Duruşmanın olduğu günden bu yana yaklaşık bir hafta geçmişti ve benim için gerçekten yorucuydu bir haftaydı. Gelecekteki müttefiklerim olacak olan şu iki SS seviye gençler benim hakkımda bilgi toplaması için peşime birer adam takmışlardı ve ikisi de S seviyesindeydi. Gizlenmekte iyi olmaları onları hissetmediğim anlamına gelmiyordu ve gün içinde onları atlatabildiğim en rahat zaman aralığı gece saat 1 ve 5 arasıydı.
Ayrıca herkesten gizli bir ev inşa etmek düşündüğümden daha zor olmuştu. Taslak çizme aşamalarını geçtim, bir de kimseye fark ettirmeden gecenin bir yarısı sessizce gölge askerlerimle ev inşa etmeye çalışıyordum. Üstelik yerin altında olacak olan bodrum katını kendi özel karargâhıma çevireceğim için kimsenin bundan haberi olmamalıydı ve tüm bodrum katını tek bir gecede bitirmek zorunda kalmıştık. Evin yapımında alınması gereken izinler, belgeler, vs. hepsini Emilia halletmişti ve bu omuzlarımdan büyük bir yük kaldırmıştı. Malzemeleri gerek satın alarak, gerek ormandan tedarik ederek bir şekilde halletmiştim ancak bu süreç beni biraz yıpratmıştı. Geceleri evin inşatıyla uğraşırken gündüzleri de çok şüphe çekmeden yerleşme planlarımı yapıyordum. Günlük uyuyabildiğim miktar henüz üç saatin üzerine çıkamamıştı ve en önemlisi, hala kan kapsülleriyle idare etmeye çalışıyordum. Yoğunluktan avlanmaya fırsatım bile olmamıştı ve sivri vampir dişlerim açlıktan sızlıyordu.
Ama iyi haber, evin inşaatı bitmek üzereydi ve düşündüğümden de güzel görünüyordu. Diğer evlere göre biraz fazla modern durmasına rağmen, evin olduğu semt Markizler ve Lordlarla dolu olduğu için tüm evler oldukça lükstü. Bu yüzden çok fazla dikkat çekmiyordu.
Ayrıca Kai, Cora ve Ren üçlüsü de bu bir hafta içinde biraz kilo almış ve daha sağlıklı görünmeye başlamışlardı. Özellikle Ren'in biraz boy attığını düşünüyordum.
Tüm bunların dışında, zamanın gerçekten hızlı geçtiğinin bir belirtisi olarak Emilia'ya, eski Kralın ilk kız kardeşi olan 1.Düşes'ten bir davet mektubu gelmişti ve davette iki hafta sonra yapılacak olan oğlunun on ikinci yaş kutlamasına çağırıldığı yazıyordu. E doğal olarak 2.Dükün eşi vasfıyla o kutlamaya katılmak zorundaydı. Ayrıca 1.Düşes, yaklaşık on beş sene önce Kuzey Krallığıyla yapılan savaş sonrasında barış anlaşması olarak Kuzey Kralının ilk oğluyla evlendirilmişti ve şu an kendisi Kuzey'in Kraliçesiydi. Kısacası, Emilia'nın bu daveti kabul etmemesinin imkanı yoktu.
Muhtemelen daha Kuzey topraklarına ulaşamadan öldürülecek olsa bile, göz göre göre kendini ateşe atacaktı. Lukas da o aracın içinde olacağı için onu korumak adına tabiki onları takip edecektim ve muhtemelen Emilia'nın ölümüne de şahitlik edecektim ancak bu gördüğüm ilk ölüm değildi sonuçta. Onun ölümü beni çok etkilememeliydi...
Ah, yerleşik hayata geçmenin bu kadar zahmetli olduğunu bilseydim bu işe en başından girişmezdim.
Bugün, taslak olarak çizip işinde oldukça başarılı bir marangoza verdiğim evimin mobilyaları tamamlanmıştı ve tüm günümü onları yerleştirmekle geçirmiştim. Ufak tefek eksikleri olsa da evim tamamlanmıştı ve tıpkı 21.yüzyıldaki dublex evleri andırıyordu.
Eh taslaklar ve mobilyalar da dahil olmaküzere her şeyi kendim planladığım için böyle olması çok da imkansız değildi.
İki dakika gözlerimi dinlendirmek için uzandığım koltukta gözlerimi açtığımda çoktan akşam olmuştu ve saate bakarsak dört saattir uyuduğumu fark etmiştim. Yine de dinlenmiş hissediyordum ama biraz daha uyku fena olmazdı. Alpheus'la yaklaşık bir haftadır iletişim kurmadığımı hatırlayınca oflayarak ayağa kalkıp sağ taraftaki yatak odama girdim ve kitaplığı bir kapı gibi açarak merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Evimin altında kalın parmaklıkları bulunan yirmi ayrı hücre vardı ve bunun dışında özel olarak çalışabileceğim geniş bir çalışma odasına da sahiptim. Bu odanın boş duvarlarından birine yaklaştım ve envanterde, mahkemeden aldığım yarısı bitmiş olan Kapı Kristalini çıkararak geri kalan yarısıyla duvara bir dikdörtgen çizdim ve tam ortasında bir güç taşı patlattım. Aynı kristalle çizildiği için otomatik olarak kapı, Emilia'nın giysi dolabındaki kapıya bağlanmıştı. Aynı işlemi Emilia'nın kapısının hemen yanına, Beatrice'in zindanı için kullandığım Kapı Kristaliyle yaptıktan sonra dikdörtgenin içi siyaha boyanmış ve kapılar aktif hale gelmişti. Test elmek için önce Emilia'nın Geçit Kapısından kafamı içeriye soktuğumda burnumun dibine gelen elbiselerden, buranın Emilia'nın giysi dolabı olduğunu kanıtladıktan sonra aynı şekilde kafamı diğer geçit kapısına soktuğumda kendimi Beatrice'in zindanında bulmuştum.
Her iki geçit kapısının da doğru bir şekilde çalıştığını doğruladıktan sonra çalışma odamdan çıkıp merdivenlere yöneldim ve kitaplığı kapattıktan sonra kendimi yatağımın üzerine atmamla aklıma benim sorumluluğum altında olan üç küçük çocuğa sahip olduğum aklıma gelince bıkkınlıkla br nefes vererek yataktan kalkarak evden ayrılmak için harekete geçmiştim. En azından han buraya çok uzak değildi.
Evden çıktıktan sonra biraz enerjimi yerine getirmesi için envanterdeki kan kapsüllerimden birini ağzıma atıp yuttuğumda hissettiğim mide bulantısıyla, artık bunların da etkisini kaybetmeye başladığını anlamıştım. Sokakta yürürken peşimden gelen iki bedenin varlığı, bu gece de avlanmamı engelleyecekti anlaşılan. Gizlilik yeteneğimi kullanarak ormana gitsem bile birden varlığımın yok olması, onlar için oldukça şok edici olacaktı. Bu yüzden fazla bir çıkar yolum kalmamıştı. Nereden baksan iki haftaya yakın bi süredir adam akıllı kan içememiştim ve şu an manamın dibini sıyırıyordum.
Hana girip hızla merdivenleri çıktıktan sonra kapıyı açtım ve içeriye girmeden yatmak için hazırlanan ikizlerle Ren'e bakarak hızlıca konuştum. "Toparlanın, buradan ayrılıyoruz. Sizi aşağıda bekliyorum."
Sözlerimi bitirir bitirmez tepkilerini beklemeden tekrar aşağıya inerek görevliye son bir haftanın tutarını ödedikten sonra bugün ayrılacağımız konusunda onu bilgilendirmiştim. Ben bunları halledene kadar çocuklar da ellerindeki çantalarla yanıma gelmişlerdi zaten. Ardından da handan ayrılarak eve yönelmiştik.
Kısa süreli bir sessizliğin ardından, Ren'in konuşmak isteyip de buna cesaret edemediğini fark etmiştim ama buna rağmen hiçbir şey demedim. Ardından birkaç dakikanın sonunda cesaretini toplamış gibi konuşmaya başlamıştı.
"Usta, sen iyi misin?" diye dakikalardır onu yiyip bitiren soruyu sorduktan sonra dikkatle vereceğim yanıtı beklediğini görmüştüm. Onu fazla endişelendirmek istemediğim için ben de hafifçe gülümseyip sorusunu yanıtladım.
"Evet, iyiyim." derken eve iyice yaklaştığımızı fark ettim.
"Ama-" diye söze girip ikizleri de endişelendirmesini engellemek için sözünü keserek elimle birkaç metre ötedeki evimi göstererek konuştum.
"Yeni evimize geldik." dediğimde üçünün de bakışları o yöne dönmüştü. Bahçeden geçip kapıyı açtıktan sonra onların da eve girmesini bekledim ve arkalarından kapıyı kapattım. "Hadi, gidip üst katta bir oda seçip yerleşin. Ben şuradaki odada dinleniyor olacağım." diyerek kendi odamı gösterdiğimde heyecanla kafa sallayarak üst kata yönelmişlerdi. Şaşkın ve hayranlık dolu bakışlarından, evimi beğendiklerini söyleyebilirdim.
Derin bir nefes alıp mide bulantımı unutmaya çalışarak odama girip kontrolü kaybetme olasılığıma karşı kapıyı kilitledim. Evin diğer ucunda olmalarına rağmen kalp atış sesleri kulaklarımda yankılanıyordu. Avlanamayacağımı da göz önünde bulundurarak yutkunarak kitaplığa yöneldim ve gizli kapıyı açarak tekrar depoya koştum. Kendimi gizli çalışma odamda bulurken kapıyı arkamdan kapatmaya bile fırsat bulamadan kendimi önüme gelen geçit kapısından birine attım ve yere düşmeme rağmen bunu umursamadan kristal zemine bakarak buranın Beatrice'nin zindanı olduğunu söyleyebilirdim.
"Aria?" diye buraya yaklaşan Alpheus'un sesinden çok onun kalp atışlarını ve bedeninde akan kanın sesini duyuyordum. Rahatsızca düştüğüm zeminde dizlerimin üzerine oturacak şekilde kalkmaya çalışsam da bu çabam bacaklarımı kendime çekmemden başka bir işe yaramamıştı. Midemdeki bayat kan ağzıma gelirken ellerimle ağzımı kapatmam pek işe yaramamış olacak ki ellerimden yere damlayan kan, diğerlerinin de endişelenmesine sebep olmuştu. Ben ise özensizce kana bulanan ellerimi pantolonuma silmeye uğraşıyordum.
Önümde diz çökerek omuzlarımdan bana destek vermeye çalışan Alpheus'un omzumdaki elini tuttuktan sonra diğer elimin tersiyle ağzımı sildim ve konuşmaya çalıştım.
"Rica etsem bana biraz yardım eder misin?"
"Tabiki ederim, ama ne yapmam gerekiyor?" Alpheus'un sorusunu görmezden gelerek bir elimle Alpheus'un ensesinden tutup hızla onu kendime çekmiş ve dişlerimi onun şah damarına geçirerek haftalardır beklediğim ziyafetimin tadını çıkarmaya başlamıştım. Tabi ben bunu yapınca onun ilk tepkisi irkilmek olmuştu ancak sonra bana destek vermek için kollarını bana sarmıştı.
"Ov, ne vahşi." diyen Raph'ı her zamanki gibi duymamış gibi yaparak Alpheus'un kanının tadını çıkarmaya devam etmiştim. Ah, o kesinlikle bu zamana kadar tattığım en iyi kana sahipti.
Bir süre bu şekilde kan içme olayına devam ettikten sonra Alpheus'un zorlanmaya başladığını fark ederek dişlerimi boynundan ayırmıştım ancak diş izlerimden akan kanı görünce dayanamamış ve akan kanı yalayıp geri çekilmiştim. Son hareketimden sonra Alpheus'un gözleri iri iri olmuş, yanakları da kızarmış bir şekilde elini boynuna götürmüştü. Enerjim yerine geldiği için mutlulukla gülümseyip envanterden SS seviye bir Şifalı İksir çıkardıktan sonra Alpheus'un eline tutuşturmuştum.
"Uslu bir çocuk olduğun için, bunu alabilirsin." diyerek ayağa kalkmış ve hala kanlı olan ellerimi özensizce pantolonuma silmiştim. Alpheus ise yüzüme bakmadan şifalı iksiri kafasına dikmiş ve boynundaki izlerin geçtiğini fark edince ayağa kalkmıştı.
"Oh bee." dedim enerjik bir şekilde kollarımı havaya kaldırarak esnerken. "Dünya varmış, çok rahatladım." dedikten sonra gülümseyerek elimi Alpheus'un omzuna koymuş ve "Haftalardır aç olan bendenizin karnını doyurduğun için sana minnettarım genç adam. Dile benden ne dilersen."
Sözlerimle birlikte Raph bana gülmeye başlarken Valtiz'in de yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. Alpheus ise bir süre bu duruma bozulmuş gibi somurttuktan sonra sevimli suratıma daha fazla dayanamayarak o da sonunda gülümsemişti.
"Kendini neden bu kadar zorladın ki?" diyerek ciddileşen Alpheus'un omzundan elimi çekerek hatalı bir çocukmuş gibi elimi enseme attım.
"Avlanmaya çıkarım diyordum ama bir türlü fırsat bulamadım."
"Daha dikkatli olmalısın, ciddi bir sorun olabilirdi farkındasın değil mi?"
"Bu, 'Sen kendini zorlama, benim kanım sana feda olsun Aria!' demenin başka bir yolu mu?" diyerek yandan bir gülüşle yüzüne baktığımda başını başka bir yöne çevirerek cevap vermişti.
"Hayır, sadece zor durumda kaldığın zaman buna izin verebilirim." dediğinde daha çok gülmeme neden olmuştu.
Ah, karnım tok iken her şey daha katlanılabilirdi.