya çıkaracaklarını söyleyip 5 dk görmelerine müsade ettiler.
Yusuf karşısındaki kadınların bitkin halini görünce yaşadıkları aklına geldi. Kendide bitkindi. Sonra rüyalarını hatırladı. Sürekli arabayla yolculuk yapıyordu rüyasında, nereye gideceğini bilmeden sürüyordu arabayı. Sonra elinde rengarenk tesbihler vardı bir bir dağıldı boncukları. Babasını gördü uzaktan kendisine surat asıyordu. 3 hafta boyunca Yusuf ne rüyalar gördü ne rüyalar…
Doktor, umutlu konuşup yarın normal odaya alacaklarını söylediğinde bi çocuk gibi sevindi kadın günlerdir çektiği çile son bulmuş yavrusuna kavuşmak üzereydi.
Sidra sadece geriden izleyebildi. İçten içe oda sevinse de utancından belli edemedi. Aptal bi aşık gibi görünmek asla istemezdi.
Yusuf ne kadar zamandır hastahane de olduğunu bilmiyordu ama rüyalarından anladığı kadarıyla uzun bi dönemdi.
En son hatırladığı bitirdiği alkol şişeleriydi. Yıllar sonra ilk defa ıslak gözleriyle başında duran kaz ayakları iyice artmış olan annesine baktı.
Ne kadar özlemişti. Kokusunu duyunca, işte benim evim dedi içinden. Annesi mutluluktan konuşamazken o bitkin vücuduyla sadece “anne” diyebilmişti.
Kısa süren ziyaretçi saatinin ardından kavuşmak için yarını beklemeleri gerekiyordu.
.
.
.
KAZADAN 24 SAAT ÖNCE
YUSUF
Karıma sürpriz yapmak için annesinin evine yol aldım. Akşam saatlerinde ilerlerken yol kenarında Aslının kırmızı arabasını gördüm. Geçen yıl doğum gününde almıştım ona.
Burası, arada bizimde geçerken uğradığımız doğayla iç içe bi mekandı, kendin pişir ye tarzı bi yerdi birazda.
Birlikte buraya gelip yemek yedikten sonra ellerimle semaver çayı demlerdim ona. Heralde annesiyle geldi diye düşündüm kayınvalidemin evine yaklaşık 15 km kadar uzaktı sadece.
Bende aracımı kenara park edip içeri göz atarak ilerlemeye başladım.
Akşam saatlerinde gözlerimi kısarak karımı yada annesini aradı gözlerim. Biraz daha ilerleyince gördüğüm görüntüyle beynime şimşekler çaktı.
En köşedeki kamelyada karım ilişti gözüme üzerindeki bluzdan tanıdım sabahta aynısı vardı üzerinde.
Bi adamla sarmaş dolaş öpüşüyordu. Ayaklarıma mıh çakılmış gibi kımıldayamadım yerimden bu benim karım olamaz yanlış görüyorum diye düşünürken.
Dudaklarından çekilen en yakın arkadaşım Oğuz’u gördüm. “Siktir…” milyon kere siktir hatta. Cebime attığım elimle telefonumu çıkardım. Titreyen ellerimle Aslı’yı aradım.
Karşımda eli telefona gitti. Benim ismimi görünce eli saçlarına gitti. Resmen Oğuz’un kucağındaydı. Kalkıp geri çekildi. Bi kaç metre en yakın arkadaşımdan uzaklaşıp telefonu açtı.
“Hayatım? “
“Nerdesin Aslı?” Soğuk bir şekilde sordum.
“Iıı.. yoldayım hayatım su almak için durmuştum geliyorum eve”
Telefonu kapatıp onlara doğru ilerlerken Aslı sıkıntıyla kapattığı telefonla bi anda kafasını kaldırınca benimle burun buruna geldi.
“Yusuf! “ korkuyla ağzından fırlayan adım ilk defa onun ağzında bu kadar panikle çıkmıştı.
Oğuz şerefsizi ise hızla Aslı ile arama girdi.
“Yusuf bizi dinlemen lazım göründüğü gibi değil” Aslı kendini savunmaya geçmişti bi anda.
Damarlarımda toplanan öfke sıktığım avuçlarıma hücum etti.
Tek yumrukla devirdiğim Oğuz’u altıma alıp yumruklamaya başladım.
“Kardeşim.dedim.sana.ben.şerefsiz.” Her sözümde bir yumruk geçirdim suratına.
Aslı çığlık çığlığa bağırıyordu. O an nasıl bi hengâmenin içinde olduğumu çözemiyordum. Birileri kolumdan tutup beni şerefsiz piçten ayırdı.
Aslı’ya öfkeyle döndüm.
“Ulan kahpe, ulan orusbu, hayatımın merkezi yaptım seni bu muydu karşılığı?”
“Dinle Yusuf biran da oldu öncesi yok yemin ederim”
Etraftan gelen bi kaç kişi beni tutuyordu.
Oğuz ağzındaki klanı tükürerek kalkmaya çabaladı.
“Siktiğimin orusbusu ne demek bi anda oldu 6 aydır her fırsatta yatmıyor musun altıma. Anneme diye çıkıp sabaha kadar sikişmiyor muyuz?”
Duyduklarımla kan beynime sıçradı. Kaltak karım kıskançlıktan her fırsatta kavga çıkarırken meğerse bide Oğuz’un altına yatıyormuş.
“Lanet olsun ikinizede şerefsiz piçler”
Aslı kenarda hüngür hüngür ağlarken sanki bi film sahnesinde gibiydim. Sonrası bulanıklıktı dünyam kararmıştı bi anda kendimi nasıl arabaya attım bilmiyorum. Çalıştırdığımda gittiğim yönü bile bilmiyordum artık. Bi ara sağa çekip arabadan indim. Bagaja gidip poşetin içinde sarılı olan silahı kavradım. Bi davanın deliliydi bu silah, ama şu an hiç bir şey umrumda değildi.
Lanet olsun onlar benim hayatımı sikip atmıştı. Arabayı geldiğim yere sürmeye başladığımda telefonuma gelen mesaja baktım.
Dicle : Sidra gibi keşke annemde, bizde görebilseydik abi seni :(
Arabayı durdurup tüm gücümle direksiyona vurdum. Lanet olsun bu şerefsizlere, hayatımın 6 yılını çalan bu şerefsizlere lanet olsun.
Rotayı Mardin’e çevirdiğimde herşey çok bulanıktı. Beynimdeki dönen düşünceler bedenime ağırdı. Yolu yarıladığımda bi markete gidip biraz alkol aldım. Beynimdeki sesleri susturmam lazımdı.
6 ay dedi Oğuz, tam 6 aydır benim karımı beceriyormuş şerefsiz, ya o kaltak, her şeyimi feda ettim onun için.
Beynimdeki sesler içmeye başladıkça sustu mu arttı mı bilemiyorum ama kafam güzel olmaya başladıkça rahatladım. Ağzımdan çıkan küfürler ile yol alırken daha fazla içiyordum.
Anam, bi anamın kolları paklardı beni. Şimdi koşarak baba ocağına sığınmaya gidiyordum. Saf sevgiyi görebileceğim tek yer orasıydı bu saatten sonra.
Gözlerim yolu seçemeyince bi ara sağa çekip uyuduğumu hatırlıyorum.
Asla alkollü araba kullanmazdım ama hiç bir şey umrumda değildi. Bu kadar uzun yolda çevirmeye takılmamam garipti aslında. Memlekete yaklaştığımda köy yolunda ilerliyordum. Birden gözlerimi alan ışıkla ne olduğunu anlamadım bile.