⸻
Alarm sesiyle sıçrayarak uyandım. Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey uykusuzluk değildi… Boğazımda düğümlenen bir histi. Aklıma gelen ilk yüz yine onundu: Koray.
Kafamın içinde onun sesi yankılandı:
“Uyu artık Asude, yarın sınavın var.”
İstemsizce gülümsedim. Sanki dün gece bir rüyaymış da sabah uyanınca kalbimin en kırılgan yerinde kalmış gibi.
Perdeleri araladım. Ankara’nın sabahı griydi. Sıcak bir çayın, sessizliğin ve telaşlı adımların tonuna bürünmüştü şehir.
Sınav sabahları hep stresli olurdu benim için ama bu sabahın kalp atışı daha başkaydı.
Hızla hazırlanırken, elimdeki kalem kadar zihnimde de Koray dönüp duruyordu.
“Neden bu kadar etkileniyorum?” diye sordum aynaya bakarken.
Yalnızlığın orta yerinde beliren bir adamdan mı, yoksa onun sessizliğinde saklı duran o ince, dokunulmamış duygulardan mı?
Anahtarı çantama atıp sessizce kapıyı kapattım. Merdivenleri inerken aklım hâlâ geceye takılıydı:
O gölgeli bakışlar… Belimdeki eli… Balkonda içilen sigaranın kokusu…
Sokağa adım attığımda yüzüme çarpan serin hava biraz olsun kendime gelmemi sağladı.
“Bugün sınav var,” dedim kendi kendime. Derin bir nefes alıp yürümeye başladım.
Adımlarım üniversiteye doğruydu ama kalbim hâlâ dün geceki merdivenlerdeydi.
Durağa yaklaştığımda aniden önüme kıran bir motorla irkildim. Tam çantama uzanıp biber gazını çıkaracakken, motorun sürücüsü kaskını çıkardı.
Yeni tıraşlanmış yüzü, dağınık kumral saçları ve gök mavisi gözleriyle Koray’ı karşımda bulacağımı hiç beklemiyordum.
“Ah Koray! Yine mi? Ama korkuttun beni!” diyordum ki, elindeki kırmızı kaskı uzatıp,
“Artçım olur musun, güzellik?” dedi.
İçimden “Yavaşş… Hızınız 180,” diye geçirirken, bir yandan da şaşkınlıkla bakıyordum.
Neredeydi benim o soğuk nevalem? Hoş… Bu hali de fazlasıyla hoşuma gidiyordu.
Dudaklarımda arsız bir gülümseme belirdi.
“Elbette… Ama daha önce hiç binmedim, Yüzbaşım. Size ayak uydurabilir miyim bilmiyorum,” dedim.
Kaskı kafama geçirdim. Uzattığı elini tutarak arkasına yerleştim.
“Asude, şimdi bana sarıl… Ben ne yapıyorsam aynısını yap,” dedi.
“Tamam, anladım,” dedim ve dediklerini yaptım.
“Hız sever misin?” diye sordu.
“Bayılırım,” dedim.
Aniden hızlandık. Rüzgâr yüzüme çarparken içimden “Tek rakibimiz Türk Hava Yolları,” diye geçiriyordum.
Kendimi Koray’a yaslamış, sarılmış haldeydim; yolun akışına kaptırmıştım.
Ancak üniversiteye giden tabelayı geçtiğimizde içime bir huzursuzluk çöktü.
Tedirginliğimi fark etmiş olacak ki gazı daha da kökledi. Sabahın erken saatinde ıssız yollardan geçerken içimi kaplayan korkuyla,
“Koray…” diye seslendim.
Cevap vermedi. Ya duymadı, ya da duydu ama tepki vermedi.
Kafamda onlarca düşünce dolaşırken sesimi biraz daha yükselttim:
“Koray!”
Bu kez daha sert bir şekilde gazı kökledi. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Korkum gitgide artarken, bağırdı:
“Hani hız severdin? Bayılırım demedin mi? Ne oldu, neden titriyorsun?”
Tam cevap verecekken, motorun yönünü ormanlık bir alana doğru çevirdiğini fark ettim.
“Koray… Sınava gitmem gerekiyor. Biliyorsun. Nereye gidiyoruz biz?” diye sordum.
Ama ne duruyordu, ne de cevap veriyordu.
Korkuyordum… Hem de fazlasıyla. Haddinden fazla