Gecenin sessizliği, kışla duvarlarının arasına sıkışmış nefesler gibi ağırdı. Soğuk hava, Elif’in yüzünü keserken gözleri karanlığa alışmaya başlamıştı. Cem birkaç adım ötesinde, telsizden gelen uğultulara kulak kesilmiş, sessizce emir bekliyordu. İkisi de saatlerdir aynı noktadaydı — bir binanın gölgesinde, görünmeyen bir düşmanı bekler gibiydiler. “Bu kadar sessizlik iyiye işaret değil,” diye fısıldadı Elif, elini silahının kabzasına götürerek. Cem başını kaldırmadan yanıtladı: “Komuta merkezinden yeni bilgi geldi. Hedef, sınır hattına doğru ilerliyor. Ama yalnız değilmiş.” Elif kaşlarını çattı. “Yalnız değil mi? Kimle?” Cem’in yüzündeki ifade değişti. “Bizden biriyle.” Sözcük, havada keskin bir bıçak gibi yankılandı. Elif bir an nefesini tuttu, sonra hızla doğruldu. “Yani içeri

