2 - “Kader Yollarımızı Kesiştirene Kadar”

2747 Words
İki gün. Xavier iki gündür haber almıyordu Mischief’den. Her hırsızlık haberi geldiğinde, her şehre çöken gölgede onu arıyordu. Apartmanı her sinir krizinden sonra daha çok savaş alanına benziyor, yerlerde cam kırıkları etrafa saçılmış, ayak izleri bir sürü patika oluşturuyordu. Yapay Güneş ışıkları Xavier’in altmış katlı binanın çatı katındaki apartmanını ve mahvolmuş eşyaları yavaştan aydınlatırken Xavier zeminde, camların üstünde sanki hiç canı acımıyormuş gibi yatıyor, tavanla bakışıyordu. Şu son iki gün sanki ona bir işkenceydi. Mischief'in ilgisini çekmek için yapmadığı bir şey hakkında yalan söylemekten tutun da saçma gece şovlarına bile çıkıyor, onu hakkında kötü konuşuyordu. Ama peki sonuç ne oldu? O hiç bir yerde yoktu. Ve onun üstüne bir de ruhlar saçma sapan konuşuyorlardı Xavier’in sevgili Mischief'i hakkında. “Normal hayatına devam ediyor. Bence sevgilisi bile vardır.” “Senin nasıl hastalıklı birisi olduğunu öğrendi artık. Seni siktir etti.” “Kesin eşi vardır ve onunla zaman geçiriyordur.” “Bence kesin birisiyle sikişiyordur. Bu elini sikenle mi birlikte olacak daha iyileri varken? Hah! Güldürmeyin beni be.” Fısıltılar gün geçtikçe daha acımasız hale gelirken, hastalıklı beynindeki düşünceleri daha beter hale getiriyordu. Ya doğruyu söylüyorlarsa? Ya gerçekten evli ise? Ya çocukları varsa? Ya başka birisi ile birlikte ise? Hayır. Hayır, hayır, hayır. Xavier bunu kabul edemezdi. Mischief sadece onundu. Onun sevgilisi olacaktı. Onun hayatını adadığı kişiydi o. Başka birisi ona dokunamazdı. Dokunursa elindeki her parmağı koparır dokunan kişiye yedirirdi. Herkes zaten Mischief'den nefret ediyordu Echo'nun yalanları yüzünden. “Aferin Xavier. Çok zekisin.” Bir anda o kadifemsi ses fısıldadı zihninde, ruhun eli yavaştan çenesini bulurken, genç adam derin bir nefes aldı, gözleri yavaşça kapanıyordu. El yavaştan kayarak tam kalbinin üstünde göğsünde durdu, sanki bir makina gibi gümbür gümbür atıyordu var olmayan elin altında. “Yapma.” Sözler sanki kahramanın boğazından zorla sökülüyordu. Ama hissettiği şey? Sanki Mischief’e ihanet ediyormuş gibi hissediyordu. Xavier yattığı yerden bir anda doğruldu, sırtına batan camlar tiz bir sesle parkeye düşerken, kanlar yavaştan sırtında aşağı doğru süzülüyordu. “Sen o değilsin.” Genç adam sanki yorulmuş gibi elini itti ruhun. “Sen sadece vicdan azabımın bir sonucusun.” Apartmanda oluşan sessizlik “Belki de gitmiştir” diye düşünmesine sebep oldu Xavier'in. Ama bir anda ruhun onu saçından tuttuğunu ve kafasını olduğunca arkaya çektiğini hissedince, istemeden homurdandı. Kafasının arkası olabildiğince sert bir şekilde parkeyle buluşunca bir an da olsun sanki kafatasının çatladığını sandı. “Vicdan azabıymış! Sanki yıllarca benimle yaşamamışsın gibi!” O kadifemsi kadın ses bir anda bir banshee gibi çığlık attığında, Xavier yüzünü buruşturdu. Tam tekrar yerden doğrulacaktı ki ruhun onu ayak bileğinden