9.Bölüm

1801 Words
1_Evin tapu vb. evraklar sorunu 2_Emilia'nın ölümü 3_Eğitim sahası sorunu 4_Komşu sorunu 5_Defter'in gizemi 6_SS seviyeli avcılar sorunu 7_ Oflayarak elimdeki kalemi masaya bıraktıktan sonra ellerimle şakaklarımı ovuşturmaya başladım. Hiçbir sorunu atlamamak için bir yapılacak listesi hazırlamaya karar vermemin üzerinden pek fazla bir zaman geçmemesine rağmen tüm sorunları bir arada görmenin beni daha da sinirlendireceğini hiç hesaba katmamış olmanın çilesini çeliyordum. Pekala, derin bir nefes alıp en baştan başlıyoruz. Bitmez diye bir şey yok, önce kafanda bitir.  İlk maddeden başlayalım. 1_Evin tapu vb. evraklar sorunu Bu çok da zor olmasa gerekti. Zaten Emilia gerekli her şeyi hallediyordu, ve benim tek yapmam gereken gerekli yerleri imzalamaktı. Bu maddeyi hallolmuş olarak sayacağım. 2_Emilia'nın ölümü Bunun gerçekleşmesine daha iki hafta vardı ve zaten olay sırasında ne yapacağımı biliyordum. Tek yapmam gereken suikastçıların Emilia'yı öldürmesini beklemek ve ardından ortaya çıkıp Lukas'a zarar vermeye fırsat vermeden işlerini bitirmekti.  Veya sorgulamak için evimdeki mahzene de kilitleyip hepsine güzel işkence tecrübeleri de kazandırabilirdim. 3_Eğitim sahası sorunu Bu sorun önemliydi. Cora, Kai, Ren ve Lukas'ı eğiteceğim bir sahaya ihtiyacım vardı ve bunu evimin arka bahçesinde falan yapamazdım. Ayrıca saray da bu engelli sınırlar içerisine girdiği için Lukas'ı her gün saraydan dışarı çıkarma gibi bir sorunum da olacaktı. Gerçi, Emilia'nın odasındaki kapı işimi rahatça görebilirdi. Annesi öldükten sonra Lukas'ın oraya yerleşmek istemesi oldukça normal karşılanırdı. Bu yüzden bu maddenin yanına parantez içerisinde "öncelikli" yazdıktan sonra diğer maddeye geçtim. 4_ Komşu sorunu Lordların ve Markizlerin oturduğu bir semtte oturduğum için komşularımla iyi geçinmem büyük önem arz ediyordu. Ayrıca bu fırsatı iyi değerlendirebilirsem elit çevrede büyük destekçilere de sahip olabilirdim ve bu beni iki adım öne atardı. İşlerim daha kolay hale gelir, siyasal bir sorun altından kolayca kalkabilirdim. Ayrıca ortada benim hakkımda çıkabilecek olan herhangi bir dedikodu, kolayca bastırılabilirdi. Bu yüzden bu maddenin yanına da parantez içinde "Önemli" yazdıktan sonra diğer maddeye geçtim. 5_Defterin gizemi Bu konu oldukça baş ağrıtıcı olduğu için bu maddeyi atlayarak diğerine geçmemin daha iyi bir fikir olduğuna karar verdim. Bununla uğraşmaya ne vaktim vardı, ne de önceliğim. 6_SS seviye avcılar sorunu Diğer bir adıyla, Ryker ve Andrew sorunu. Bunu halletmem biraz zaman alacak gibi görünüyordu ancak içlerine biraz şüphe tohumu ektiğimi düşünüyordum. Bir anda ortaya çıkan ve en az onlar kadar güçlü olan bir kız, maddi yönden de oldukça güçlü olduğunu gösterircesine SS seviyeli bir kapı için on Saray sikkesini gözü kapalı harcamıştı. Bu olay sayesinde benim hakkımdaki merakları artacak ve beni daha fazla araştıracaklardı, ki peşime taktıkları adamları da bunu kanıtlıyordu. Bir süre sonra kafalarındaki sorulara yanıt bulamadıkları için önce işbirliği yapmayı düşünecekler, ardından da yılların getirdiği rekabet ve düşmanlık onları ayrı çalışmaya itecekti. En sonuda ikisinden birisi dayanamayarak benimle konuşmaya gelecek ve kafasındaki soruları ufaktan bana sormaya çalışarak merakını gidermeye çalışacaktı. Onların bana olan merakını yanlış anlamalarını