Bir ay olmuştu bu eve gelin geleli.
Ve Taylan’la hiçbir şey yaşamamıştık.
Sahi… istiyor muydum?
Hayır.
Aramızda tuhaf bir gerginlik vardı.
Evliydik ama bir o kadar da evli değildik.
Geceleri yatak odamıza hiç uğramıyordu.
Ben uyandığımda hep yalnız oluyordum.
Bazen sabah olup da hâlâ gelmediğini fark ediyordum.
Sanki Taylan’la değil de…
Bu evle, bu insanlarla, bu duvarlarla evlenmiş gibiydim.
Yataktan hızlıca kalktım. Duşa girmek için üstümü değiştirmeye başladım. Aynada kendime baktım. Yüzüm hâlâ bana ait gibiydi ama gözlerim…
Gözlerim başka bir yere aitti sanki.
Duşun altında uzun süre kaldım. Suyun sesi düşüncelerimi bastırıyordu ama hissettiklerimi susturamıyordu.
Bu evde bana ait tek şey…
Sessizliğimdi.
Duştan çıktığımda saçlarımı havluyla sardım. Üzerime sade bir şeyler geçirdim. Kapıyı açtığımda koridor bomboştu. Ev her zamanki gibi görkemli ama soğuktu.
Aşağı indiğimde mutfaktan sesler geliyordu. Hizmetçiler fısıldaşarak konuşuyordu. Beni fark ettiklerinde sustular. Artık buna alışmıştım.
Bahçeye çıktım.
O bahçe…
Bu evde nefes alabildiğim tek yerdi.
Bir köşede durup çiçeklere baktım. O an arkamda ayak sesleri duydum ama dönmedim. Kim olduğunu anlamıştım zaten.
Taylan’dı.
Ne yanımdaydı ne de uzakta.
Aramızda hep o mesafe vardı.
“İyi misin?” diye sordu.
Ses tonu düzdü ama zoraki değildi.
“İyiyim.” dedim.
Sessizlik.
Bir ayda en çok öğrendiğim şey buydu:
Biz susarak anlaşabiliyorduk.
“Bugün…” dedi sonra,
“İstersen dışarı çıkabilirsin. Bahçeyle sınırlı kalmak zorunda değilsin.”
İlk kez böyle bir şey söylüyordu.
Döndüm, yüzüne baktım.
“Gerçekten mi?”
Başını salladı.
“Gerçekten.”
Kalbim bir an hızlandı ama belli etmedim.
“Düşünürüm.” dedim.
Gülümsedi mi, emin değilim. Ama bakışlarında ilk defa bir şey değişmişti.
Sanki beni bir misafir gibi değil de…
Bir insan gibi görmeye başlamıştı.
O arkasını dönüp giderken ben olduğum yerde kaldım.
Bir ay sonra ilk kez şunu düşündüm:
Belki bu evlilik bir hapishane değildi.
Belki sadece…
Henüz kapısı açılmamış bir odaydı.
Uzun masa bahçenin ortasına kurulmuştu.
Sanki düğün yemeği…
Yok yok, düğün bile bundan sade kalırdı.
Tencereler ardı ardına dizilmişti.
Etler, dolmalar, mezeler…
Hizmetçiler masanın etrafında sessizce dolaşıyordu.
Herkes yerine geçerken ben hâlâ ayakta kalmıştım.
Kız, Taylan’ın tam karşısına oturdu.
Bunu bilerek yapmıştı.
Elini saçına götürüp hafifçe geriye attı, sonra göz ucuyla bana baktı.
Bakışı…
“Ben buradayım.” diyordu.
Taylan ise ne ona baktı ne de konuştu.
Sadece sandalyesine oturdu, önündeki tabağa baktı.
Mesafeliydi.
Soğuk değil…
Ama net.
Sultan anne masanın başına geçti.
Herkes yerleşince bakışlarını bana çevirdi.
“Hadi Alya,” dedi yüksek sesle.
“Gel, otur. Yemeğini ye.”
Bir an duraksadım.
Mideme düğüm girmişti.
“Yok canım istemiyor,” dedim yavaşça.
Sesim sakin çıkmıştı ama içim öyle değildi.
Sultan anne kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Hiçbir şey mi?”
Başımı salladım.
“Yok… sonra yerim.”
Kız hafifçe gülümsedi.
O gülümseme…
Zafer gülümsemesiydi.
“Yeni gelinler bazen nazlı olur,” dedi annesine dönerek.
“Alışır zamanla.”
Elim masanın kenarında yumruk oldu.
Ama Taylan başını kaldırdı.
Bakışlarını kıza çevirmeden konuştu.
“Alya nazlı değildir,” dedi kısa bir cümleyle.
“Canı istemiyorsa istemiyordur.”
Kızın gülümsemesi yarım kaldı.
İlk defa…
İçimde tuhaf bir şey oldu.
Bu bir mutluluk değildi.
Ama bir rahatlama da değildi.
Daha çok…
Kıskançlığın sessiz bir itirafı gibiydi.
Ben istemeden Taylan’a baktım.
O da tam o anda başını çevirip bana baktı.
Bir saniye.
Sadece bir saniye.
Ama o bir saniyede şunu fark ettim:
O kızın bakışıyla benim bakışım aynı değildi.
Onunki istemekti.
Benimki…
Anlamaya çalışmaktı.
Ve bu fark, içimi daha da karıştırdı.
“Daha fazla kocama yürüme.”
Nefesimi verdim. Sesim sakin çıkmıştı ama içim zangır zangır titriyordu.
Masada bir anlık donukluk oldu.
Herkes bana bakıyordu.
Sonra başımı Sultan anneye çevirdim.
Gözlerinin içine baktım. Saygısız değildim ama kararlıydım.
“Sultan ana,” dedim,
“izninle odama çıkıyorum.”
Sultan anne birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça başını salladı.
“Çık kızım,” dedi.
“Yeterince yoruldun.”
Kimseye bakmadan yürümeye başladım.
Arkamdan fısıldaşmalar yükseldi.
Ama umurumda değildi.
Merdivenlere yöneldiğimde Taylan’ın bakışını sırtımda hissettim.
Dönüp bakmadım.
Odaya çıktığımda kapıyı kapattım.
Ama kilitlemedim.
Sırtımı kapıya yasladım.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Aşağıda bıraktığım sofra,
bakışlar,
üstü kapalı imalar…
Hepsi üstümden akıp gitti.
Yatağın kenarına oturdum.
Ellerim titriyordu ama ağlamadım.
Çünkü bu evde ilk defa
geri çekilen ben olmamıştım.
Ve bunu herkes görmüştü.