1.Bölüm
---
## **Yasemin Sancar Bozucu’nun Hikayesi**
Ben Yasemin Sancar... Ankara’da doğup büyüdüm. Annesi de babası da ODTÜ’de profesör olan doçent bir ailenin tek çocuğuyum. Yokluk nedir hiç görmedim. Ailem benim akademisyen ya da diplomat olmamı hayal ederdi belki ama benim çocukluğumdan beri tek bir hayalim vardı: *Küçük çocuklara dokunabilmek, onların hayatına ışık olmak.* Bu yüzden gözümü bile kırpmadan Sınıf Öğretmenliğini seçtim. 18 yaşımda 4 dil biliyordum; amacım büyük hırsların peşinden koşmak değil, severek yaptığım işte başarılı olmaktı.
İstanbul’da üniversiteyi kazandığımda ailem rahat edeyim diye bana güzel bir ev satın aldı, içini döşedi. İşte her şey o okul kaydı gününde başladı.
Kayıt kuyruğunda Mardin’den gelmiş bir abi-kardeşle tanıştım: **Behram Bozucu ve kardeşi Zerrin Bozucu.**
O yıllarda doğuda kız çocuklarını okutmak çok zorken, bu gencecik adamın kardeşinin eğitimi için ailesini ve töreyi karşısına aldığını öğrendim. *"Kardeşimin okulu bitecek, ancak o zaman evlenecek!"* diyordu. Behram’ın bu yiğitliği, kardeşine sahip çıkışı beni ilk anda çok etkiledi. Zerrin ise o zamanlar gözüme çok masum, saf bir kız gibi görünmüştü. Meğer hayatımı, gençliğimi, yıllar sonra da evladımı çalacak kadının ta kendisiymiş... Bilemedim.
Okul başlayınca Zerrin benim evime yerleşti. Abisi Behram da zaman zaman İstanbul’a gelir, kardeşini kontrol ederdi. Her defasında *"Gel bizde kal, sorun değil"* desem de Behram bir genç kızın evinde kalmayı uygun görmez, nazikçe reddederdi. O 4 yıl boyunca Behram benim için hep çok farklıydı. İçimde ona karşı büyüyen bir şeyler vardı ama o ne hissediyordu hiç bilemiyordum. Neticede koskoca bir aşiretin ağasıydı; muhtemelen evleneceği kız bile doğuda hazırdı. Nitekim Zerrin daha ilk yıldan Hazar Sorani ile nişanlanmıştı. Hatta nişan için Mardin’e gittiğimde ailesiyle tanışmış, şehri gezmiştim. Annesiyle babası beni pek sevmemişti; onlara göre fazla modern, fazla açıktım. Haklılardı da kendilerince ama yine de beni kırmadılar, çok güzel ağırladılar.
Üniversite bitti. Ailem Ankara’yı yazıp yanlarına dönmemi isterken ben tercihlerime Mardin’i yazdım. Evet, oradaki çocuklara hayat olmak istiyordum ama yalan yok... Aklımın bir köşesinde hep Behram Ağa vardı. Belki bir fırsatım olur, o da beni sever diye umuyordum. Ama kendimi hafif düşürmemek için hislerimi asla dışarı vurmadım.
Mardin’e atamam çıkınca gidip küçük bir ev tuttum. Zerrinler ve ailesi *"Konağımızda kal"* diye çok ısrar etti ama Zerrin evlenmek üzereydi, evde Behram da vardı. Bekar bir genç kız olarak o evde kalmam geleneklere de tersti. Kibarca reddedip kendi düzenimi kurdum.
Sonra garip bir şey olmaya başladı. Zerrin evlendiği halde Behram her gün "Zerrin’i alacağım" bahanesiyle benim çalıştığım okula gelmeye başladı. Eniştem Hazar da geliyordu Zerrin’i almaya... Peki Behram niye geliyordu? *"Yok canım, benim için gelecek değil ya"* diyordum kendi kendime. Derken Zerrin birinci yılın sonunda mesleği bıraktı. *"Hanımağayım ben artık, çalışamam"* dedi. *"Abin seni ne emeklerle okuttu, bunun için miydi?"* diye sitem etsem de dinlemedi.
Fakat Zerrin okulu bıraktığı halde Behram her bahaneyle yine okulun etrafındaydı.
En sonunda bir gün beni bir çay bahçesine götürdü. Yüzüme bakıp, *"Yasemin, yeter valla... Kaç sene oldu. Ben sana aşığım. Hem de seni o okul kaydında gördüğüm ilk günden beri..."* dedi.
O an dünyalar benim oldu. O benim ilk aşkımdı. Hiç tereddüt etmeden sarıldım ona, *"Ben de sana aşığım"* dedim. Cebinden bir yüzük çıkardı, *"Benimle evlenir misin?"* dedi. Bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum ama yıllardır onun yolunu gözlüyordum zaten. Kabul ettim.
Ailesinin karşısına çıktığımızda annesi beni yine istemedi. Ama Behram dağ gibi durdu arkamda: *"Ya Yasemin’i kabul edersiniz ya da ben bu konaktan içeri bir daha adım atmam, asla evlenmem!"* dedi. Mecbur kabul ettiler ama şart koştular: *"Çalışmayacak, mesleği bırakacak!"*
Orada hemen restimi çektim: *"Asla! Evlensem de çocuğum da olsa ben işimi bırakmam. Yıllarca emek verdim."* Behram yine arkamda durdu: *"İsterse çalışır, benim rızam var"* dedi. O adama boşuna aşık olmamıştım; her şeyimdi benim...
Ama o süreçte çok tuhaf bir şey vardı. Yıllardır dostum sandığım Zerrin hiç mutlu değildi. Öz abisiyle evleniyordum ama yüzü gülmüyordu. *"Bir sorun mu var, mutlu değil misin?"* diye sordum. *"Yok, mutluyum, hayırlı olsun"* dedi soğukça. Ama ben o kıskançlığı, o huzursuzluğu hissediyordum.
Annemle babam en başta aşiret, töre laflarını duyunca çok karşı çıktılar ama Mardin’e gelip Behram’la tanışınca onu çok sevdiler, aralarında harika bir bağ kuruldu.
Her şey ışık hızıyla ilerledi ve düğün günümüz geldi çattı. Ama düğüne birkaç gün kala... Behram birdenbire değişti. Bana karşı garip bir soğukluk, çözemediğim bir mesafe koymaya başladı. Ne olduğunu sorduğumda hep *"İş güç, aşiretin işleri"* diyip geçiştiriyordu. Ama gözlerinin içine baktığımda başka bir şey görüyordum. Ne sorarsam sorayım tek bir şey söylüyordu:
*"Ne olursa olsun Yasemin... Sen her halinle benim kabulümsün."*
Bu sözün arkasında nasıl bir fırtına yattığını, o günlerde neyi sakladığını ise henüz bilmiyordum...
---Düğün günü gelip çattığında içimde tavan yapmış bir heyecan vardı. Kayınvalidem Dilruba Hatun bile oğlu evleniyor diye neşeyle etrafımda pervane oluyordu. Korktuğum gibi davranmamış, beni kendi kızı gibi bağrına basmıştı. Ben de onu çok sevmiştim; sonuçta aynı konağı, aynı ekmeği paylaşacaktık. Ailemden aldığım terbiye gereği saygıda ve sevgide asla kusur etmiyordum.
Ama Zerrin... Zerrin beni hiç istemiyordu, bunu iliklerime kadar hissediyordum. Hatta düğünden bir gün önce bana gelip, "Abim 2-3 gündür soğuk bak, yol yakınken vazgeç Yasemin. Buralar sana göre değil, git kendine göre birini bul. Abim sana uygun değil" demişti. Onu sertçe tersleyince de hemen geriye çekilip "Şaka yaptım canım" diyerek olayı kapatmıştı.
Düğünümüz tam manasıyla görkemli bir aşiret düğünü oldu. Kalabalıktan, davul zurnadan geçilmiyordu. Koluma takılan altınların ağırlığından kollarımı kaldıramaz hale gelmiştim, kalanını sandıklara koydular. Tüm o kalabalığın ortasında tek bir şey bana güç veriyordu: Behram’ın gözlerindeki o derin, tutkulu aşk...
Düğün bitti. Ben konağa geçeriz diye beklerken Behram direksiyonu bambaşka bir yöne çevirdi.
"Nereye gidiyoruz Behram, konak bu tarafta değil?" dedim şaşkınlıkla.
"Bağ evine gidiyoruz Yasemin. Sabahın köründe kimsenin kapıda çarşaf beklemesiyle uğraşamam. Merak etme, ben halledeceğim. 'Çarşafı ben gördüm, eşi benim, bekaretini ben gördüm' diyeceğim" dedi.
Beynimden vurulmuşa döndüm! Ne diyordu bu adam? Ben hayatımda Behram’dan başka hiçbir erkeğin elini tutmamıştım, gözüne bakmamıştım! Ne demek bakire olmamak?
Arabayı hışımla sağa çekti. Gözlerime bakıp, "Biliyorum Yasemin... Bakire olmadığını biliyorum. Bak, benim için, törenin ortasında büyümüş bir adam için bunu kabul etmek çok zor... Ama sırf o çarşaftaki kan yüzünden senden vazgeçemem ben!" dedi.
O an anladım... Günlerdir yüzünden eksik olmayan o soğukluğun, o mesafeli duruşun sebebini o an çözdüm. Ama her şeye rağmen... O haline rağmen benden vazgeçmemişti. Yanlış bildiği o şeye rağmen beni bırakamamıştı.
İçimdeki duygu patlamasıyla birden dudaklarına yapıştım. Zaten öpmeyi bile ondan öğrenmiştim ben... Soluk soluğa ayrıldığımızda gözlerinin içine baktım. "Vazgeçemem senden..." diye fısıldadı.
"Vazgeçme Behram’ım..." dedim. "Vazgeçme ama sen benim bakire olmadığımı nereden çıkardın? Kim dedi sana bunu?"
Söylediği sözler beynimde birer kurşun gibi yankılandı.
Zerrin... Dostum, görümcem, evimde ağırladığım Zerrin... Abisine benim İstanbul’daki öğrencilik yıllarımda eve kaç kere farklı erkekler getirdiğimi, beni onlarla birlikte olurken gördüğünü söylemiş! Güya beni uyarmış da ben "Sana ne benim hayatımdan!" diyerek onu terslemişim...
Öfkeyle doldu içim. Yıllar önce Zerrin nişanlı olduğu halde onu kaç defa açık kıyafetlerle, farklı adamlarla gördüğüm halde susmuştum ben. "Onun hayatı" demiştim. Sadece tek başımızayken uyarmıştım, "Yanlış yapıyorsun" demiştim. Ne abisine söylemiştim ne de nişanlısına... Ki söylesem Zerrin’i o gün yaşatmazlardı! Ben onu korumak için susmuşken, o bana en alçakça iftirayı atmıştı.
Kendi kendime yemin ettim; artık Zerrin’le can ciğer olmayacaktım. Hesap sorup ortalığı karıştırmayacaktım ama arama aşılmaz mesafeler koyacaktım.
Behram’ın ellerini tuttum, gözlerinin içine baka baka konuştum:
"Behram, Zerrin niye böyle bir yalan söyledi bilmiyorum... Ama benim ilk aşkım da, ilk sevdiğim adam da sensin. İlk öptüğüm, ilk sarıldığım, hatta şu an ileri gittiğim ilk erkek de sensin!"
Behram donakaldı. Yüzündeki o ağır şüphe bulutları dağıldı, gözleri parladı. "Peki Zerrin niye böyle dedi o zaman?" diye sordu şaşkınlıkla.
"Bilmiyorum Behram... Ama sen bana niye sormadın? Başka adamlarla lafını nasıl yakıştırdın bana?" dedim.
"Nasıl soraydım Yasemin..." derken elimi ağzına koydum. "Asla! Benim ilkim de sonum da sensin."
O gece bağ evine gittik. İkimizin de ilkiydi... Birbirimizde kaybolduğumuz, masal gibi, sarsıcı ve çok güzel bir gece geçirdik. Sabah gözlerimi açtığımda Behram yanımda yatmış, hayranlıkla beni izliyordu. Gülümsedim.
"Günaydın prensesim..." dedi.
"Günaydın aşkım..."
"Ağrın var mı?" dedi hafif mahcup. Biraz vardı evet...
Gece çarşafla öylece uyuyp kalmışız. Biraz sitem ettim gülerek: "Hani çarşafı unutmayacaktın? Ben zevkten bayıldım kaldım, sen niye unuttun kocacım?"
Kahkaha attı. "Gece o kadar güzel ve özeldi ki seninle uyuyakaldım yavrum... Hem ben çarşaf falan beceremem!"
"Alışırsın kocacım" dedim, ikimiz de güldük.
Çarşafı katlayıp temizce poşete koydum. Behram, "Götürmeye gerek yok, ben gördüm yeter" dese de ben kararlıydım: "Var aşkım. Zerrin sana dediyse annene de ima etmiştir. Ben temizim Behram, sana tertemiz geldim. Kimse benim namusuma iftira atamaz!"
Konağa döndüğümüzde kurbanlar kesildi, testiler kırıldı, kapıda ağzıma bal çalındı... Tüm töre adetleri yapıldı. İçeri girer girmez çarşafı Dilruba anneye verdim. Kayınvalidem gelip alnımdan öptü. O sırada Zerrin’e öyle sert, öyle ters bir bakış attı ki fark ettim ama sustum.
"Hayırlı olsun gelinim. Evine, konağıma, soyuma hoş geldin" dedi Dilruba anne.
O günden sonra Zerrin’den tamamen uzak durdum. Buz gibi bir mesafe koydum arama. Her şey çok güzel gidiyordu ama Zerrin konağa her geldiğinde laf sokmadan durmuyordu: "Hala hamile değil misin? Soyumuz kuruyacak..." Annem kızına kızsa da içten içe "İnşallah gelecek torunum" diye bekliyordu. Behram da her ne kadar bana belli etmemeye çalışsa da bir evladı olmasını çok istiyordu.
3 aylık evliydik. Bir gün Zerrin yine laf sokup gidince daha fazla dayanamadım. Geçtim kayınvalidemin karşısına.
"Anne..." dedim, gözümden istemsizce bir damla yaş süzüldü. "Ben bir ebe çağırıp görünmek istiyorum."
Dilruba anne elini dizine vurdu, "Bir sorun mu var gelin yoksa?" derken gözlerinde kısır olup olmadığımın korkusu vardı.
"Bilmiyorum anne..." deyip elimi karnıma koydum. "3 ay oldu evleneli..."
Hemen ebeyi çağırdılar. Ebe muayene ettikten sonra ikimiz de şok geçirdik! Meğer ben 3 aylık hamileymişim de haberim yokmuş! İlk geceden hamile kalmışım.
Behram haberi alınca beni doktora götürdü, ultrasonla baktılar; evet, gerçekten 3 aylık gebe idim. Kocam mutluluktan havalara uçtu! Konağa döndüğümüzde kurbanlar kesildi, ziyafetler verildi. Dilruba anne ağlayarak sarıldı bana, "Gelinim!" diye bağrına bastı. Zerrin ise o kalabalıkta yine yüzü asık, öfkeyle bakıyordu.
Günler günleri kovaladı. Bir erkek bebeğimiz olacaktı, doğum artık iyice yaklaşmıştı.
Bir gün Zerrin elinde bir bebek takımıyla çıkageldi. "Bak yeğenim doğduğu an bunu giyecek! Ağalık takımı bu!" dedi. Takıma baktım; kumaşı o kadar sert, o kadar hışır hışırdı ki... "Zerrin bu kumaş çok kötü, bebeğin narin tenine zarar verir, hışır hışır bebek mi giydirilir?" dedim.
Kayınvalidem başta "Olmaz kızım, görümcen heveslenmiş almış" diye söylenecek oldu ama kumaşı gösterip dokundurduğumda hak verdi. Behram da gelip takıma bakınca beni onayladı.
Zerrin takımı elimden hışımla çekerken gözlerimin içine öyle nefretle baktı ki... Yüzüme doğru eğilip fısıldadı:
"Yasemin... Bu takımı o bebek giyecek. Ama sen göremeyeceksin belki de..."
Şok oldum! Behram hemen üstüne yürüyüp "Ne diyorsun sen Zerrin!" diye bağırınca, Zerrin sinsice gülümsedi: "Şaka yaptım canım, ne uzattınız" deyip çekip gitti.
O gün o kelimelerin bir şaka olmadığını, Zerrin’in kıskançlıktan gözünü ne kadar karartabileceğini ve o doğum gününde hayatımı nasıl bir cehenneme çevireceğini henüz bilmiyordum...