8. Bölüm

1014 Words
--- Aslı ve Ferit hâlâ gelmedi. İçerden sesleri daha da yükseldi. Ne yapıyor bunlar bu kadar uzun süredir, anlamıyorum. Biz burada beklerken bitirirler sanmıştım ama yok... Hâlâ devam. "Emir..." dedi Ayşe. "Efendim?" dedim, gözümü televizyondan ayırmadan. "Birden basalım mı odayı?" Kafamı kaldırıp ona baktım. Şaka mı yapıyor, ciddi mi anlamaya çalıştım. Yüzüme baktığında ciddiyetini gördüm. Sanki ‘evet’ dememi bekliyor gibiydi. "Ayşe..." dedim. "Söyle." "Dalga geçme kızım benimle." "Ne var ya, basalım işte. Çok fazla oldu." "Teyze olmaktan mı korkuyorsun sen?" dedim gülerek. "Yoo... Ne alakası var ya..." "Aynen canım öyledir. İnşallah teyze olursun bu geceden sonra." "Çok komik... Olur muyum gerçekten?" "Bilmem, olursun yani. Ne var bunda?" "Emir..." "Efendim?" "Teyze olursam büyük mü görüneceğim?" "Yani biraz öyle olacak." "Ama hem bunlar evli değil, ne çocuğu ya?" "İsteyen istediğini yapar." "Ben gidip basacağım bunları. Teyze falan olmak istemiyorum." Kalkmaya yeltendiğinde refleksle kolundan tuttum. Fazla sertçe çekmişim ki kucağıma düştü. O an nefesim kesildi. Dudakları, dudaklarıma tehlikeli derecede yakındı. Gözleri… gözleri direkt dudaklarımdaydı. Fısıldar gibi konuştum: "Sakin ol ve onları rahat bırak. Teyze değil, babaanne bile olsan... alevin hiç sönmez senin. Çok güzelsin çünkü." "Öyle mi dersin?" dedi. "Evet, öyle." Konuşurken dudakları dudaklarıma değiyordu. Dayanamadım. Aradaki o minicik mesafeyi yok ettim ve öptüm onu. Karşılık verdi. Sanki bunu bekliyordu. Dudaklarının sıcaklığı, nefesinin hızlanışı… ellerim kendiliğinden boynuna kaydı. Yavaşça öperek aşağı inmeye başladım. "Dur..." dedi aniden. Başımı kaldırdım. "N’oldu?" dedim. Cevap vermedi, sadece baktı. "Sen ne... Ya da boş ver, bir şey deme. Zaten bir şey yapmayacaktık." Onu kaldırıp koltuğa bıraktım, ben de üstümü düzelttim. Kumandayı elime aldım, kanalları değiştirmeye başladım. O susuyordu. İçimden, “Niye bir şey söylemiyor?” diye geçirdim ama üstelemek istemedim. Onun da istemesini istiyordum. Birkaç dakika sessiz kaldı. Televizyonun sesi boş boş odada yankılanıyordu ama ben artık ne izlediğimi bile fark etmiyordum. İçimde bir şey kıpır kıpırdı, sanki birazdan patlayacakmışım gibi… Sonra, hiçbir şey demeden yanıma geldi. Boynuma eğildi. Sıcak nefesi tenime çarptığında bile tüylerim diken diken oldu. Dudakları yavaşça boynuma dokundu. Hiç tepki vermedim, sadece derin bir nefes aldım. Belki de bilerek yapıyordum, sabrımı test etsin diye… Ama o durmadı. Elleri omuzuma, sonra göğsüme kaydı. Bir adım daha attı bana doğru… Sonra kucağıma oturdu. Göz göze geldik, bakışlarında hem meydan okuma hem de davet vardı. Dudaklarını boynumdan çeneme doğru taşırken parmakları gömleğimin yakasında geziniyordu. O an içimdeki bütün o yapma–etme sınırları yıkıldı. Ellerim beline sarıldı. İnce, sıcak tenini avuçlarımın altında hissettim. Dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım. Karşılık verdi, ama bu seferki daha derin, daha açgözlüydü. Dudaklarımız ayrıldığında ikimiz de nefes nefeseydik. Yüzüme o kadar yakındı ki gözlerindeki ışıltıyı net görebiliyordum. Elleri enseme dolandı, beni tekrar kendine çekti. Nefesi dudaklarımda, sesi neredeyse fısıltı gibi: “Beni bırakma…” O an her şey durmuş gibiydi. Zaman, televizyon, içeriden gelen sesler… sadece o ve ben vardık. Ellerim sırtında, parmaklarım omurgasından yukarı çıkarken, dudaklarım yanağına, kulak hizasına kaydı. Bir an gözlerini kapattı, nefesi hızlandı. İçimde deli gibi çarpan kalbimi o da duyuyordu, biliyordum. Ama ben artık geri dönmeyi düşünmüyordum. Ayşe kucağımdaydı… Nefesi, boynumun hemen yanında, sıcak ve hızlıydı. Ellerim, ince belinin kıvrımlarında dolaşıyordu. Parmaklarım, ince kumaşın üzerinde gezerken onun vücudu hafifçe titredi. Beni daha da kendine çekti. Dudaklarımız yeniden buluştu, bu sefer daha açgözlü, daha telaşlı… Sanki ikimiz de uzun zamandır bu anı bekliyorduk. Öpüşürken parmaklarım yavaşça sırtına kaydı. İnce kumaşın altında sıcak tenini hissettim. Onun elleri de boş durmuyordu. Önce omzumdan aşağıya indi, sonra gömleğimin yakasını tuttu. Parmak uçlarıyla düğmelerime dokundu… Bir, iki… yavaşça çözüldü hepsi. Kumaşın gevşeyip omuzlarımdan kaymasını izlerken gözleri gözlerimdeydi. Ben de boş durmadım. Elim, omzundan aşağıya doğru süzüldü, hafifçe saçlarını geriye attım. Parmaklarım ensesinde, başını hafifçe geriye çekerken dudaklarımı boynuna bıraktım. Ayşe’nin nefesi iyice hızlandı. İnce ince titriyordu. Parmaklarım, elbisesinin omzuna dokundu, hafifçe aşağıya kaydırdım. Kumaş, teninden sessizce ayrıldı. O anda aramızda artık hiçbir mesafe kalmamıştı. Nefeslerimiz birbirine karışıyor, kalp atışlarımız aynı ritimde hızlanıyordu. Onun bakışlarında hem utangaç bir çekim hem de geri adım atmayan bir cesaret vardı. Kumaşlar kaydı, omuzlar açıldı. Parmaklarım boynundan ensesine, omuzlarından sırtına kayarken, Ayşe’nin titremesini hissedebiliyordum. Ben de ellerimi beline, sırtına doladım, onu kendime daha da yaklaştırdım. Dudaklarımız tekrar buluştu, bu kez çok daha telaşlı, çok daha açgözlü bir öpüşmeydi. Göz göze geldiğimizde ikimiz de nefes nefeseydik. Aramızdaki mesafe artık tamamen yok olmuştu. Her dokunuş, her küçük kayma, kalbimizi daha hızlı çarptırıyordu. Ayşe’nin bakışları utangaç ve cesur, elleri hem beni keşfetmeye hem de kendi arzusunu hissettirmeye çalışıyordu. Birkaç dakika içinde, ikimiz de adeta birbirimizin ritmine uyum sağlamıştık. Ellerimiz, dudaklarımız, nefeslerimiz… Her şey tek bir anda birleşmiş gibiydi. İçimde bir sıcaklık yükseldi, bir yandan sabrımı korumaya çalışırken bir yandan da onu daha fazla kendime çekiyordum. O an, odadaki tüm sesler, televizyon, zaman… hepsi durmuş gibiydi. Sadece o ve ben vardık. Tenimizin yakınlığı, nefesimizin hızı ve kalbimizin ritmi, birbirimize olan çekimimizi kelimelerden çok daha güçlü anlatıyordu. --- Artık aramızda hiçbir engel kalmamıştı. Kumaşlar tek tek kayıp yere düşerken, nefeslerimiz birbirine karıştı. Her temas, her dokunuş bizi biraz daha yaklaştırdı. Ayşe’nin teni avuçlarımın altında sıcacıktı, her nefesinde titriyordu. Dudaklarımız ayrıldığında bile gözleri benden kaçmadı, sanki sessizce “devam et” diyordu. O an anladım; artık ikimiz de geri adım atacak halde değildik. Ellerim belini kavradı, o da bana daha sıkı sarıldı. Tenimizin birbirine değdiği an, bütün vücudumdan bir ürperti geçti. İçimde tuttuğum sabır tamamen dağıldı. Onu kendime çektim, dudaklarını yeniden buldum. Ayşe de aynı şiddetle karşılık verdi. O an, nefeslerimiz, kalp atışlarımız, titreyen bedenlerimiz tek bir ritimde birleşti. Artık ne televizyonun sesi vardı, ne de dışarıdan gelen uğultu… Dünya durmuştu. Sadece biz vardık. Ve sonunda, aramızdaki bütün sınırlar kayboldu. Tenimiz, nefesimiz, kalbimiz bir oldu. Bütün benliğimle hissettiğim tek şey, onun bana teslim oluşuydu. O an, artık gerçekten beraberdik. --- Dayanamayıp onu taşıdım koltuğa atım. Üstümü çıkartım ve devam etim öpmeye... Her yerini öpmek istiyorum yemek istiyorum onu içime sokasım var.. minik minik hareket etmesi beni deli ediyordu üzerinde kalan iki parça kumaş vardı ama her şeyini his ediyordum. Karnından öperek üzerindeki kalan iki parçayı da çıkartım. yavaşça öpmeye başladım artık alev alev olmuştu. Başımı bastırıyordu. Saçımla oynuyor şekilden şekle girmiş haldeydi. Ayağa kalkıp ona baktım. Çok güzel bir vücuda sahip..ben ona bakarken biraz bana baktı sonra kendini sevmeye başladı bana ve aletime bakıp kendini seviyor... okşuyor....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD