( siz benim güzel bebeklerimdiniz. )
2 0 1 6
"Oha Parla... Geri mi döndün?" Dedi Furkan büyük bir şaşkınlıkla.
Furkan'ın ani tepkisiyle sınıfın geri kalanının da bakışları beni buldu. Aynı anda şaşkınlıklarını dile getirdiler.
Geçen senenin sonunlarına doğru buradan taşınmak zorunda kalmıştım ve yıllardır okuduğum bu okuldan ayrılmıştım. Şimdi ise ailemi geride bırakıp buradaki eski evimize tek başıma kalmaya başlamıştım.
"Lan ziyarete mi geldin?" Dedi sınıfımızın en naziklerinden bir tanesi.
Arkadan biri, "lan akıl küpü o zaman neden çantayla gelsin belli ki kalıcı."
Ecrin, "Susunda bir kız konuşsun."
1 senelik araya rağmen hala hiçbir şey yokmuş gibi samimi olmaları o kadar güzel bir hismiş ki...
Hafifçe güldüm, "Duydum ki beni çok özlemişsiniz dedim daha fazla acı çekmesinler madem"
"Hadi arkadaşlar 3 diyince inanıyoruz."
Sınıf bir anda saymaya başladı.
"1 !"
"2 !"
"4 !"
Hep bir ağızdan gülmeye başladık. Ama yine böyle bir şey beklemediğim için. "Ne ! ?" Diyerek şaşkınlığımı belli ettim.
Sınıfa hoca girince hepimiz sessizleştik, hocanın tanıdık olmasını umdum ama yeni gelen bir hoca gibi duruyor çünkü ilk defa gördüğüme eminim. Sıraların arasına karışırken, en yakınımda Furkan olduğu için kısık bir sesle. "Ee ben neereye oturucam şimdi." Sırıtarak en ora sıranın en arkasını gösterdi. Kafamı kaldırıp oraya baktığımda yüz miniklerim anında değişti.
Dalga sanki ona baktığımı fark etmiş gibi kafasını kaldırıp benden tarafa baktı.
Yüzümde ki ifadeyi görünce ilk gözlerini devirdi. Sonra sanki anlamış gibi çantasını alıp bir hızla yanındaki boş yere koydu.
Adi herif, hiç değişmemişti.
Yanaklarımın içini şişir güçlü bir şekilde oflamak istesemde sakincene, tek boş yer olan onun sırasına ilerledim. Sıranın önünde durup beklemeye başladım.
Dalga hiç istifini bozmuyor kollarını göğsünde birleştirmiş hocayı dinler gibi yapıyordu. Dayanamayıp gözlerimi devirdim ve çantasını kaldırıp boş yere oturdum.
Dalga hayatımda görüp görebileceğiniz en kaba ve inatçı adamın tekidir. Orta yediden beri onunla aynı sınıfı paylaşıyorduk ve aradan geçen o kadar seneye rağmen hala birbirimizden nefret ediyorduk.
Benim nefret sebebim kaba ve küfürbaz olması. Onun benden nefret etmesinin sebebi ise her küfüründe her kaba hareketinde ona karışıyor olmam idi.
Defterlerimi sıranın üzerine bırakıp onu gibi yayılarak oturdum. Bacaklarımı açarak bacağını rahatsız ettim.
Gecikmiş bir itirafım olsun istemem bu yüzden şimdi söylemek istiyorum. En çok da Dalgayla uğraşmayı özlemiştim.
Kaşlarını çattı. Yüzüme bakmadığı için yan profilinden görebiliyordum. Gülümsememek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Dudaklarım kağıt gibi düz ve boş bir görüntüye ev sahipliği yaparken yoklamada ismim geçince kısa süreliğine oraya odaklanmak zorunda kaldım. Dalga da karşı saldırı yaparak sırasında rahat bir pozisyon alıp benim gibi bacaklarını açarak alanımı daralttı. İnat ettim. Sol bacağımla onu darlamaya başladığımda aynı şekilde karşılık vermeye başladı. İkimizde birbirimize bakmadan doğrudan hocanın tahtaya çizdiği geometrik şekillere bakıyorduk.
Aniden elini onunla uğraştığım bacağımın üzerine koyunca dirseğimle acımadan rastgele bir tane geçirdim. Temastan nefret ettiğimi unutmamıştı.
Ve her zamanki gibi karışıklık vermeyi sevdiği için oda bana dirseğiyle vurmuştu.
Ama neyseki güçsüzdü ve acıtmamıştı. Veya bana acımışta olabilirdi... Her neyse.
Kafasını çevirip yüzüme baktı, dönüp ona bakmasamda kaşlarını çattığını biliyordum.
Ona bakmamaya devam edince tahtaya döndü ve hiç beklemediğim bir şekilde, kısık bir sesle mırıldandı. "Hay seni buraya getiren arabanın tekerleklerini..." Sonlara doğru sesini daha da kıssa da 's' harfiyle biten yükleme kadar gayet iyi duymuştum.
Kocaman gözlerle ona bakmaya başladığım da dudağının benden tarafa görünen ucu usulca havalandı.
Yüzünü yüzüme çevirdi.
Aradan sadece bir sene geçmişti. Ama siması dışında yüzünde biraz değişiklik vardı sanki. Yüz hatları daha da keskinleşmiş, yanakları biraz daha zayıflamıştı ama şöyle bakıyorum da zayıflayan tek yeri yanakları değildi. Zaten uzun olan vücudu daha da uzamış gibi duruyordu.
Acaba bende ki ufak değişiklikleri oda fark etmiş miydi?
Gerçi fark edip etmemesi de önemli değildi, sadece merak etmiştim.
Gözlerim gözleriyle çarpışınca tutunacak bir yer aradım. Kafasını rahat bir edayla arkasındaki duvara yaslamış onu izleyen gözlerimi izlemişti.
Eğer huyu değişmediyse gözlerimi kaçırır kaçırmaz benimle alay edeceğini biliyordum, bu yüzden sanki o bana bakmış gibi gözlerimle onu suçlamaya çalıştım. Kaşlarımı oynatarak, 'sen hayırdır' demeye çalışmış olabilirim. Ne kadar becerebildiğim konusu tamamen tartışmaya açık olsa da bir şeyler yapmaya çalışmıştım.
Kaşlarını çattı ama kızgınlıkla alakası yoktu. Kollarını kavuşturduğu elinin tekini kaldırdı ve tam yüzümün hizasına getirince ne yapacağını merakla beklemeye başladım. İşaret ve baş parmağını birleştirip yanağımı bir fiske attı. Yüzümü buruşturdum.
Hayır bununla uğraşmayacaktım, bu seferlik.
Yan tarafımızda ki sırada oturan Sercan'a dönüp bakması için elimle salladım. Hocanın arkası bize dönük olduğu için çekinmiyordum. Sercan'ın dikkatini çekince sıranın altında uğraştığı telefonu kısa süreliğine kapatıp bana odaklandı. Fazla uzatmadan, "Yer değiştirelim mi?" Diye sordum. İlk arkamda kalan Dalga'ya baktı. Sonra bana dönüp aynen şu anları tekrarladı. "Bu benim ahlakımı da bozar, kalsın şimdilik."
"Puşt." Dedi Dalga, Sercan'ın söylediğine karşılık ama alınmış gibi değil de daha çok eğlenmiş gibiydi.
Sırama yaslanıp ona hitaben, "Tüm sınıf senden nefret ediyor tıpkı benim gibi, ne zaman defolup gidersin."
"Geleli saate vurup hesaplasan dakikalar bu kadar kısa sürede bana yaptıklarını görüp utanırlar. Daha benim mi gitmemi istiyorsun?"
"Susar mısın ders dinlemeye çalışıyorum."
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
"Dalga?"
"Söyle!"
Ne kadar ağzının ortasına vurmak istesem de şu an ona işim düştüğü için olabildiğince sakindim.
"Şu öndeki uzunlardan dolayı bir şey göremiyorum defterine bakayım mı?"
"Bu ders bir şey yazmadım."
Yanaklarımı şişirdim. Neden ön sıraları en uzunlar kapmıştı ki? Başlarını eğmelerini istedim ama yine de göremiyordum.
Oturduğum sırada ayağa kalkmadan doğrulup başta o son paragrafı okumaya çalıştım bir kaç kelime görüp yazabilmiştim ama onun dışında hiçbir şey görememiştim.
Yan profilimde sıcak bir ağırlık hissettim. Bana bakıyordu. Oturduğum yerde eski pozisyonu mu aldım. Bu saatten yapacak bir şey yoktu elimden geleni de yapmıştım.
Dalga bana bakan yüzünü çevirip kapalı olan defterini açtı. Tahtaya bakıp bir şeyler yazmaya başladı.
Onunla ilgilenmiyormuş gibi görünsem de etrafta gezen gözüm sık sık onun defterin de duraklıyordu.
Yazması bitmiş olucak ki kalemi masaya bıraktı ve önünde ki defteri çevirip benim önüme koydu.
"Göremediğin kısım yazılı. Okuyamadım bir yer olursa söyle."
Bir deftere birde ona baktım. Şaka filan değil mi bu? O bana karşılıksız, kavga gürültüsüz bir şey mi yapmıştı?
Yüzüne baktım yeni çıkmaya başlayan sakalları tutam tutam yanaklarına dağılmıştı. Bu görüntüsü fazla erkeksiydi. Çocuksu siması tamamen kaybolmuştu. Bir an ona uzunca baktığımı fark ettim o direkt tahtaya odaklanmış gibiydi.
Boğazımı hafifçe temizleyip, "Teşekkür ederim." Dedim.
Başını sallamakla yetindi bu da onun rica etme yöntemiydi.
Defterine baktığımda içten içe yüzümü ekşittim. Yazısı inanılmaz çirkindi. ama onunla o kadar çok oturdum ki artık yazısını okuyabilecek profesyonelliğe ulaşmıştım ve şaka gibi ama benden başka kimse onun yazısını da okuyamazdı.
cümlemin noktasını koymamlar zil eş zamanlı çalmıştı. defteri kapatıp geriye yasladım. diğer ders matematikti ve yapabildiğim tek derste matematikti.
teneffüse çıkmayacaktım gerekte yoktu zaten. Dalganın da kalkmadığını gördüğüm de onunla uğraşmak için sırada bedenimi ona doğru dön derdim.
telefonuyla ilgileniyordu.
eğilip telefonuna bakmaya başladım. eliyle başımı tutup geriye itte de umursamadım bakmaya devam ettim.
instagramdaydı. eli hala kafamdayken başımı kaldırıp yüzüne baktım.
- hani sen i********: kullanmıyordun?
- yeni açtım?
- hmm peki
geriye çekilip temasımızı kestim. avucundan yayılan sıcaklık hala saç diplerimi ısıtıyordu.
normalde pek i********: olaylarını sevmezdi, biri için mi açmıştı acaba? kim için? ve bana neden istek atmamıştı? sevgilisi yoktu, biliyorum ama sevdiği var mı yok mu bunu bilmiyordum.
geriye yaslandığımda telefonunu sıranın altına bıraktığını gördüm. nedense sınıf da kimse kalmamıştı. acaba bugün kantinde özel bir günde bir şey mi dağıtıyorlardı? genellikle sınıf bu kadar sakin olduğunda kantinle alakalı olurdu.
kantine inmek istediğim için ayaklanıyordum ki biri -Dalga olduğunu biliyorum- belimden tutup tekrar sırama oturttu. kaşlarımı çatıldı kafamı çevirip yüzüne baktım.
- ne yapıyorsun be
eli hala belimdeydi. parmaklarının sardığı yer karıncalanmaya başlıyordu...
- bana neden yüzünü çevirdin
- kantine ineceğim gül cemaline bakarak mı gideyim.
- ne demek istediğimi anladın, i********:ı kuralı iki hafta bile olmamıştır.
parmakları baskısını arttırdı. kendine çekti. yüreğim ağzıma gelip nöbet tutmaya başladı. eteğimin örtmediği bacaklarım onun pantolonuna sürtündü. telefonu sıranın altından çıkarıp elime tutuşturdu.7
- aç telefonu
- niye ki
- lütfen dedimm
- ne demedinnn
- dedim say, aç hadi
gözlerimi devirerek telefonun ekranını açtım.
- ee şimdi noldu
- gir şifreyi
- ne bileyim ben şifreni
- ıslakedi, tek k ile
tam parmaklarım klavye üzerinde geziyordu ki bir an durup yüzüne baktım. o bana hep ıslak kedi derdi çünkü yağmurlu bir günde sırılsıklam ıslanırken benimle şemsiyesini paylaşmıştı. o anda gördüğünden beri -ıslak kediye benziyorsun- demişti. daha ilk defa karşılaşmamıza rağmen yüzüme bakıp kurduğu ilk cümle buydu.
şimdi ise telefon kilidine ıslak kedi mi yapmıştı?
ona büyük gözlerle tuhaf tuhaf baktığımı fark edince burnuma bir tane fiske attı. yüzümü buruşturup şifreyi girdim ve açıldı.
- şimdi oradan instagrama gir
hemen girdim.
- arama kısmına adını yaz.
- hayır
- yaz dedim
- bana ne olum başta yapacaktın ben söyledikten sonra değil,
- birincisi sen söylemedin, ikincisi dediğim gibi çok yeni açıldı.
durup takipçi sayısını gösterdi. 2 kişiyi takip ediyormuş. onların ikisini de tanıyorum bizim sınıftanlardı.
arama kısmına ismimi yazarken,
- kim açtı bu hesabı sana
diye sordum.
ismimin üzerine tıklayıp profilime ulaştım.
- hani normalde sevmediğini söyledin ya o yüzden şaşırdım biraz
yüzüme gelen saçları geriye attı ve ona sorduğum sorudan bağımsız farklı bir soru sordu.
parmakları yanağıma sürtündü.
- gidecek misin? fısıltısı... içimi yaktı.
- hayır gitmiyorum.
kafasını kafama yasladı.
- tereddüt etmeden hayır dedin ya, rahatladım.
sınıfın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. hızla geri çekilip telefonu Dalganın üzerine attım.
- al istek attım
telefonu arka cebine koyduğu yerde,
- kabul etmeyi unutma
- ne
- ne, ne?
- öyle herkesin isteğini kabul edecek bir kız mıyım be
garip garip yüzüme baktı. ilk bir anlamadı ne dediğimi ama sonra sinirle karışık bir gülüş yolladı dudaklarına. dilini dudaklarının üzerinde gezdirip yandan bir bakış attı.
bu bakışın ne anlama geldiğini biliyorum.
- o istek kabul edilmezse bitersin - gibisinden bir bakıştı.
sinir bozucu bir şekilde sırıtıp önüme döndüm.
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
parmağımı heyecanla kaldırdım.
- yapan var mı dedi hoca tam arkasını döndüğünde göz göze geldik çünkü tek parmak kaldıran bendim.
- Gurur, cevap ne
- 0, 5 hocam
- aferim doğru
tahtaya dönüp cevabı yapmaya başladı.
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -