---
18:40. Kapı zil sesi.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk."
"Buyurun geçin içeri."
Ferit ve Aslı içeri geçti. Ben de kapıyı kapatmadım, onu bekledim ama…
"Emir... Ayşe'nin işi çıktı, için gelmeyecek. Sana söylememi istedi."
"Anladım, tamam."
Gene gelmedi. Yapıtı yapacağını, bu kadına karşı öfkem git gide büyüyor. Derin bir nefes alıp içeri geçtim. Masayı hazırlamıştım; yemekler, şaraplar, tatlılar ve benzeri şeyler… Onun gelmemesi biraz sinir etse de umurumda olmadan geçip gecenin keyfini çıkardım.
Ferit ve Aslı birbirlerine çok yakışıyorlar ama… Gözüm Aslı’yı pek tutmadı nedense. Neyse, yeni olduğu için ön yargılı davranıyor olabilirim ona.
"Hayatım, ben bir banyoya gitmek istiyorum da..."
"Gel, ben sana göstereyim nerede olduğunu. Emir..."
"Rahat olun, bakın burası sizin ikinci eviniz."
"Sağ ol kardeşim."
Ferit ve Aslı salondan çıktılar. İkisi de sırıtıyordu. Fazla önem vermedim, elime şarap kadehini alıp pencereden gökyüzünü izledim.
---
Bir saat oldu neredeyse. Ferit ve Aslı gelmedi. Ben de belki bir şey oldu diye merak ettim ama hemen gitmek yerine yavaş yavaş gitmek istedim. Bir şey yoksa rahatsız etmek istemiyorum onları.
Banyoya gittim ama kimse yoktu ve yatak odasının kapısı hafif aralıktı… Ama ses yoktu. Ben de biraz yatak odasına doğru yürüdüm...
Sesler gelmeye başladı ama Ferit, Aslı’nın ağzını kapatıyor galiba, sesler çok boğuk geliyor.
Kapıyı yavaşça açtım. Aslı yatakta uzanmış, Ferit üzerindeydi. Ben bir an şaşırdım ve hiçbir şey yapmadan baktım... Aslı beni gördü, göz göze geldik. Ferit devam ediyordu, Aslı bana baktı uzun uzun, ben de ona baktım. Sonra başını çevirdi. Ben de hızlıca geri gittim salona.
Onlara neden böyle uzun baktım diye sordum kendime ama aslında normal bir şey değil bu. Belki de o yüzden "ikinci eviniz" dedik de "ikinci yatak odanız" demedik. Hemen de her şey yapılmaz yani…
Telefonu aldım, mesaj gelmiş de fark etmemişim. Yabancı bir numaradan gelmiş mesaj.
Pek önem vermesem de bakmak istedim.
Mesaj:
"Emir, benim işim çıktı da gelemedim. Aslı’ya dedim aslında haber vermesi için, gene de ben de demek istedim. Başka zamana buluşuruz artık."
"Tamam, öyle yaparız o zaman."
"Benim aslında işim bitti, istersen dışarı çıkalım."
"Olur, Feritlerin işi var zaten evde... Nerede buluşalım peki?"
"İlk günkü sahil kenarında olur mu?"
"Tamam, olur. Ben birazdan çıkarım."
"Tamam, ben de oraya doğru gidiyorum..."
Bugünün en iyi haberi bu olabilir. Feritler de işine baksınlar rahat rahat... Ceketimi alıp çıktım evden.
Çıkmadan önce de seslendim:
"Ferit, benim işim var, çıkmam lazım. Siz keyfinize bakın." diye.
Çıktım evden, sahile doğru yürüdüm.
---
Henüz gelmemişti, beklemeye başladım.
Belki o gece bana o sözleri demeseydi, onu başka duygularla beklerdim; ona başka hislerle bakardım. Ama artık tek his, tek duygu: nefret.
Uzaktan yavaş yavaş bana doğru yürüdü. Ben ayağa kalktım. Gözleri ışıl ışıl, dudağında minik bir tebessüm vardı.
"Ben geldim."
"Hoş geldin."
"Sen de hoş geldin."
"Evet, ne yapalım istersin?"
"Bilmem... Biraz yürüyüş yapalım mı?"
"Olur, nasıl istersen."
"Eee, nasıl geçti akşam?"
"İyi geçti... Senin işin nasıl geçti?"
"İyi işte, birkaç işim vardı, hallettim."
"İyi, güzel..."
"Bu arada sen mesajda şey demiştin, Feritlerin işi var evde falan. Ne işi? Onlar evinde mi kaldılar?"
"Hiç sorma. Ben bunlara dedim, 'Burası sizin ikinci eviniz.' Bunlar fazla ciddiye aldı galiba. Banyo tarif edecek diye yatak odasına geçtiler."
"Ne? Ciddi misin sen? Oha, çok komik yaa."
"Hem de ben bunları gördüm yanlışlıkla."
"Ayy, sen ciddi misin yaa?"
Yolun ortasında oturup kahkaha atmaya başladı.
O kadar güzel gülüyor ki, ister istemez ben de gülmeye başladım.
"Emir... Bak, ne diyeceğim sana."
"Evet, söyle bakalım."
"Onları basmaya ne dersin?"
"Saçmalama derim, o kadar da değil. Bırak rahat rahat işlerini halletsinler işte."
"Ya hadi ama, ne olacak?"
"Hayır Ayşe, olmaz."
"Ben 'olur' dersem olacak. Hadi yürü... Hatta koş."
Gülerek koşmaya başladı, ben de hızlı adımlarla arkasından gittim.
---
Ev.
"Şşş... Sessiz ol, yavaşça kapıyı açalım."
"Emredersiniz..."
Yavaşça kapıyı açtık ve içeri girdik. Ayşe hemen yatak odasına doğru yürüdü.
"Ayşe... Ayşe, dur, nereye?"
"Gel yaa."
Kapıyı tıklattı.
"Evet gençler, nasıl gidiyor?"
Ses gelmedi, hatta sesleri kesildi bile diyebiliriz.
"Ayşe, şey... Ferit’le bir şey konuşmamız gerekiyordu da o yüzden geldik yatak odasına."
"He canım, öyledir kesin..."
"Sen niye geldin, ne zaman geldin yani?"
"Gelmeseydim böyle bir şeye nasıl şahit olacaktım? Geleceğim tabii ki de."
"Ayşe..."
"Hadi hadi, konuşmanız bitince gelin salona."
"Ayşe, bırak onları artık, işlerine baksınlar."
"Tamam tamam... Biz salona gidelim."
"Film izler misin?"
"Olur... Ne izlesek peki?"
"Gel, bakarız ne çıkarsa artık."
Koltuğa uzandım, o da gelip yanıma oturdu.
---
Aslı ve Ferit hâlâ gelmedi. İçerden sesleri daha da yükseldi. Ne yapıyor bunlar bu kadar uzun süredir, anlamıyorum. Biz burada beklerken bitirirler sanmıştım ama yok... Hâlâ devam.
"Emir..." dedi Ayşe.
"Efendim?" dedim, gözümü televizyondan ayırmadan.
"Birden basalım mı odayı?"
Kafamı kaldırıp ona baktım. Şaka mı yapıyor, ciddi mi anlamaya çalıştım. Yüzüme baktığında ciddiyetini gördüm. Sanki ‘evet’ dememi bekliyor gibiydi.
"Ayşe..." dedim.
"Söyle."
"Dalga geçme kızım benimle."
"Ne var ya, basalım işte. Çok fazla oldu."
"Teyze olmaktan mı korkuyorsun sen?" dedim gülerek.
"Yoo... Ne alakası var ya..."
"Aynen canım öyledir. İnşallah teyze olursun bu geceden sonra."
"Çok komik... Olur muyum gerçekten?"
"Bilmem, olursun yani. Ne var bunda?"
"Emir..."
"Efendim?"
"Teyze olursam büyük mü görüneceğim?"
"Yani biraz öyle olacak."
"Ama hem bunlar evli değil, ne çocuğu ya?"
"İsteyen istediğini yapar."
"Ben gidip basacağım bunları. Teyze falan olmak istemiyorum."
Kalkmaya yeltendiğinde refleksle kolundan tuttum. Fazla sertçe çekmişim ki kucağıma düştü. O an nefesim kesildi. Dudakları, dudaklarıma tehlikeli derecede yakındı. Gözleri… gözleri direkt dudaklarımdaydı.