Gerçekler 🫀

355 Words
Asude arkamda korkudan titriyordu ama aklımda yalnızca bir isim vardı: Fikret. Operasyon sonrası bazen kaçamak yapar, şu gölete gelir saatlerce sohbet ederdik. O kahkahalar, o su sesi… Hayatın içinden kopardığımız birkaç saatti. Fikret, timin neşesiydi. Ama o hain pusuda… Sınırın hemen dibinde, kimsenin yardım edemeyeceği bir yerde… Tim esir alındı. Günlerce işkence gördük. O günlerin izleri hâlâ vücudumda. Ama en çok, ruhumda. Fikret’in boğazına açılan derin bir kesi… Gözümün önündeydi her şey. Kanlar içinde, son bir kez başını çevirmişti bana. “Karım ve kızım… Size emanet,” demişti sadece. Emanet… O kelime boğazıma oturdu. Sahip çıkamadım. Eşi Gözde, Fikret’ten günler sonra, doğum sırasında hayatını kaybetti. O da şehit sayıldı. İrem… O küçük kız… Her ikisinden de izler taşıyor şimdi. Fikret’in gözleri, Gözde’nin gülüşü… Bize onlardan kalan tek şey o küçük kız çocuğu. Asude’nin arkamdan yükselen sesi, titrek feryadı… Hiçbirini duymuyordum o an. Yine de dönüp, sinirle bağırdım: — Ne oldu? Hani korkusuzdun? Hani hız hoşuna giderdi, bayılırdın hıza? Ne değişti? O an fark ettim. Gerçekten korkuyordu. Gözlerinde bir şey vardı… Acaba… Benden korkmuş muydu? Ona zarar vereceğimi mi düşünüyordu? Midem burkuldu. Böyle bir şey… Aklımdan bile geçmezdi. Evet, hayatımda birçok kadını oldu. Ama rızası dışında birine elimi sürmek? Asla. Bu benim çizgimdi. Karakterimdi. Motoru durdurduğumda, indi ve yüzü pancar gibi kızarmıştı. O hâlini görünce istemsizce bir kahkaha koyverdim. Belki gerginliğimi atmak içindi, belki de durumun absürtlüğü… Ama gözleri dolunca kahkaham boğazıma dizildi. Bir an bile düşünmeden sustum. Yaklaştım, durumu anlattım. Niyetimin sadece kahvaltı olduğunu söylediğimde gözlerindeki bulut dağıldı. Sonra, gölet kenarındaki masada oturduk. O güzelliğin arasında kahvaltı ettik. Arada bana bakarken, gözlerini kaçırıyordu. Ama o an sanki her şey biraz olsun yavaşladı. Sınav saati yaklaşınca toparlandık. Bu kez motoru olabildiğince yavaş, dikkatli kullandım. Korkusunu telafi etmeliydim. Okula vardığımızda beklemeyi teklif ettim, ama kabul etmedi. Sırtını dönüp gidiyordu ki… Karşı kaldırımdaki kızların ona baktığını fark ettim. İçimden bir dürtüyle harekete geçtim. Koşup arkasından sarıldım. Cennet gibi kokuyordu… Gözlerimi kapadım bir an. Gitmesine izin verdim. Sınıfa girdiğine emin olunca, Umay’ın telefonundan gizlice aldığım numarasına bir mesaj attım. Başımı önüme eğdiğimde, kokusunun hâlâ üzerimde olduğunu fark ettim. Ve ardından bir mesaj daha: “Çiçek bahçesi gibi kokuyorsun…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD