4.Bölüm: Ev

1009 Words
Playlist; Bahadır Sağlam - Zor Geliyor **** Bazen... Bazen içinde bulunduğun çaresizlik çığ gibi büyüyor, sanırsın o keskin pençelerini boynuna geçirmiş de bir türlü seni bırakmıyor. O tek ve kısacık nefes aralığında hayatta kalmaya çalışırken o nefes bile her saniye seni terk ediyor... Etrafında kimse yok, seni anlayacak kimse yok. Bakan çok ama gören yok! Birine sığınmak istiyorsun ama dedim ya seni gören, görmek isteyen kimse yok. Kelimeler kifayetsiz, anlamları kursağında düğüm düğüm.. İşte tam o sırada elinde olan tek şeyi fark ediyorsun; yalnızlığını... Ve onun elinde olan, sana ait olan tek şey olduğunu idrak eder etmez biraz da olsa nefes almak için onun yakasına yapışıyorsun. O yalnızlıkta kendini buluyor ve satır satır ezberliyorsun. Yalnızlık; sana seni yeniden anlatıyor. Benim sığındığım bir evim bir de yalnızlığım vardı. Koskoca kalabalığın içinde avaz avaz haykırarak yalnızdım ben aslında. Hem yalnız hem de sinirli. Öfkem, sinirim bu adaletsiz dünyaya karşıydı. Bazen buralardan çekip gidesim vardı. Sonra aklıma ardımda bırakacağım insanlar gelince vazgeçiyordum bu düşüncemden. Benim için değerli ve önemli insanlar vardı. Evet. Onca değerli insana rağmen yalnızdım. Hanginiz yalnız değildiniz ki? Çevrenizdeki onca değerli insanlara rağmen, herkes yalnızdı aslında. Hepimizin sığındığı bir yalnızlık vardı. Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmezdi. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü. Ve ben özgürdüm. Yalnızlığını seven bir özgür. Evin dış görünüşüne bakılınca akıldan geçen tek şey şu olurdu;  'Huzur' evet, bu evin tanımı huzurdu.  Evden içeriye girdiğinizde küçük bir koridor karşılıyordu sizi, hemen sağ tarafında Amerikan tarzında küçük bir mutfağım vardı. Mutfakta ağırlık verdiğim renk beyazdı. Dolaplar ve parke beyazdı. Tezgahı ise ahşap görünümlüydü. Tezgahın benzeri bir masa mutfağın girişindeydi, mutfak küçük olduğu için katlanabilir şekildeydi. Masayla bitişik bir kaç rafın olduğu siyah bir dolap vardı en sevdiğim köşe diyebilirdim oraya. Oraya bir kaç fotoğraf koymuştum. Taylan, Murat ve kızlarla olan bir kaç kareydi yalnızca. Tavandan aşağıya doğru uzayan avizeler ise ayrı bir güzellik katıyordu mutfağa.  Geri kalan odalar ise şunlardan oluşuyordu: düşünme - piyano, kütüphane ve en çok sevdiğim resim odası. Evin geneli müstakil bir şekilde dizayn edilmişti. Düşünme- piyano ve kütüphane alt kattaydı. Yatak odası ve resim odası ise üst kattaydı. Holün, bir duvarının tamamını dolap olarak ayırmıştım. Karşı tarafta iste anahtarlarımı bırakabileceğim hoş bir masa vardı ve masanın üstüne de kırmızı ağaç figüranlı bir aksesuar asmıştım.  Düşünce odamın kapısı ahşaptı, duvarlarını ise tamamen maviye boyamıştım. Mavi tonu kadar güzel anılarım yoktu bu odanın içinde. Tavandan aşağıya sallanan iki şapkalı avize ise benim karanlık düşlerime ışık oluyordu. Mavi ahşap parkelerde ise ilmek ilmek ruhuma işlenen acılar yatıyordu. Odanın ortasına serilmiş beyazın ve mavinin en güzel tonuna sahip olan halı ise benim karmakarışık olan zihnimi temsil ediyordu. Ama o halıya bakan biri onun sadece birbirine geçmiş birkaç çizgiden ibaret olduğunu düşünürdü. Bana göre kim o halıya bakarsa baksın benim zihnine ulaşamazdı. Bir kişi hariç, o da bu evden, bu odadan bihaberdi zaten. Odanın ortasına göre konumlanmış iki puf ise zihnimdeki kız çocuklarına aitti. Hemen sağ çaprazda bulunan L koltuk ise her şeyden kaçıp sığındım yerdi. Her ne kadar düşünce odası desem bile buraya zihnimden taşan düşüncelerden, kırıklardan kaçmak için sığınıyordum. İki orta boy sehpadan birisi hemen kapının sol tarafında duruyordu, üstünde dizili bir kaç eskimiş defter vardı. L koltuğunun baş ucunda duran sehpada ise küçük bir abajur duruyordu. Duvarlarda asılı küçük yuvarlak biblolar ise odanın duvarlarının farklı yerlerinde konumlanmıştı. Odanın kuytu köşesinde duran beyaz bir piyano vardı. Ne zaman ağlamaya ihtiyacım olsa orada kayboluyordum. Piyanonun olduğu duvarın çaprazında ise antika mavi bir saat asılıydı. Burası maviydi, mas mavi, karamsar ruhuma, zihnime ait olamayacak kadar maviydi.  Terasın iki kapısı vardı. Birisi benim odama açılıyor diğer kapı ise resim odasına çıkıyordu. Teras ise denizle karşı karşıyaydı. Bazen saatlerce gelir terasta durur, denizin hoyratça dalgalarını izler ve geçmişimi düşünürdüm. Düşünmek, o anıları hatırlamak bana acı verse de düşündüklerimden, sonra daha güçlü kalkıyordum. Ben düşeceğim zaman geçmişim bana sandalye oluyor ve düşmeme izin vermiyordu.  Yatak odam ise siyahtı. Tavanı siyaha boyanmış, üstündeki küçük yıldızlar odaya çok güzel bir görsel şölen sunuyordu. Yatak ise sağ duvara konumlanmıştı. Karşı duvarda ise terasa açılan kocaman camdan oluşan bir duvardı. Bazı geceler kaçan uykumu geri getirmeye yardımcı oluyordu tavandaki ayrıntı ya da denizin görünüşü. Gece yıldızların ve denizin birleşimine bayılıyordum. Yatağın çaprazında ise iki kapı vardı, birisi banyoya açılıyor diğer kapı ise giyinme odama çıkıyordu. Giyinme odamın bir kısmı çalışma alanıydı aslında. Bilgisayarımın bulunduğu ahşap bir masa ve ona eşlik eden birkaç önemli dosya. Hemen masanın çaprazında ise önemli dosyaların bulunduğu gizli dolap ve bir pano bulunuyordu.  Kitaplara bayılırdım. Küçükken evimin bir odasını kütüphane yapmayı hep hayal ederdim. Kitapların o muhteşem kokusu, içine gizlediği hayatlar paha biçilmezdi benim için. Kütüphanemi ise çok hoş bir şekilde dizayn etmiştim. Odanın dört bir yanı beyaz kitaplıklarla kaplıydı. Kitaplıkların içinde ise o şahane kitaplar. Odanın ortasında ise rahat bir koltuk, koltuğun yanında ise siyah küçük bir sehpa, üstünde ise not tutabilmem için bir kaç ajanda ve birbirinden güzel renkli kalemler vardı. Elime aldığım kitabın satırlarını okurken yanıma kahvemi de aldığımda keyfime diyecek bir şey yoktu. Kahvenin genzimde bıraktığı o acı tat, kitapların zihnimde bıraktığı tatlarla eşitti.  Küçük holü aşıp merdiven başına geldiğimde boynumu hafif sağa çevirerek çıtlattım. Bu yorgun bedenime iyi gelmişti. Elimi enseme yerleştirip ovmaya başladım. Bu bitkin ve tükenmiş bedenime en iyi gecelek olan şey sıcak bir duş almak olacaktı.  Merdivenleri tükenmiş bir şekilde çıkıp odama varabilmiştim sonunda. Titreyen elim kapıyı açmakta zorlansa da sonunca açmayı becerebilmiştim. Yorgun adımlarımı banyoya çevirip, içeriye girdim. Yorgunluktan titreyen bedemim yüzünden banyonun bir köşesine çöküp hıçkırarak ağlayacaktım. Bitkin bir şekilde üstümdeki ıslak olan elbiseleri bedenimden kopardıktan sonra sıcak duşun içine attım hemen kendimi. Ne kadar öyle durdum bilmiyorum ama sıcak su biraz olsun kendimi iyi hissettirmişti. Köşede ki rafda duran şampuanı elime döküp yılgın bir şekilde yıkanmaya başladım. Bir kaç dakika sonra durulanmış bir şekilde suyu kapatıp, banyo kapısının arkasında asılı duran sarı renkde ki havluya ulaşıp bedenime sardım. Hemen onun yanında asılı duran baş havlusunu alıp saçlarıma sardıktan sonra hızlı bir şekilde dişlerimi fırçalayıp, ihtiyaçlarımı giderdikten sonra banyonun o sıcak ortamından kopabilmiştim. Hızlı bir şekilde yatağıma ulaşıp yatak örtüsünü kaldırıp içine kıvrıldım. Bedenimi saran tatlı bir yorgunluk vardı.. bir kaç dakika sonra ağırlaşan göz kapaklarımla birlikte bilincim tamamen kapanmıştı... ****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD