9. Bölüm

897 Words
--- Üzerine kapanıp sabaha kadar sevişmek istiyordum. Yanına yaklaşıp yere oturdum, o da bacaklarını açtı; sanki “beni ye, bitir” dercesine ufak ufak kıpırdanıyordu. İçimden “artık benim olmalı” diye geçirerek üzerine uzandım. Tam başlayacakken bir ses geldi: — “Emir…” — “Ayşe…” Donup kaldım. Ne arkamı dönebildim ne de Ayşe kıpırdayabildi. Bir an önce toparlanmam gerekiyordu. Gözüm sağa kaydı; yerde pantolonum vardı, gömlek de hemen üstümdeydi. Hızla alıp pantolonu üzerime, gömleği de Ayşe’nin üzerine attım. En azından özel yerlerimiz kapanmıştı. Ayşe, sanki böyle bir hamleyi bekliyormuş gibi gömleğe sarıldı, utanarak üzerine çekti ve küçük yastıkları alıp kendini örtmeye çalıştı. Ben ise başımı çevirdiğimde Aslı ve Ferit’i kapıda donakalmış halde gördüm. Aslı, Ferit’i kolundan çekip salonun kapısını kapattı. Biz Ayşe’yle birbirimize bakakaldık, sonra ikimiz de gülmeye başladık. Ayşe, eğlenceli bir edayla, — “Saatlerdir sesinizi bütün mahalle duydu, biz gelip sizi basmadık. Siz niye geliyorsunuz?” dedi. Aslı alaycı bir gülümsemeyle yanıtladı: — “Ayşecim biz Ferit’le sevgiliyiz. Peki siz nesiniz Emir’le?” Ayşe kekeler gibi oldu: — “Biz… biz…” Aslı üsteledi: — “Evet, siz?” Dayanamayarak araya girdim: — “Aslı, fazla kaşınma istersen.” İki kız konuşurken Ayşe hâlâ gülüyordu. Ben ise başımı onun bacağına yaslamış, onları dinliyordum; acaba bu sohbet nereye varacak diye merakla. Bir süre sonra Aslı iç çekti: — “Ben eve geçeyim, sonra gelirsin Ayşe.” Ayşe başıyla onayladı. — “Olur. Ferit de seninle gitsin.” Ferit’in de gideceğini duyunca kafamı kaldırıp Ayşe’ye baktım. Sonra hepimiz kahkahalara boğulduk. — “Ferit abicim, kaç saattir buradasın, doymadın mı hâlâ?” dedim Ferite gülerek Ferit de kızarak, — “Biz kahve içmeye gidiyoruz. Siz bize gülmeden önce kendinize bakın.” dedi. Ferit ve Aslı çıktıktan sonra ikimiz baş başa kaldık. Ayşe yastıkları üzerinden fırlatıp koltuğa uzandı. Ben şaşırmıştım; “yapmayalım” der diye bekliyordum. Ama tam tersi, gözlerimin içine bakarak hazır bekliyordu. Yapacak bir şey yoktu; ben de kalkıp yeniden ona yaklaştım… --- Ertesi sabah, banyoda başka bir sahneyle karşılaştım. Ayşe benden havlu istedi, kapıyı aralık açıp sadece elini uzattı. Dün yaşananlardan sonra bu mesafeli hâline aklım ermiyordu. — “Ayşe, noluyor? Dün biz bir şey yaşamadık mı? Niye şimdi benden saklanıyorsun?” — “Ben öyle istiyorum Emir. Havluyu ver artık.” Elini tutup içeri çekince yüzü kızardı. Ben gülerek, — “Ayşecik, seni ilk kez görmüyorum. Bunu sen de biliyorsun.” dedim. — “Uzatma Emir, çık dışarı.” Kafamı iki yana sallayarak banyodan çıktım. Bu kızla uğraşmam gerekecek belliydi; çünkü sinirlendiğinde bile daha da güzelleşiyordu. --- Bir gün sonra… Sabah erken kalktım. Bu akşam Ayşe’nin çıktığı yeni mekana gideceğiz. Dansöz olmasını istemiyorum ama içten içe umurumda değil. Bana oyun oynadığını sanıyor ama ona asıl oyunun ne olduğunu ben göstereceğim. Üzerime siyah pantolon ve siyah gömlek giydim. Aynaya bakıp derin bir nefes aldım. İçimde kıskançlık kaynıyordu. Onun başka erkeklerin gözünün önünde dans etmesine tahammülüm yoktu. Ama Ayşe başkaydı… --- Akşam, saat tam 19.00’da mekana vardık. Yer oldukça kalabalıktı. Sahne ışıkları, müzikler, şarap kadehleri, dans eden insanlar… Kimi köşede tanışıyor, kimi öpüşüyordu. Biz boş bir masa bulup oturduk. Bir saat kadar sonra sahne aniden karardı. Tüm ışıklar tek bir noktaya çevrildi. O anda herkes susmuştu, sadece onun gelişini bekliyordu. Ayşe, merdivenlerden ağır adımlarla indi. Kırmızı oryantal kostümü üzerinde parlıyordu. Azıcık daha zorlasa sanki çıplak kalacak gibiydi. Sahnenin ortasına geldiğinde müzik yeniden başladı ve Ayşe dans etmeye koyuldu. O an anladım ki… Bütün mekân nefesini tutmuş, sadece ona bakıyordu. --- Ayşe’nin dansı gittikçe coşkulu hâle geliyordu. Sahnenin hakkını veriyor, bütün salonu kendine hayran bırakıyordu. Bir süre sonra müzik değişti; ritim hızlandı, o da ağır adımlarla sahneden aşağı indi. Kalabalığın arasına karıştığında kıyamet koptu. Masalarda oturan adamlar ellerini uzatıyor, alkışlarla ona tempo tutuyorlardı. Ayşe, sanki buna alışıktı; nazik bir tebessümle tek tek masaların önünde dans ediyordu. Her hareketinde bütün gözler onun üzerindeydi. Ben ise derin bir nefes aldım. İçim yanıyordu ama yüzümde en ufak bir ifade yoktu. “Kendini belli etme Emir… Sakin ol…” diye telkin ediyordum kendime. Ama içimden yükselen kıskançlık dalgası, sesini bastıramadığım bir fırtına gibiydi. Ayşe, bir masanın önünde dönerken bir adam fazlasıyla yaklaşmaya başladı. Elini uzattı, neredeyse Ayşe’nin göğüsüne dokunacak kadar… Gözlerim karardı. Masada oturmaya devam edemedim. Ayağa fırlayıp adama doğru yürüdüm. — “Elini çek!” dedim sertçe. Adam umursamaz bir tavırla güldü: — “Ne var kardeşim, herkes bakıyor, ben de bakıyorum. Sen kimsin?” Cevap vermedim. Yumruğum kendiliğinden kalktı ve adamın çenesine indi. Bir anda ortalık karıştı. Sandalyeler devrildi, bağırışlar yükseldi. Adam toparlanıp bana saldırmaya çalıştı ama bir hamleyle yere yatırdım. Öfkemin sınırı yoktu. Ayşe araya girmeye çalışıyordu. — “Yeter Emir! Dur artık!” diye bağırıyordu, ama ben adamı korumak için değil, sadece Ayşe’yi korumak için hareket ediyordum. Garsonlar da araya girdi, kavga zorla ayrıldı. Ben hâlâ nefes nefese, dişlerimi sıkarak adama bakıyordum. Tam o sırada Ayşe yanıma döndü, gözleri öfkeyle parlıyordu. — “Sen kim sanıyorsun kendini ha?! Burada kavga çıkararak beni rezil ettin! Emir, bu ne demek oluyor?!” Sözleri yumruk kadar ağır geldi bana. Yutkundum, bir şey diyemedim. Çünkü haklı mıydı, yoksa haksız mı… bilmiyordum. İçimde sadece tek bir his vardı: onu kıskanıyordum. Ama Ayşe öfkeyle devam etti: — “Ben işimi yapıyordum, senin kavgaların yüzünden herkesin gözü bize döndü! Ben senin malın değilim, bunu anla artık!” Başımı çevirdim, yumruğum hâlâ sızlıyordu. İçimden “Sadece seni korumak istedim” demek geçiyordu ama dilim varmadı. Çünkü biliyordum: ne desem de onun öfkesini dindiremeyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD