Hayatın bize sunduğu seçeneklerden sadece birkaçını biliyorduk veya bildiğimizi sanıyorduk. Şafağın bağrından koşarak gelen güzel habere ikinci kapıyı hayallerimiz açarken ilk kapıyı suratına çarpan gerçeklikti.
Gerçeklik göreceli bir kavramdı. Kimine gerçeklik suyun yansımasından gelen beraklık kadar masum olan hayaller iken. Kime göre yaşadığın zorluklardır.
Ben hayatın dışarıdan bakanıydım. Hem hayal kurup hemde çekilebilecek tüm zorlukları çekmiştim.
Ama beni bir duvara toslamışım gibi hissettiren tek gerçeklik o olmuştu.
Onu ilk gördüğümde merdivenlerden çıkıyorduk. Okulun ikinci haftasıydı ve o okula yeni başlamıştı. Merdivenlerden çıkarken ona dikkat etmemiştim ayağımın kayıp boşluğa gelmesi gereken bedenim onun koluna yaslı bir şekilde durduğumu fark etmiştim.
Kafamı kaldırıp şaşkınca yüzüne baktığımda iki katı şaşırmıştım. O kadar yakışıklıydı ki daha önce böyle birini gördüğümü hatırlamıyordum.
Ondan uzaklaşıp kendime geldiğimde teşekkür edip merdivenlerden -daha sakin adımlarla- çıkmaya başlamıştım ki nazikçe kolumu kavramıştı.
Ona tekrar dönerken kalbimin teklemesi beni dumura uğratmıştı. Neyim vardı benim!? Sorusunu bana sordurtmuştu.
"Bana bir iyilik yapıp müdürün odasını gösterir misin?" Diye sordu.
Ses tonunda sıcak bir havada ılıkca esen rüzgara benzetmiştim o an.
Onunla beraber müdür odasına girip kim olduğunu öğrenmek ne kadar istesem de sadece yeri tarif edip sınıfa çıkmıştım.
Çok değil aradan bir on dakika sonra sınııfn kapısı çalmıştı. Kolumu tuttuğunda hissettiğim o anlamsız duyguyu tekrar hissetmiştim.
Kapı açıldı ve içeriye o girdi.
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -