Doğum günü şarkısı hala yankılanıyordu Lorin’in kulaklarında gece yarısı eve girerken. “Galiba böyle şeyler için yaşlanmaya başladım.” diye mırıldandı kendi kendine genç kadın.
“Ya siktir ordan.”
Ceketini asarken Shadow’un sesi yankılandı apartmanın içinde. Gölgeden yaratık kendini salondaki koltuğa atarken tekrar konuştu. “İşine gelmeyince ‘fazla yaşlıyım’.”
“Tek arkadaşın benim, bunu biliyorsun değil mi? Biraz daha az kaba olabilirsin bence.” Ayakkabılarını çıkarırken Lorin’in seslenişi yankılandı apartmanda.
Yirmi kat aşağıdan gece hayatının sesleri yükselmeye başlamıştı şimdiden. Kafasındaki sesler birbiri ile karışırken başının ağrımaya başladığını hissedebiliyordu şekil değiştirebilen kadın.
“Bugün Echo’dan haber almadık şaşırtıcı bir şekilde.”
Shadow’un söylediği şey üzerine genç kadın bir anda dikildi. Demek o yüzden bugün fazla sessiz gelmişti Lorin’e.
Echo bugün ne haberlere çıkmış ne de Mischief hakkında yalan söylemişti. Tuhaf bir şekilde her şey çok normaldi.
Her şey çok… huzurluydu.
“Shadow?” diye tekrardan seslendi Lorin, sinsi bir gülümseme yüzünde belirirken. “Sence de zamanı gelmedi mi? Şu son birkaç gündür sadece evdeyiz.”
“Bir hafta sakin kalamıyorsun değil mi?”
Şekil değiştirebilen kadın gölge yaratığını görmezden gelip mutfağa doğru yürümeye başladı. “Sakin olmak normal insanların işi. Ve ben normal değilim. Fazla sakinlik bana huzursuzluk veriyor.”
“Bini hizirsizlik viriyir.” diye dalga geçti Shadow, Lorin’in söylediği şey üzerine.
“Göt.”
Kendi kendine bir melodi mırıldandı genç kadın mutfakta bir şeyler hazırlarken. Sonunda geri döndüğünde elinde bir tabak kırmızı, dilimlenmiş ve fazla tatlı gözüken meyve ile doluydu.
“Ama düşünsene. Biz kötü değil miyiz?” diye sordu ağzına bir dilim meyve atarken genç öğretmen. “Fazla sakinlik bizim için iyi değil.”
Meyve tabağını kahve masasına bırakırken vücudunun rahatlamasına izin verdi. Kemiklerinin çatırtısı salonda yankılanırken boyu uzamaya, kadınsı figürü yavaştan belli olmayan bir hal alırken acı içinde inledi.
Kemikleri uzuyor, genişliyor ve bedenini zorluyordu Lorin’in. Acı bir an gözlerinin kararmasını sağlarken derin derin nefesler aldı genç kadın.
Sonunda vücudu değişimi durdurduğunda saçları kısalmış, boyu uzamış, yüz hatları ise değişmişti. Artık o öğretmen Lorin değil, kötü adam Mischief’ti.
Hislerinin kontrolünü kaybedip şekil değiştirmek ve istediği zaman değişme arasında çok fark vardı.
Birisinde sinirinden dolayı acıyı hissetmeden şekil değiştiriyordu ama bir taraftanda neye dönüşeceğini bilmiyordu.
Birisinde ise neye dönüşeceğini kontrol edebiliyor ama fazlası ile acı çekiyordu. Ne yazık ki bunu ne kadar değiştirmeye çalışsa da hiç bir şekilde bunu değiştiremiyordu.
Üstündekileri birer birer çıkarırken kendi odasına doğru yürümeye başladı. Sonunda anadan üryan bir biçimde dolabından kostümünün olduğu gizli kutuyu çıkardı. Kıyafetleri tek tek giyip maskesini taktığında saçlarını geriye yaslayıp sonunda paltosunun kapşonunu taktı.
“Shadow! Hazırlan canım benim, şov zamanı!” diye seslendi Mischief.
Şekil değiştiren kötü adam derin bir nefes alıp düşüncelerinin dağılmasına izin verirken atomlarının ayrılıp yeniden birleştiğini hissedebiliyordu. Sanki iç organları, derisi içten dışa dönüyordu her atomun ayrılışında. Bir süre sonra alışmıştı Mischief bu hisse ama alamadığı şey sonra gelen mide bulantısıydı.
Çatı katı apartmanından yok olurken kötü adam küçük bir ıslık çaldı. Gözünü açıp kapayıncaya kadar Acanai şehir merkezindeki müzenin içinde, tam ortasında duruyordu.
“Kimse yok.”
Shadow yanında belirince ve fısıldayınca onaylayıcı bir mırıldanma sesi çıkardı Mischief. “Aferin oğluma.” diye mırıldandı bir defa daha kötü adam sessiz adımlar ile son birkaç gündür duyduğu şu yeni elması aramaya başlamadan.
Islık çalarak etrafta gezinirken sonunda gözüne o meşhur pembe elmasa iliştiğinde maskesinin arkasında gülümsedi.
“İşte buradasın.” diye fısıldadı kendi kendine elmasa doğru yürürken.
Elması görmeme ihtimali imkansız gibi bir şeydi Mischief için. Pembe elmas pırıl pırıl parlıyordu sanki kötü adamın dikkatini çekmek için.
Yeterince yakın olduğunda Mischief elması koruyan cama ulaşıp uzun pençe gibi olan eldivenin parmak ucu ile birkaç kez cama tıklattı. Cam puf dermiş gibi yok olurken bir anda alarm sesleri çaldığında kötü adam umursamaz bir biçimde elmasa uzandı ve eline aldı.
“Oho! Şunun güzelliğine bak. Babacığının bitanesi!”
Kendi kendine kıkırdayıp şekil değiştiren kötü elması dikkatli bir şekilde paltosunun iç cebine atıp bir anda üzerinde hissettiği o tanıdık gözlemlenme hissi ile arkasına döndü.
Ama tahmin ettiği gibi bir hiçle karşılaşınca kendinin rahatlamasına tekrardan izin verdi. “Etrafa bak. Bul onu.” diye düşündü ve sessiz bir emir verdi Shadow’a Mischief.
Sessiz bir şekilde etrafındaki gerçeklik yavaştan kendi istediği hal olurken ve onu görünmez yaparken şekil değiştirebilen kötü müzenin ikinci katına doğru yürümeye başladı.
Her attığı adımda etrafında daha çok varlık hissetmeye başladığında kendine engel olamadan ona seslendi. “Beni özledin mi yakışıklı?” Sesi tüm müzede yankılanırken, sözlerini bir kahkaha takip etti.
“Çatıda.”
Zihninde duyduğu sözler ile bir anda ortadan kayboldu Mischief sanki aldığı nefes onu atomlarına ayırmıştı tekrardan.
Verdiği nefes ile bir anda görünür bir biçimde çatı da belirdiğinde ona arkası dönük olan kahraman ile karşılaşmıştı.
“Beni böyle karşılarsan ben bunu saygısızlık olarak algılarım ama, yakışıklım.” Kötü adamın sesi sanki bir kedinin mırlaması ile cilveli bir kadının ses tonu arasındaydı. “Yoksa senin kalbini mi kırdım?”
Mischief, Echo’ya doğru bir adım attı, sonra bir tane daha. Ve bir tane daha. Ta ki şekil değiştirebilen kötü, süper kahramanın tam arkasında duruyordu.
Derin bir nefes aldı suretsiz kötü, ciğerlerine Echo’nun o temiz kokusu dolduğunda sanki kendini eriyormuş gibi hissetti. “Ben seni fazlasıyla özledim.” Suretsiz kötünün fısıltısı sanki ılık bir battaniyenin kışın etrafına sarılıyormuş gibi etrafına sarıldı Echo’nun.
“Kelimelerin en tatlı zehir her zamanki gibi.” Ruhların sesi olan kahramanın sesi sanki tüm gecede yankı oluyormuş gibi oldu bir anda.
Şekil değiştirebilen kötünün eli kahramanın omuzlarını bulduğunda kendini bir anda Echo ile burun buruna buldu. Her şey bir anda olmuştu ama Mischief bunun hoşuna gitmediğini söyleseydi bu bir yalan olurdu.
“Zehrimin tadına bakmak ister misin peki, hayatım?”
Kaosun mimarı olan kötünün fısıldadığı sözler sanki birer okmuş gibi yerini Echo’nun en hastalıklı noktasını buldu.
“Sözlerin… onların tadına bakmak için neler verirdim.” diye fısıldadı süper kahraman, dudakları neredeyse Mischief’in maskesinin dudaklarına dokunuyordu. “Ama sözlerinde kendin gibi bir yalan.”
Suretsiz kötü bir anda ne olduğunu şaşırdı çünkü Echo onu kendinden uzağa fırlatmıştı.
Mischief’in sırtı sert bir demir ile buluştuğunda acı dolu bir inilti çıktı ağzından kanla beraber. Yere bir gümbürtü ile düşüp kan öksürdü.
Sendeleyerek ayağa kalkarken sanki birkaç kemiği kırılmış gibi hissetti kaosun mimarı. “Aman ya! Ben de tam öpüşcez falan zannetmiştim!” Hayal kırıklığı ile konuştu Mischief. Sırtı hala acıyor bunun üstüne bir de yavaştan beliren mide bulantısı ekleniyordu.
“İnsanların senden neden hoşlandığını anlamıyorum. Bana karşı çok kabasın.” diye mırıldandı kendi kendine Mischief maskesini hafiften kaldırırken. Yere ağzına dolan kanı tükürürken Echo istemeden de olsa Mischief’in dudaklarını bir an gördü.
Maskesini düzeltirken Mischief’in kemikleri çatırdadı ve hava kırılma sesleri ile dolmaya başladı. Kırılma sesleri devam etti ta ki suretsiz kötünün yerine gölgeden var olmuş bir ucube durana kadar.
Boynuzlu maskesi artık yüzü olmuş, Echo’ya iğrenç bir biçimde gülümsüyordu. Ve tuhaf olan şey? Echo’nun bu bile hoşuna gidiyordu.
Korkutucu bir kükreme çıktı yaratığın ağzından, siyah tükürükler her yere saçıldı. Echo’ya daha ne olduğunu anlama izni vermeden yaratık ona saldırdı.
Pençeler havada uçuştu her savuruş Echo’yu ıskalıyordu. Ama yaratığın dişleri sonunda kahramanın omzunu bulduğunda adamdan sanki boğazı yırtılırcasına bir bağırış koptu.
Yaratığın dişleri ruhlarla konuşan kahramanın kostümünü delip geçti, dişleri sanki etini koparmak istermiş gibi tutuyordu onu. Ama Echo sonunda tüm gücü ile yaratığı itebildiğinde omzunda kocaman bir ısırık izi vardı.
“Seni…” Cümlesine devam edemedi Echo. Onun yerine sanki köşeye sıkışmış bir hayvanın bağırışını andıran bir bağırış ile yaratığa saldırmıştı.
Yaratık genizden gelen bir kahkaha atıp kahramanı elin kenarı ile kenara itip bir anda ortadan kayboldu. Ama Echo ensesinde bir nefes ve hırlama hissettiğinde tam arkasını dönecekti ki bir anda kendini müzenin çatısından aşağı fırlatıldığını hissetti.
Canavar arkasından atladığında yavaştan tekrardan Mischief’e dönüşüyordu. Yumruklar birbirini takip etti havada. Artık kime yumruk atıyor kim emin değildi.
“Yalancı pezevenk! Benim hakkımda söylediğin her bok yalan! Benim yüzümden kahramansın sen! Her nefesini bana borçlusun şu tanındık hayatında!” Suretsiz kötünün bağırışları sanki kulaklarını dolduran rüzgarı geçiyormuşta birbirlerini duyabiliyorlarmış gibiydi, havada dönüyorlardı her yumrukta.
“Senin her nefesin benim!” Attığı sinirli çığlık havada yankılanmıştı bu sefer Mischief’in, ama sonra gelen şey Echo tarafından suretsiz kötünün maskesini çatlatan bir yumruktu.
Tam Mischief’in sırtı uçan bir arabanın tavanı ile buluşacaktı ki gözlerini açıp kapatması ile başka bir binanın çatısındaydılar.
Bir sinirle Echo’yu karşıya fırlatıp sakinleşmeye çalışırmış gibi bir nefes aldı kaosun mimarı. Mischief kendinin yanıp sönen bir ışık gibi gerçeklikten pırpır ederek uzaklaştığını hissedebiliyordu. “Siktimin güçleri.”
Derin nefesler alarak sinirlerini dengede tutmaya çalışırken bir anda görünmez bir gücün ona aniden karnına yumruk attığını hissedince iki büklüm kaldı. Tam karşılık verecekti ki bu sefer görünmez gücün onu yere ataması ve yerde tutması bir oldu.
“Siz bu yüzden arafta takılı kaldınız orospu ruhlar sizi! Onun dediği her boku yapıyorsunuz!”
Aniden Echo’nun onu göğsünden tekmelemesi ile sanki bir anda ciğerlerinin çıkıyormuş gibi hissetmesi bir oldu Mischief’in. “Elmas nerede Mischief?”
“Ananın amında.” diye cevap verdi zorlukla suretsiz kötü. Echo daha çok göğsüne ayağı ile bastırırken kusma isteği oluştu kaosun mimarında. “Bastır bastır. 31 çekersin bunu düşünerek.” diye mırıldandı kötü adam.
“Senin elini kullanmamı ister misin yaparken? Eminim senin elin daha iyi hissettirir sikimde.” Echo ayağını Mischief’in göğsünden kaldırıp tam direğine bastığında kötü adam yemin edebilirdi ki iyi olmayan bir çatırdama sesi duydu dirseğinden. Zaten ondan sonra gelen o çekilmez acı ile çığlık attı.
“Shadow. Lütfen.” diye yalvardı sureti olmayan kötü.
Gölgeden yaratık sanki bu anı bekliyormuş bir anda karanlıktan var olurken kükremeye benzer bir sesle Echo’yu Mischief’in üzerinden bir kolu ile itti. Kötü adam artık neredeyse acıdan bayılmak üzereyken Shadow onu görünmez güçten kurtarıp gölgeler içinde tekrardan kayboldu.
Tekrardan var olduğunda Lorin kollarında baygın bir halde yatıyordu.
Gereksiz derin bir nefes aldı gölgeden yaratık, Lorin’i yatağa yatırmadan önce. Pençe gibi olan elleri şekil değiştirebilen kadının kırık kolunu buldu yavaşça. Güçlerini kullanarak kırık kemiği buldu onca kasın ve derinin altında ilk önce.
Dikkatli bir şekilde güçlerini kullanarak kırıkları onarırken sanki Lorin uyanacakmış gibi kıpırdandı bir anda kendi kendine mırıldanırken. “Şşş, her şey yolunda. Artık evdesin.” diye mırıldandı Shadow sanki genç kadının baygın halini rahatlatmaya çalışıyordu.
Şekil değiştirebilen kadının kemikleri Shadow’un güçleri ile birleşirken tekrar mırıldandı baygın bir halde, sözleri anlaşılmayacak kadar sessiz.
Gölgeden yaratık sonunda Lorin’in uyuduğuna ve kemiklerinin artık kırık olmadığına emin olduğunda yavaştan geri çekilip, şekil değiştiren kadının üstünü bir battaniye ile örttü.
☽ ☾
Acanai’nin yapay ayı gökyüzünde en yukarıdayken Xavier’in kalbi sanki göğsünü delip geçmeye çalışıyormuş gibi atıyordu. Sonunda dudaklarını görmüştü. O dolgun, öpülesi, kanla kaplı pembe dudakları görebilmişti.
Tanrılar sonunda onun dualarına cevap vermişti.
İstemsiz bir kahkaha tırmandı kahramanın genzinden, ses tüm gecede yankılanırken Xavier’in eli tam kalbinin üstünü buldu. Ona isteyerek bir parçasını göstermişti Mischief.
“Şu haline bak. Baş düşmanın dudaklarını gördün diye hemen bir yerlerin kabarıyor.” diye fısıldadı ruhlardan birisi zihninde.
“O da bir yalandı bunu biliyorsun Xavier. Sana gerçek yüzünü gösterecek değil ya.” diye fısıldadı o kadifemsi ses bu sefer.
Genç adam bir an duraksadı. Elbette biliyordu o gördüğü şeyin gerçek olmadığını. Ne de olsa hiç bir kötü adam, kahramana yüzünü göstermek istemezdi. Ama olsun Mischief ona yalan da olsa bir parçasını göstermişti.
Ruhları duymazdan geldi ölüler ile konuşabilen süper kahraman, kalbi hala sanki çıkmak istiyormuş gibi atıyordu. O dudakları aklından çıkaramıyordu Xavier. Sadece küçük bir tat istiyordu. O zehirli kelimeleri ağzından almak istiyordu dili ile.
“Düşüncelerin bile iğrenç. Sen nasıl kahraman oldun ya?”
Ruhların fısıldadığı şey ile bir an duraksadı ve Mischief’in dediği şeyi hatırladı. Bilmese bile dediği şey doğruydu.
Mischief, Xavier’in aldığı her nefesti. Her aldığı nefes ona adanmıştı. Mischief onun hayatının anlamıydı. Hala kahramanlık yapma nedeniydi o. Mischief, aslında bu takıntılı kahramanın her şeyine hükmediyordu bilip bilmeden.
Bir titreme hissetti Xavier takıntılı olduğu kötü adamı düşünürken. Ona sahip olma düşüncesi bile güzeldi. Her gün onun yanında uyanmak sanki bir hayaldi.
“Kesin sabahları saçı dağınık uyanıyordur.” diye düşündü kendi kendine genç kahraman.
“Sabah sabah ağzınız kokar be.”
“Ben onun ağız kokusunu yerim.” Düşünmeden karşılık verdi ruha Xavier ve cevap olarak bazı ruhların öğürme seslerini duydu. Ruhları tekrardan duymazdan gelip bir an neden çatıda olduğunu hatırlamaya çalıştı genç kahraman.
Ama en sonunda neden orada olduğunu ve Mischief’in elmas ile başarılı bir şekilde kaçtığını hatırlayınca elinde olmadan sinirlendi.
Bu takıntı ve kahramanlık işi artık birbiri ile karışıyor onu başarısız bir kahraman haline getiriyordu. Yukarıdakiler kesinlikle kafasını şişireceklerdi bu konu hakkında görüştüklerinde.
Siniri bozulmuş bir şekilde homurdandı kendi kendine Xavier.
Şimdiden diyecekleri şeyleri duyabiliyordu sanki genç kahraman.
“Avucunun içindeydi! Nasıl olurda onu bu şekilde kaçırırsın!”
“Senin yüzünden elmas da yok artık! Tebrikler!”
İki yüzlü yavşaklar. Yeri geldiğinde göt yalayıcı oluyorlardı, yeri gelincede bir anda patron kesiyorlardı süper kahramanın başına. Kolaysa gelsin onlar yapsın Xavier’in işini.
Yaptıkları tek şey ona emir verip sonra arkaya yaslanıp olan şeyleri izlemekti.
Tekrar homurdanıp binanın kenarına doğru yürüdü aşağı atlamadan önce. Giydiği botlar sayesinde tekrardan havaya zıplarken öne doğru gitti.
Zıplaması durana kadar ve insanların görüş alanından çıkana kadar evine doğru gitmedi nerede yaşadığını göstermemek için. Ama sonunda bir arka sokakta durduğunda göğsündeki sanal kostüm düğmesine basıp kostümün yok olmasını sağladı.
Evine varması neredeyse yirmi beş dakika sürmüştü. Ama sonunda derin bir nefes alabilmişti. Bilgisayarının koltuğuna oturup bilgisayarını açarken odası neon ışıklarla rengarenk.
Echo’nun gece mesaisi bitmiş şimdi yayıncı “Yankı Odası” olarak tanınan Xavier’in mesai zamanıydı.
Kamerasını ayarlayıp, yayını başlattığında arkada çalan giriş müziğini mırıldandı kendi kendine genç adam sandalyesinden kalkarken.
Çabuk bir şekilde kendine içecek bir şeyler hazırladı insanlar giriş ekranını izlerken.
Tam zamanlama sıfıra gelmişti ki Xavier koltuğuna tekrardan oturdu. Binlerce insanın ekranında genç adam beklemeden konuşmaya başladı son olan kriminal olaylardan.
İnsanların takma ismi sohbette akarken o Echo’nun yaptığı şeyleri kritik bir şeyle eleştiriyor, Mischief’in yaptığı hatalara gülüyordu.
“Yeni haberleri duydun mu?” diye bir yazı gözüne çarptı bir anda genç kahramanın.
“Yeni haberler mi? Ben yayındayken bir şeyler mi olmuş?” diye yalandan mırıldandı mikrofona Xavier haber sitelerini açarken.
Bir süre yeni çıkan hırsızlık haberini onu izleyen insanlara okudu Xavier. Mırıldanması sanki bir ninni gibiydi onu izleyenlere. Genç adam sesinin birçok kişi tarafından sevildiğini biliyordu… ne de olsa birçok kişi sesi hakkında güzel, bazende sapık şeyler söylüyorlardı.
“Yani anladığım şey üzerine elmas Mischief tarafından çalındı çünkü Echo salağı onu durduramadı öyle mi?” dedi kendi kendine içiceğinden bir yudum alırken. “Bu beklendik bir şeydi. Ne de olsa o salak kendine çok emindi. Kendinden o kadar emin olmak iyi değildir.”
Yayını bir süre daha devam etti xavier’in. Bazen insanların yazdıklarını okuyor ve izleyicileri ile sohbet ediyor bazen kendi kendine konuşuyordu haberler hakkında.
“Şuna bak. ‘Mischief okulu gerçekten yaktı mı?’ Pfff. Bunu herkes biliyor ki o Echo’nun bir yalanıydı.” Kendi kendine konuştu tekrardan.
Bazı insanlar Echo’yu savunurken ve Xavier’e hakaret ederken genç adam onları görmezden geliyordu. Ne de olsa onlar bilmese bile kendine hakaret ediyor, kendi yalanlarını ortaya çıkarıyordu.
Yayınlarında bir çok kez söylemişti Xavier bir kahramanı veya ünlüyü idolize etmeyin diye ama insanlar hala bunu dinlemiyor ya Echo’yu ya da Xavier’i idolize ediyorlardı.
“Salak insanlar.” diye kendi kendine içinden geçirdi genç adam.
Saatler ilerledikçe ve insanlar Xavier’in sesini dinleyerek uyumaya başladıklarında, genç kahraman arkasına yaslanıp kendi kendine mırıldanmaya ve fısıltıyla konuşmaya başladı.
Sonunda ise yayını kapatma saati geldiğinde son bir görüşürüz ve iyi geceler mırıldanıp yayını sonunda kapadı. Yayını kapandığından birkaç kez olduğunda sonunda bilgisayar koltuğundan kalktı ve kolları kafasının üstünde iyice bir esnedi.
Eline boş bardağı alıp mutfağa doğru yürürken istemeden de olsa ruhların bir an çok sessiz olduğunu fark etti.
“Nereye gittiniz gene?”
Beynindeki sesler ve etrafındaki ruhlar genel olarak o yayın yaparken fazla konuşlandılar ama bugün sanki bir şey olmuş gibi sessizliğe gömülmüşlerdi tekrardan. “Nerdesiniz lan?” diye tekrar seslendi Xaveir, elindeki bardağı lavaboya koyarken.
Bir süre ses gelmeyince elinde olmadan şüpheye düştü genç adam. Geçen sefer olduğu gibi onları istemeden “kapatmadığına” emindi. Peki neden bir anda sessizleşmişti bunlar?
ONUN sesini bile duymamıştı tüm gece eve geldikten sonra.
Ama geçen sefer olduğu gibi takıntılı düşünceler gitmemişti bu sefer. Hatta Xavier bunu biliyordu ki hala bir yerlerde saklanıyorlardı.
“Şu Lorin denen öğretmen sence ne yapıyordur şu an?”
“Mischief’den daha ilgi çekici olduğunu kabul et Xavier.”
Sonunda bazı ruhların fısıltısını duyduğunda gözlerini devirdi genç adam. Elbette bir şey düşündükleri için bir anda sessizleşmişlerdi. Xavier ise istemeden güzel bir şey için susmuşlardı diye umut etmişti.
“Lorin mi? Jayson’un öğretmeni mi?” diye sordu genç adam birkaç ruh ona yaklaşırken.
“Sence de güzel değil miydi Xavier?”
“Çokta güzel kokuyordu.”
“Kesin tadı da güzeldir.”
Sinek kovarmış gibi elini havada salladı Xavier ruhları başından savmaya çalışırken. “Ne yapmaya çalıştığınızı biliyorum ve bu işe yaramayacak.” diye homurdandı kendi kendine.
Ama elinde olmadan da Lorin’i bir anda düşündü. O katkat saçları, o ormanı andıran yeşile çalan ela, yorgun gözleri. Özellikle o gün ona sanki öldürmek istermiş gibi bakması yok muydu? Onu düşündükçe kalbi pıt pıt atıyordu.
Başını iki yana sallayıp düşüncelerinden kurtulmaya çalıştı. Takıntılı olduğu tek bir kişi vardı o da Mischief’ti. Ve bunu hiç bir şey değiştirmeyecekti.
Ama sanki düşüncelerini duymuş gibi ruhlar daha çok yaklaştılar ona.
“Hadi ama Xavier. Mischief sana ilgi göstermiyor. Öğretmen ise gösterir.”
“Göstermiyor mu? Bana ‘yakışıklım’ diyor, ‘hayatım’ diyor bir kere.” diye savundu genç adam deliler gibi takıntılı olduğu kişiyi. “Kimse ilgi duymadığı kişiye öyle şeyler demez bir kere!”
Ruhlar sıkıntı ile oflayıp süper kahramandan uzaklaşırken, birisi kafasının arkasına vurup “beyinsiz” bile dedi. “Ne var ya?! Ben monogami seviyorum! Polimeri bana göre değil!” diye çıkışıverdi Xavier.
“Hem tamam Lorin ile çıkmaya başladım, bunu nasıl açıklarım Mischief’e? ‘Ben birisi ile çıkıyorum artık. Bana yavşama artık.’ Ben onun bana yavşamasını istiyorum!” Sesi giderek yükselirken bir manyak gibi yokluğa bağırdığını sonunda fark etti takıntılı süper kahraman.
Derin bir nefes alıp sinirini sakinleştirmeye çalışırken ruhları umursamadan salona doğru yürüdü. Ruhlar arkasından seslenirken onları duymamazlıktan geliyordu. Ama bir tanesi aniden onu bileğinden tuttuğunda istemeden aklına Lorin gelmişti tekrardan.
Ruhların dokunuşu onun gibiydi aynı. Sanki pamuk gibi yumuşak ne kadar sinirli olursa olsun, ne kadar tehdit ederse etsin. Bir qan elini vücudunda hissetmek istedi Xavier. “Acaba nasıl hissettirirdi?” Kendi kendine düşündü genç adam.
Bir an hayal etti genç kahraman. O yumuşak parmaklar kollarında geziniyordu bir anda omuzlarına çıkmadan. Sonra göğsüne iniyordu daha aşağı inmeden. Elinin sertliğini bulduğunu hayal edince bir an titreme hissetti. Dokunuşu acaba yumuşak mı olurdu, yoksa Mischief gibi sert mi? Hayalinde bir çift el daha belirirken neredeyse dizleri üstüne düşecekti.
Lorin’in ve Mischief’in elleri büyük ihtimal tam zıttı olurdu. Birisi ona işkence çektirmek istermiş gibi dokunurken bir diğeri sanki o kırılacakmış gibi dokunurdu belki.
Bileğini ruhun elinden çekip genzini temizlediğinde yanakları sanki alev almış gibi yanıyordu. “Size kaç kere söyleyeceğim? Bana iznim olmadan dokunmayın.”
“Yarramın başına bak hele! Bini iznim ilmidin dikinmiyin. Sikik seni!” Ruhun bağırışı tüm apartmanda yankılanırken Xaveir kendini kanepeye bıraktı. Televizyonu açarken elinde olmadan olmadan esnedi.
Xavier yavaştan uykuya dalarken üstünde battaniye gibi bir ağırlık hissettiğinde sanki sıcaklığın ve ağırlığın altında kendini eriyormuş gibi hissetti. Ne kadar kavga etselerde en sonunda ona yardımcı olmak için oradaydı ruhlar.
Tam uykuya dalacaktı ki alnında hissettiği öpücük ile gözleri kırpıştı. “İyi geceler sevgilim.” dedi o kadifemsi ses ama uykulu halinde onu söyleyen sanki Mischief ve Lorin’miş gibi geldi Xavier’a.