Karanlığın içinden çıkan adamın yüzü, sığınaktaki loş ışıkla birleşince Cem’in kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Bir an nefes almayı unuttu. Gözlerinin önünde, yıllar önce gömdüğü bir hatıra canlanmış gibiydi. “Bu... imkânsız,” dedi Kerem, fısıltıya yakın bir sesle. “Onu biz… mezarına koyduk.” Adamın dudakları titredi. Yarı yanık yüzünün bir tarafı kasılıyordu. “Mezarlar bazen yanlış kişileri saklar,” dedi, sesi sanki yılların küllerinden yükseliyordu. Cem, elindeki silahı indirip indirmemek arasında kaldı. “Sen... nasıl yaşıyorsun? Saldırıda öldüğün söylendi.” Adam gülümsedi — acı bir gülümsemeydi bu. “Ölmedim, Cem. Beni onlar aldı. Sadece bedenimi değil, her şeyimi… kim olduğumu bile unutturacak kadar acı verdiler.” Kerem öne adım attı, şüpheyle baktı. “Ne istiyorsun bizden?” Ad