sağlayarak bana ilgi duymalarını sağlarsam, aptal bir aşık gibi her dediğimi yapacaklardı ve bu sayede iki tane SS seviye kölelerim olacaktı. Mükemmel bir plan! Önceliğim olan maddeleri sırayla yuvarlak içerisine aldıktan sonra kağıda son bir kez daha baktım. İlk başta gelen eğitim sahası sorununu komşu sorunları takip ediyordu. Ondan sonra da SS seviyeli sorunları vardı. Bu üç maddeyi halletsem işin zor kısmı zaten halledilmiş sayılacağı için biraz daha rahatlamakta sorun görmedim. Elimdeki kağıdı katlayarak çalışma masamın çekmecesine koyarken bir sistem uyarısı gözlerimin önünde belirmişti. [Uyarı! ] [ "Emilia'nın Defteri" eşyası beklenmeyen reaksiyon gösterdi. Lütfen envanteri kontrol ediniz. ] Envanterden defteri çıkardığımda en başta hiçbir sorun yokmuş gibi görünse de defteri açtığımda neler olduğunu anlamıştım. Defter diğer sayfanın kilidini açmış ve okumama izin vermişti. Derin bir nefes alarak diğer sayfayı açtım ve güzel bir el yazısıyla yazılan cümleleri okumaya koyuldum. Komşu sorununa bir öncelik vermelisin. Bir saat sonra birkaç leydi seni ziyarete gelecek, ancak unutma. Bu ziyaretin amacı seni kontrol etmek. Dikkatli ol ve sakın yapacağın kekin içine tarçın koyma. "Ah." diye söylenerek avcumu anlıma vurduktan sonra defteri envantere geri göndererek envanterden güzel bir kıyafet seçmeye koyuldum. Beni yoklamak için gelecek olan leydileri kendi tarafıma çekmek için iyi bir fırsat olabilirdi ancak bu ilk görüşmemiz olduğu için bana oldukça şüpheyle yaklaşacaklardı. İnsanlarla kibar bir şekilde sohbet etmemin üzerinden oldukça uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen umarım üstün yalan söyleme yeteneklerimden bir şey kaybetmemiş olmayı umuyordum. Bugün, onlara gerçekten ihtiyacım olacaktı çünkü. Envanterden gözüme kestirdiğim, oldukça sade ve sevimli görünen bej rengi düz bir elbiseyi çıkararak yatağımın üzerine bıraktım ve üzerimdekileri çıkarmaya başladım. Hızlı hareketlerle elbiseyi üzerime geçirdikten sonra elbisenin belindeki kurdeleyi belime göre bağladım ve ayaklarıma da siyah babetlerimi geçirdiğimde oldukça sevimli bir görünüme sahip olmuştum. Envanterden çıkardığım siyah bir kurdeleyle saçlarımı bağladıktan sonra odamdan çıkıp mutfağa yöneldim ve kek için malzemeleri çıkarmaya koyuldum. Ah, savaşmak bu kadar zahmetli değildi. Düştüğüm durumdan utanç duyuyordum resmen. Defterde yazan tarçın meselesini de unutmadan malzemeleri hızla karıştırıp bir kaba döktükten sonra fırını gücümle ateşe vererek ısıttım ve tepsiyi fırından içeriye ittikten sonra fırının kalın metal kapağını kapattım. Eski usül taş fırın ocaklarının biraz daha küçüğüne sahip olsam da bu da oldukça iş görüyordu. Ayrıca bu fırında pişen kekin tadı oldukça başka oluyordu ve eminim bunu diğer leydiler de beğenecekti. Kekin pişmesine yakın oturma odasına gidip etrafta bir sorun var mı diye baktığımda her yerin derli toplu ve tertemiz olduğunu görmek beni rahatlatmıştı. Cora'nın neredeyse her gün evi temizlemesinin meyvesini bu şekilde yiyeceğim hiç aklıma gelmese de, yine de bu durum beni mutlu etmişti. Saate bakarak kekin piştiğini fark ettikten sonra tekrar mutfağa girerek fırını kapağını açarak tüm eve mis gibi kek kokusunun yayılmasını sağladıktan sonra tepsiyi elimle tutarak çıkardım ve tezgâha koydum. Bu sıcaklık beni etkilemeyeceğinden, eldiven takmayı pek umursamamıştım doğrusu. O sırada kapının çalındığını duyunca, içimden son bir kez daha defterin yazarına teşekkür ettikten sonra kapıya doğru ilerledim ve kapıyı açtım. Karşımda gösterişli elbiselere sahip üç güzel leydi duruyordu. En önde olanın sarı saçları ve ela gözleri uyum içinden parlarken, onun solunda duran leydinin kahverengi saçları ve aynı renk gözleri vardı. Sağında ise kızıl saçları ihtişamla parlarken ilgisiz yeşil gözlerle beni süzen bir leydi duruyordu. Buna rağmen gülümseyerek hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranmaya çalıştım. "Buyurun?" diye merakla konuşmalarını beklerken en öndeki sarışın kadın elinde tuttuğu kurabiye dolu kutuyu bana uzatarak gülümsemişti. "Buraya yeni taşındığınızı duyunca komşularınız olarak kaynaşmak için birlikte bir çay içeriz diye düşünmüştük." dediğinde mutlulukla gülümseyerek elindeki kutuyu alıp kapıyı sonuna kadar açarak konuştum. "Ah çok iyi bir zamanlamanız var. Ben de tam kek yapmıştım, içeri buyrun lütfen." dedikten sonra kenara çekilerek onların içeriye girmesini bekledim ve arkalarından kapıyı kapattım. Onlar salondaki koltuğa otururlarken nazikçe izin isteyip keki ve kurabiyeleri katmak için mutfağa yöneldim. Hızla dolaptan üç servis tabağını çıkararak hepsine biraz kek ve kurabiye koyduktan sonra envanterden en sevdiğim yeşil çayı çıkararak porselen fincanlara doldurup hepsini bir tepsiye koydum ve salona geçip tabakları ve fincanları sehpanın üzerine yerleştirdim. Kendim için de bir fincan aldıktan sonra tam karşılarındaki sandalyeye oturmuştum. Şimdiye kadar her şey mükemmel gidiyordu. Sevimli görünüşüm, kibar konuşmam ve güler yüzlülüğüm onları biraz etkilemişe benziyordu. "Kendimi tanıtmama izin verin, ben William Lourance'nin ilk kızı, Serina Lourance. Arkadaşım,..." dedikten sonra eliyle kızıl saçlı leydiyi göstermişti. "Reanna Grinly. Babası şehrin kuzeyindeki toprakların lordu." dedikten sonra eliyle kahverengi saçlara sahip kızı göstermişti. "Ve Mona Lipsberg. Babası ünlü bir tüccar loncasının sahibidir." dedikten sonra ellerini önünde birleştirerek sıranın bana geldiğini belirtircesine gülümseyerek bana bakmıştı. "Ben Ariana Sawyer. Avcıyım." dediğimde istediği cevabı vermemişim gibi alnı milimlik bir saniye içerisinde kırışmıştı. "Peki ya ailen?" diye sorusuna usta yalancılık yeteneklerimi de katarak cevap vermeye hazılandım. Psikolojik olarak kusurlu olan insanları sevmeye fazlasıyla meyilli olduğumuz için kendimi biraz makul seviyede abartmamı çok görmüyordum. En azından yıkılmadım ama ayakta da değilim ayağına yatmak benim için makul seviye kapsamı içerisinde sayılıyordu. Bu yüzden hızla rolüme bürünerek buruk bir tebessüm yerleştirdim dudaklarıma. "Ah onlar..." dedikten sonra kasıtlı olarak duraksamıştım. "Yok." dediğimde bu, buraya geldiği andan bu yana ilgisiz görünen Rea'nın ilgisini çekmiş gibi gözlerini elindeki çaydan ayırarak bana dikmişti. "Nasıl?" diye engelleyemediği sorusu Serina'nın dudakları arasından çıkınca bakışlarımı onlardan çekerek avuçlarım arasındaki çay fincanına dikmiştim. "Öldüler." "Ah, çok üzgünüm. Başın sağ olsun." diyerek çenesini tutamamasından dolayı pişmanmış gibi görünen Serina'ya hafifçe gülümseyerek sorun olmadığını dile getirmiştim. "Ailen için üzgünüm, ancak bunca şeyi kendi başına mı yaptın?" diyerek lafa giren Mona'ya döndüğümde, Rea'nın çaktırmadan ona azarlarcasına baktığını görmüştüm. Dışarıdan soğuk görünebilirdi ancak şimdiden onun sevgisini kazanmaya başlamıştım sanırım. "Avcı olarak tek başıma çalışırım. Bu yüzden zindan başına bana düşen pay, az bir miktar olmuyor. Başkentte daha fazla kazanabileceğimi duyduğum için buraya geldim ve bir süre burada kalmayı planlıyorum." yavaştan ufak ufak yalanlara girişirken sohbet uzadıkça uzadı ve sonunda birkaç saati sohbet ederek devirmiş bulunduk. Genelde onlar sormuş ve ben yanıtlamıştım, ki bu saatlere kadar konuşma fırsatını yakalamış bulunmuştuk. Bir ara aşağıya Ren'in inmesiyle kısa bir şaşkınlık yaşasalar da durumu onlara açıkladıktan sonra onların kalplerinde iyi bir yer edindiğime emindim. Ren'le ilgili olan yalanım da şu şekildeydi. Ben küçükken durumumuz normal bir avcı ailesi gibi orta düzeydi ve babam bizim için avcılık mesleğinden emekli olmada çalışmaya devam ediyordu. Sonra bir gün babam öldü ve annem onun ölümüyle delirip bizi öldürmeye çalıştı. Bu arada hikayeme göre abilerim değil üç küçük kardeşim vardı. Kardeşlerimi gözlerim önünde öldürürken sıra bana gelmeden evden kaçtım ve geçimimi, babamdan öğrendiğim savaş taktikleriyle bir avcı olarak sağlamaya başladım. Hikayeme göre de Cora, Ren ve Kai, benim üç küçük kardeşime çok benzediği için yanıma almaya karar verdiğim evsiz çocuklardı. Mona bana karşı biraz tepkili görünse de Serina ve Rea oldukça duygusallaşmıştı ve eminim ki beni artık şüpheli veya bir tehdit olarak görmüyorlardı. Akşama doğru evden ayrılırken Rea dayanamamış ve bana sarılmış, ardından da güçlü kalmamı söyleyerek duygusal bir ifadeyle evden ayrılmıştı. Gülümseyerek onlara el salladıktan sonra kapıyı kapatmış ve aramı dönünce Cora, Kai ve Ren'in karşımda sıralanmış olduğunu fark etmiştim. Hepsinin yüzüne yerleşen hüzünlü ifadeye başta anlam veremesem de leydilere anlattığım hikayeyi duymuş olabilecekleri aklıma gelince, bunu normal karşılamıştım. Bezgin bir ifadeyle elimle koltuğu göstererek üçünü de oraya yönlendirdikten sonra soluma Ren'i, sağıma ikizleri alacak şekilde koltuğa oturdum ve yatarcasına koltukta yayıldım. "Konuşun, sizi dinliyorum." dediğimde söze ilk giren Ren olmuştu. "Bizi kardeşlerine benzettiğin için mi satın aldın?" "Ah,  o hikayeye inanmamalısınız." dedikten sonra başımı geriye yaslayarak gözlerimi kapattım ve devam ettim konuşmaya. "Söylediklerimin hepsi yalandı, hiçbir zaman küçük bir kardeşim olmadı." "Ama neden yalan söyledin ki? İyi insanlara benziyorlardı." diye konuşan, bu sefer Cora olmuştu. "Bunu bilemeyiz." dedim. "Ne olursa olsun, her önüme gelene hayat hikayemi anlatacak değilim." "Bize de mi?" diyen Ren ile birlikte gözlerimi açıp yüzümü ona çevirdim ve ciddi bir şekilde konuştum. "Emin ol gerçek hayat hikayem, az önce anlattığım şeylerden kat kat daha kötü ve acı verici Ren. Sadece size değil, kimseye anlatamam." dedikten sonra gözlerimi tekrar kapatarak arkama yaslandım ve derin bir nefes vererek konuştum. "Onca sene geçmesine rağmen daha ben bile o olayı atlatamadım, size nasıl anlatayım." dediğimde deri bir sessizlik oluşmuştu ortamda. Ardından da sol omzuna konan bir başın ağırlığını hissettim. "Ne olursa olsun..." dediğini duydum uzun bir süre sonra ilk kez konuşan Kai'nin. "Ne olursa olsun biz senin yanındayız Usta. Seni asla bırakmayacağız."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD