Sağ elimde ekmeğim sol elimde anahtarımla eve doğru yürüyordum. Ayağımın altında ezilen kurumuş yapraklara baktım bir zamanlar kimsenin ulaşamayacagı yükseklikteydiler,kafamı kaldırıp ağaçlara baktım kötü yapraklardan kurtulmuşluğun mutluluğu vardı ama bilmiyorlardı ki onları güzelleştiren hor gördüğü yapraklarıydı.
Apartmanın kapısını ulaştığımda büyük demir kapıyı eskiye nazaran uğraşmadan açmıştım. Seri adımlarla merdivenleri çıktım,işe geç kalmak istemiyorum.
Kapının önüne geldiğimde dağınık ayakkabıları ayağımla bi köşeye çekip anahtarı kilide yerleştirdim.
Kapıyı arkamdan örtüp mutfaga geçiyordum ki azında diş fırçasıyla oradan oraya koşturan Burcu'ya baktım göz zevkimi balkondan aşağı atlamaya zorluyordu resmen. Anlaşılan işe geç kalmak istemeyen yanlızca ben değildim.
Mutfağa geçer geçmez dolaptan çıkardığım peynir ve domestesle sandivinç hazırladım ocakta kaynayan suyla yaptığım kahveyle kahvaltımız hazırdı. Burcu'ya seslendim.
''Kahvaltı hazır!''
''Geliyoruum...Bi dakka gelemiyorum, abla benim telefonum nerde?''
''Komidinin üstüne bak''
''Tamam...Buldum,''
Ekmeğimin son lokmasını da azıma atıyordum ki Burcu elimden alıp kendine midesine göndermişti.Burcu da sandivincini bitirince, kalkıp masayı toparladık.
Kapının önüne çıktığımız da ben montumu giyerken Burcu ayakkabısını giyiyordu.
"Abla hissediyor musun?"
"Neyi"
"Yaklaşan kara günleri...Sabahları etrafı yerle bir eden ses bombasını yada o bitmeyen yol...Ahh,hayır konuşamıcam"
Başımı iki yana salladım.Bende ciddi bişey söyleyecekmiş gibi dinliyordum ya.Okulların açılmasına iki gün kalmıştı,3 ay boyunca yan gelip yatmak yoktu artık onun korkusu salmıştı.
Dış kapıyı kapatıp ayakkabılarımı giydim.Burcu'nun saçına geçirdiği bandajını düzeltip koluna girdim.Biraz daha oyalanırsak gidicek bi işimiz olmuyacaktı.
Yoldan geçen insanlara rahatsız olmayacakları bakışlar atarken, yürüyorduk. Gözüme bakkaldan elinde abur cubur poşetleriyle çıkan küçük kızın sevincine takıldı, elleri o kadar doluydu ki onları düşürmemek için yaşından büyük çaba sarf ediyordu. Merakla nereye gittiğine baktım kaldırıma bebeklerini dizmiş yaşıtlarının yanına koşturuyordu.
Küçükken biz de onlar gibiydik ama biraz daha farklıydı,evden dışarı çıkmazdık ve birbirimizden başka arkadaşımız da yoktu,sinirlendiğimiz de birbirimizin saçlarını çeker dayanamaz barışmak için zorla örgü yaptırırdık.
Başımı yana çevirip Burcu'ya baktım.Koyu kahve, kısa saçlarına geçirdiği bordo bandajı tatlı bir görüntü sunuyordu ona. Kapşonumu kafama geçirirken etrafa bakındım kimseler yoktu. Burcu'ya döndüm kulaklığında dinlediği müziğe nasıl kaptırmışsa kendini kafasını ritmik hareketlerle sallıyordu. Kulaklığın tekini çıkardım ''Çok sıkıcı bir kız olduğunu söylemiş mıydım?''dedim. Kendi kendime eğlence arıyordum yoksam bu yol bitmeyecekti, Burcu güler gibi ses çıkartınca ona döndüm.
''Noldu''
''Bağcıkların, yakında dile gelip 'bende bağlanma problemi var, sal beni' demesinden korkuyorum artık. Ama sen hala bu kardeşinle uğraşıyorsun''. Kaşlarımı çatarak ayaklarıma baktım. 10 dakika yürümeden çözülmesine mi yanayım yada ikisininde aynı anda açılmasına mı?
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Sırt çantamı Burcu'ya verip kaldırımın kenarına oturdum.Elime doladığım ipi çözülmemesi için, nasanın şapka çıkarıcağı fikirler üretirken eserime isim düşünüyorken olanlar olmuştu.Sonbaharın ortalarındaydık, yagmur kendini yurdun dört bir yanına göstermişti,yanımızdan geçen arabanın suratı düşük olsa da beni çamur etmeyi başarmıştı.
Yaşadığım şokla kollarım iki yana açılırken irileşmiş gözlerimle kiyafetlerime, çekinmeden yapışan çamurlara bakıyordum.Kafamı kaldırdığımda araba durmuştu elimi yerden avuçladığım küçük taşları arabanın arkasına fırlattım. Bazıları boşluğu tercih etse de diğerleri arabaya dokunmuştu.
Burcu'nun koluna asılarak ayaklandığım da önüme geçti.
''Düşündüğümü yapmıyacaksın demi ablacım.'' dedi. 'Ablacım' kısmını özellikle vurgu yapmıştı.Sinirle ona bakarken sağ doğru adım attım oda benimle aynı adım attığında,sesimi yükselterek ''Düşündüğün şeyi 4 le çarp yok, yok 10 la çarp yetmez çünkü'' bu seferde sola dogru attığım adımda tekrar önüme geçip omuzlarımı tuttu, kolundaki saati gösterek ''Aaa,bak çok geç kalıyoruz." dedi. Yapmacık bi telaşla "Hem ya adam belalı bi tipse baksana sokağa öldürse üç gün sonra bulunuruz''
Arabaya baktım niye kimse inmiyordu?
İnmiyorsan bari sür arabanı git.
Burcu'ya döndüm.''Eger adam bişey yapmaya kalkarsa kaçarsın ADAMA BAK İNMİYOR BİLE'' Sonlara doğru sesimi yükseltmiştim ama yinede tık yoktu.Üstüme baktım berbat gözüküyordum haklı tarafta benken neden geri çekileyim ki. Burcu yine önüme geçti ''Ya boşver nolursun hem bak bende ıslak mendil peçete ne arasan var.Köşedeki ara sokaktan da gideriz hiçbir sorun olmaz''
Ofladım.
Neden tekken çamura bulamadı ki bu beni. Yerde ki çantamı sertce omzuma takarken Burcu da kendisininkini taktı.Koluma girdi. Karşı kaldırımda ki sokağa yürürken ben bir yandan arabanın içindekini görmeye çalışıyordum Burcu anlamış olucak ki,kafamı ne tarafa hareket ettirsem oda aynısını yapmaya başladı. Neyse ki araba hafızama kazımıştım. Ahh... Neden plakasına bakmadım ki.
Sokağa girdiğimizde Burcu ''Adam da kavga olmaması taraftarıydı anlaşılan'' diye kendi kendine mırıldanıyordu. Sinirle güldüm ''Kızım adam bizi tinlamadı da inmedi o arabadan,git bide teşekkür et 'Ablamı çamur bataklığına çevirip yinede o arabadan inmediğiniz için müteşekkiriz' de'' Gülmemek için dudaklarını ısırdığını fark edince.
Kafamı kaldırıp yüzüne baktım''Gülersen üstüne atlar bataklığımın bi parçası ederim seni'' diye tehdit ederken ilk gülen ben olmuştum.
Çalıştığımız CAFE'ye yetiştiğimiz de 10 dakika geç kalmış üstüne pantolonum da ki çamurları dahi çıkaramamıştım.
Burcu kafeye önden gönderirken üstümü son kez silkeleyip arkasından kafeye girdim.Koşar adımlarla bana doğru gelen Barrow elimi tutup etrafımda bir tur döndürdü.
Melankolik bi sesle "Şef,şef,şef." bi anda sırıtmaya başladı. "10 dakikayı maaşınızdan mı kesilmesini istersiniz yoksam mesaiye mi kalırsınız"
Bunun diline düşeceğime yılanın deliğine girmeyi tercih ederdim.Aslında mekanın asıl şefi Emrah abidir o yoksa yönetim bana geçiyordu. Şuan susturmak yerine konuşan sınıf başkanı gibi hissettim.
"Benim önlüğümü nere-" cümlemi bitirmeme izin vermeden arkasından önlüğümü çıkardı.
"Demek hazırlıklıyız"
Keyifle gülümsedi. "Her zaman"
"Git şimdi mutfak lavabolarını temizle" dedim. Yerinde dikleşti.
İsyanla "Ama bu ceza olamaz herşeyi tam yaptım"dedi ingiliz aksanıyla.
Önlüğümü Başımdan geçirirken "Biraz önce cümlemi tamamlama izin vermedin bundan daha buyuk kabahat olabilir mi?
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Elimi başıma götürdüm.
"Ben burada savaşıyordum,kaybetme ihtimalim çok azdı,yada ben öyle biliyorum.Tam bitti,kazandım dedim,sahipsiz bir bombayla karşı karşıya geldim.Sonra noldu biliyor musun?... Her şey darmadağın."
Gözlerim dolarken,yutkundum. "Aradığım hiçbir şeyi bulamıyorum."
Yalvarırcasına baktı gözlerime "İzin ver,beraber arayalım."
"Sanırım...Seni de kaybettim.