tutup apartmanın içinde zeminde sürükledi. Camlar daha çok derisine batarken ve keserken Xavier yerdeki parkelere tutunmaya çalıştı. “Tamam! Özür dilerim! Bırak beni!” Diye bağırdı Xavier ama büyük bir cam sırtına saplanınca elinde olmadan acıyla çığlık attı. “Kes şunu! Arafta takılı kaldın diye bana işkence etmeyi bırak!” Havada bir anda sanki bir şey değişmiş bir anda, zihni sessizleşti, ruhun onu çekiştirmesi durdu. Sanki apartman daha aydınlıkmış gibi geldi bir anda. Xavier kendi oturur pozisyona gelmeye zorladı sonra da yavaştan ayağa kalktı. Sırtındaki kesikler zonkluyordu acıyla beraber. Mahvolmuş apartmanın baktı bir an. Koltuğu sanki bir hayvan pençelemiş gibi yırtıklar vardı, kahve masası salonun diğer bir ucuna fırlatılmış paramparça olmuştu. Apartman sessizdi. Fazla sessiz. Ne ruhların fısıltısı, ne de… ona olan takıntısı vardı zihninde. İlk kez sakindi hayatı. Derin bir nefes aldı Xavier sanki bu aldığı ilk nefesmiş gibi. Ama sırtındaki kesikleri hatırlatan ani bir acı hissettiğinde, hırıltılı bir ses geldi boğazından sırtına ulaşırken. Derin nefes alıp sırtındaki en büyük parçayı çıkarırken, istemeden de olsa acı dolu sesler çıkartıyordu. Xavier uğraştı da uğraştı tüm cam kırıklarını sırtından çıkarmaya çalışırken. Sırtı ve elleri artık kırmızı ile kaplıydı kanlar ve teri karışıp sırtından aşağı süzülürken. “Kimse yok mu?” Diye seslendi işi bittiğinde genç kahraman. Hala inanamıyordu yalnız olduğuna. Bağırırken sanki bir açma kapama düğmesine basmış gibi bir anda her şey normal bir hale dönmüştü. Ve Mischief'e olan takıntısı artık yoktu. Ona neden takıntılı hale gelmişti ki? O bir kötü adamdı. Yaptığı tek şey kaos çıkarmaktı. Düşüncelerine dalmışken bir an telefonun çalması üzerine duraksadı. Ablası için ayarladığı arama zil sesi yankılanıyordu apartmanın içinde. Düşünceleri sanki bir mum gibi erirken telefonuna doğru yürümeye başladı genç adam. “Alo?” Xavier'in sesi bu kahramanlık işine başladığından beri ilk kez yorgun çıkmıştı. “Ablasının favori kardeşi nasılmış bakalım?” Dedi telefondan gelen kadın sesi. “Lafı kısa kesersen sevinirim canım ablacım.” Diye karşılık verdi Xaiver, arkadan gelen konuşma sesleri ablası Xiomara’nin işle fazlası ile meşgul olduğunu gösteriyordu. “Benim için Jayson’u okuldan alırsan çok sevinirim. Dişçi ile randevusu varda. Jayson’u almaya geldiğimde görüşürüz.” Xavier daha cevap veremeden telefon yüzüne kapanmıştı. Xiomara elbette Xavier’in süper kahraman olduğunu biliyordu. Ne de olsa babaları gibi Xavier de güçlere sahipti. Ve bundan kaynaklı ablası gayet de iyi biliyordu ki genç karaman sabahları evde oturmaktan başka bir şey yapmıyordu. Derin bir nefes aldı telefonunu kenera koyarken. Dikkatli bir şekilde bir duş alıp yaralarını sardı giyinmeden önce. Ama tişörtünü giyerken neredeyse beş kere kontrol etmişti yaraları kanıyor mu kanamıyor mu diye. Ama sonunda tamamen hazırlandığında temizlik robotunu çatı katı apartmanına çağırıp apartmanından dışarı adım attı. ☽ ☾ Lorin’in şu iki günü hayatında olmadığı kadar sakin geçmişti. Tabii televizyona bakmazsa. Çünkü her baktığında yapmadığı şeyler hakkında yalan söylüyordu Echo. Ama genç kadın evinden bir adım dışarı atmamıştı. Birkaç gün önce yaşadığı olayı görmezden geliyordu şekil değiştiren kadın. Yaşadığı şey küçük düşürücüydü. Hemde fazlasıyla. Her hatırladığında yanakları ısınıyor sanki yerin dibine girmek istiyordu. O anı ile tek yapmak istediği şey tamamen unutmaktı. Okul sonunda tamir edilmişti. Teknolojinin gelişmiş olduğu bir şehirden ne beklersiniz ki zaten. Lorin’i üzen şey sadece biraz daha dinlenmemiş oluşuydu. Şimdi ise Lorin öğretmen koltuğunda oturuyor çocukların kitap okumalarına izin veriyordu. Hologram tahtanın ve tabletlerin o sessiz mekanik vızıltısı sınıfın sessizliğini bozuyordu. Tabii bazı öğrenciler kendileri arasında fııldayabilecekerini ve Lorin’in onları duymayacağını zannediyor gibiydiler. “Jayson, Alyna, biraz daha sessiz olmaya ne dersiniz?” Genç kadının sesi fısıldamayı bir anda keserken, kafasını dahi önündeki kağıtlardan kaldırmamıştı. “Yaptığınız şey saygısızlıktan başka bir şey değil.” Lorin bir an Jayson’un bir şey diyeceğini hissetti. “Küçük velet çenesini kapalı tutmayı bilmiyor sanki.” diye düşündü genç kadın. Kafasını kaldırıp gözleri yaramaz çocuğu bulduğunda “En kısa zamanda ailenden birisi ile görüşmek istiyorum. Artık giderek sınırı aşıyorsun.” Dedi. “Ama-” Daha çocuk cümlesine dahi başlamadan sınıfın kapısı tıklandığında dikkati tamamen kapıya yöneldi. Kapıda uzun boylu, siyah saçları karmakarışık olan birisi duruyordu, çekik gözleri fazlasıyla yorgun bakıyordu. Lorin’in sinirini bozan şey? Çocukların olduğu alana izinsiz bir biçimde girmişti. İnsanların nasıl birisi olduğunu bilemezsiniz bu zamanlar. Ya bir pedofiliyse? Düşüncesi bile mide bulandırıcıydı. Öğretmen koltuğundan kalkıp kapıdaki adama doğru bir adım attı genç öğretmen. ”Sınıfa izinsiz giremezsiniz yalnız. Lütfen sınıftan çıkın.” Genç kadının sesi ne kadar yumuşak olsada karşısındaki adama nazikçe defolup gitmesi gerektiğini belli ediyordu. “Dinleyin hanfendi-” “İsmim Lorin Arite. Bana ‘bayan Arite’ demenizi tercih ederim.” “Bak Lorin-” “Bana adımla hitap etmezseniz sevinirim beyefendi.” Adam sanki genç kadına bu tartışmadan zevk alıyormuş gibi baktı bir anda, belki de Lorin öyle zannetti çünkü şekil değiştiren kadına bir anda ekşi bir şey yemiş gibi yüzünü ekşiterek baktı. “Bak Lorin,” Diye devam etti en sonunda. Ve Lorin itiraf etmeliydi ki bir an kendini zor tuttu adamı yumruklamamak için. “buradayım çünkü ablam yeğenimi almamı istedi.” Belki böyle düşünmemeliydi ama yeğeninin kim olduğunu tahmin edebiliyordu. Bu sinir bozuculuk ve karşılık verme sadece bir öğrencide vardı. Genç kadın tam adamın ismini soracaktı ki Jayson “Dayı!” diye bağırıverdi. Tabii ki de doğru tahmin etmişti. Lorin küçük çocuğu umursamayıp “Adınız?” diye sordu telefonunu cebinden çıkarırken. “Xavier Azmes.” Küçük bir ‘hm’ sesi çıkarıp Jayson’un annesini aradı. Jayson’un annesi Lorin’in üçüncü aramasında açtığında diğer kadın direk oğlunu alması için erkek kardeşinin geleceğini söyleyip şekil değiştirebilen kadının yüzüne kapattı. “Ne kadar kaba bir aile.” diye düşünmeden edemedi genç öğretmen. Telefonunu tekrardan cebine koyarken “Jayson’un ebeveynlerinin her zaman meşgul olduğunu biliyorum. O yüzden sizi burada yakalamışken sizinle bir konuşmak isterim bay Azmes.” dedi, bakışları birazda olsun sonunda yumuşamıştı Lorin’in. Xavier tek kaşını soru sorarmış bir biçimde kaldırsada, başını olumlu anlamda salladı. Lorin sınıftan çıkarken genç adam onu yakından takip etti. Sonunda kapı arkalarından kapandığında ve koridorda yalnız kaldıklarında sonunda genç kadın konuşmaya başladı. “Ailenizde ırki bir şey mi bilmiyorum ama Jayson sınıfımda ders arasında fazlası ile konuşuyor. Bir de yetmiyormuş gibi bana karşılık veriyor.” Xavier sanki Lorin aptalmış gibi baktı bir an. Sonra bir soru takip etti bakışlarını. “Eee? Ne yapmamızı istiyorsun yani?” Genç kadın kendini zor tuttu hakaret veya küfür etmemek için kendini. “Yapmanızı istediğim şey ona biraz saygı nedir öğretmeniz, beyefendi.” “Bence yeğenim gayet saygılı birisi. Saygısı olamayan kişi bence sensin, Lorin.” “Gece bu adamı yakalayıp öldürsek sence benden şüphelenirler mi?” diye düşündü şekil değiştiren kadın. Shadow ise kısa bir “hı-hı” sesi ile cevap verdi. “Bakın beyefendi, ben bir öğretmenim. Ve saygı denilen şey nedir ben öğretirim.” “O zaman öğret. Bu kadar basit.” Genç adam öğretmene doğru bir adım attı, boyundan dolayı Lorin’in yukarı ona doğru bakmasına zorladı. “Lorin... Bu kadar kuralcı olmak seni yormuyor mu? Bazen sadece her şeyin yanıp kül olmasını istemez misin?" Xavier’in fısıldadığı kelimeler Lorin’in midesini bulandırmıştı hem de tuhaf bir şekilde ona birisini hatırlatmıştı. Xavier, genç öğretmenin ne diyeceğini umursamadan yanından geçip tekrar sınıfa girdiğinde Lorin sinirden kızarmış, bir şey dememek için dilini ısırıyordu. “Jayson hadi çantanı, tabletini al. Dişçiye gidiyoruz.” Lorin bir süre bir şey yapamadı. Kulaklarında sert bir uğultu ve beyninde bir uyuşukluk oluşmuştu. Nasıl olurda bir öğretmene karşı böyle saygısızlık yapar? O kim ki ya? Genç adam tam öğretmenin yanından çocuk ile geçecekti ki Lorin bir anda refleks olarak adamın bileğinden tuttu. “Ben yerinizde olsam bay Azmes, kendime dikkat ederdim.” Sözler sanki ağzından kaçmıştı Lorin’in ama genç kadın hiç bir şekilde bir pişmanlık duymamıştı. “İyi günler beyefendi.” Elini genç adamdan çekip arkasına bakmadan sınıfa tekrardan girdi. Ama arkasından kapı kapanırken bir çift göz hissettiğine yemin edebilirdi Lorin. Saatler geçti sanki aslan ceylanı kovalıyormuş gibi. sonunda öğrencilerin çıkma saati geldiğinde Lorin derin bir nefes aldı. Bir gün daha bitmişti öğretmen olarak günü ama Xavier’in o söylediği şey bir türlü çıkmıyordu aklından. Ne demek istiyordu? Nasıl olurda sanki Mischief kimliğini görüyormuş gibi konuşuyordu. Lorin’in eve sürüşü tamamen düşünceler ile doluydu. Nerede görmüştü bu adamı? Neden bu kadar tanıdık geliyordu? Led ışıklar şeritler haline dönüyordu genç kadın arabası ile hızla yanlarından geçerken, renkli ışıklar akşamın karanlığında yüzünü aydınlatıyordu. Sonunda apartmanın önünde durduğunda arabasının motorunu durdurdu. Arabadan çıkarken birisinin ona seslenişi ile bir anda durdu. “Bayan Arite!” Arabasının kapısını arkasından kapatıp ona seslenen kişiye baktı. Neredeyse onunla yaşıt olan, koyu ten renkli, kıvırcık saçlı olan karşı komşusu Aazaks ona doğru koşuyordu. İtiraf etmeliydi, kendinden genç olan kadın fazlası ile çekiciydi. Hatta bir zamanlar ondan hoşlanıyordu bile. “Bu güzel karşılamayı neye borçluyum hayatım?” diye sordu sonunda Aazaks yeterince yaklaştığında. “Bu akşam boş musunuz?” Lorin bir anda diğer kadının sorusu karşısında duraksadı. Aazaks onunla mı flörtleşiyordu şu anda? Yanlış duymuş olmalıydı. Ne de olsa şu an yeraltından sanki sürüklenerek çıkmış gibi duruyordu. Bir çocuğun üstüne kusmasından bahsetmiyordu bile. “Pardon?” Soru istemeden çıktı Lorin’in ağzından ve bir an dua etti tanrılara onu yerin yutması için. “Ah, yanlış anladıysanız özür dilerim. Bugün kuzenimin doğum günü var da. Ben de bizim arkadaş olduğumuzu varsayarak sizi doğum gününe çağırmak istedim.” diye açıkladı Aazaks ve itiraf etmeliydi ki Lorin biraz da olsa da rahatlamıştı. “Ama tabi bir randevuya çıkmak isterseniz o başka.” Koyu tenli kadının sözleri üzerine genç öğretmen yemin edebilirdi ki bir an beyni durmuştu. Aazaks biraz önce onunla flörtleşti. O güzeller güzeli, tanrıçayı andıran kadın Lorin bu haldeyken onu bir randevuya davet etmişti. Boğazını temizleyip, terlemiş ellerini kazağına sürerek kuruttu. “Ben… doğum gününe gelirim tabii. Neden olmasın.” Diyebildi sonunda Lorin. Diğer kadının flörtleşmesini tamamen duymazdan gelerek. Çünkü eğer duymazdan gelmeseydi kesin olarak kalp krizi geçirecekti. Aazaks bir anda duyduğu şey karşısında gülümsedi. “Çok teşekkür ederim! Eminim kuzenimde partisine bir kişi daha katılacağı için çok mutlu olacaktır.” Ama bir anda diğer kadın Lorin’e doğru eğilip yanağını öptüğünde şekil değiştirebilen kadın beyninin bu sefer gerçekten de durduğunu hissetti. “Asıl ben teşekkür ederim.” Diye mırıldandı kendi kendine Lorin, Aazaks’ın asansöre doğru yürümesini izledi bir anda. Ama gözleri diğer kadının dolgun kalçalarına kayınca elinde olmadan kendi kendine gülümsedi. “Bayan Arite geliyor musunuz?” Diğer kadın Lorin’e seslendiğinde şekil değiştiren kadın sanki hipnotize olmuş bir şekilde “He?” diye bir ses çıkardı. “Geliyorum!” Boğazını temizleyip, koşar adımlar ile diğer kadını asansöre takip etti kadını. Asansör yolculuğu gayet de normal geçmişti… tabii Lorin’in içten içe başka bir kadına bu kadar olması yakın olması beynini paslanmış bir makine gibi bir anda durdurmuştu. Aazaks gülümseyip “görüşürüz” dediğinde Lorin diğer kadını zar zor duymuştu. Saçma sapan bir ses çıkardı karşılık olarak asansörden kendiside çıkarken. “Hayatım boyunca hiç bu kadar komik bir anını görmemiştim.” Shadow’un sesi yankılandı Lorin’in zihninde. Lorin sonunda hipnotize olmuş halinden en sonunda kurtuluğunda gözlerini ovuşturdu. “Anca ben komik duruma düşünce konuş zaten.” diye düşündü genç kadın. Shadow’un o tok sesi ile kahkaha atınca, Lorin canı sıkılmış bir şekilde gözlerini devirdi. “Gül sen gül. Bakalım bir gün seni susturmayı başarınca görücem seni.” “Çok kabasın Lorey.” Lorin, Shadow’un ona taktığı takma lakap ile sanki iğrenç bir şey söylemiş gibi yüzünü buruşturdu. “Bana o isimle bir daha seslenirsen intihar ederim.” diye düşündü Lorin. Retina taraması ile kapıyı açarken, bir taraftan da ayakkabılarını çıkarıyordu. Kapı arkasından bir hıslama sesi ile kapanırken Lorin üstündeki kusmuk kokulu kıyafetleri çıkarıyordu. Lorin banyoya adım attığında sıcak su otomatik bir şekilde açılırken genç kadın sıcak suyun altında eriyormuş gibi hissetti kendini. Vücudunu yıkarken ve köpükler kirli su ile giderden aşağı akarken Lorin’in aklına istemeden de olsa o Xavier’in dedikleri gelmişti aklına. Onun hakkında bir şeyler Lorin’i rahatsız ediyordu ama hala ne olduğunu anlayamıyordu. ☽ ☾ Xavier, Jayson’u dişçiye götürürken pek konuşmamıştı. Hatta bunun üzerine küçük çocuk dayısına endişeli gözlerle bakıyordu. “Öğretmenim sana ne dedi dayı?” Xavier'in bakışları bir an çocuğu buldu arabayı sürerken, sorusu onu fazlasıyla şaşırtmıştı. “Sadece biraz saygısızlık yaptığını söyledi. Neden sordun ki?” “Ondan bahsetmediğimi biliyorsun dayı. Bileğini tuttu ya. O zaman ne dedi?” Xavier bir süre sessiz kaldı, küçük çocuğun söylediği şeyler bir daha onu şoka uğratmıştı. “Beyimize bak sen. Büyümüşte küçülmüş.” Kendi kendine güldü bir an Xavier, Jayson’a uzanıp saçını sevecenlikle karıştırdı. “Sen böyle şeyleri kafana takma, Jay.” “Ama öğretmenim pek mutlu durmuyordu biz çıkarken. Ne oldu siz konuşurken?” Xavier küçük çocuğa tekrar baktı, giderek gerginleşiyordu ve sırtındaki bandajlar da sinirleri gibi gerildiğini hissediyordu. Çocuk dayısından tepki alamayınca sıkılmış gibi uflayıp kollarını bağladı. Bir süre konuşmadı Xavier’in yeğeni ama sonunda konuştuğunda sesi sanki dayısına küsmüş gibiydi. “Lorin öğretmen kötü birisi değil. Sadece biraz disiplinli.” Xavier elinde olmadan genizden gelen bir gülme sesi ile “Disiplinli mi? Sanki önünden yemeği aslan gibi saldırmaya hazır.” diye mırıldandı kendi kendine Xavier, Jayson’un duymayacağından emin olarak. Beyninde oluşan o sessiz alanın duvarlarının çatladığını hissedebiliyordu. Apartmanında susturduğu, hatta sessizliğe gömmeyi başardığı fısıltılar ve ruhlar birer birer geri dönmeye başlamıştı yavaştan. “O kadın tuhaf. Hoşumuza gitti.” diye fısıldadı sonunda bir ruh. Xavier yalan söyleyemezdi, onun da hoşuna gitmişti. Hem de fazlasıyla. Belki de bunu düşünen taraf takıntılı olan kısmıydı. Düşündüğü şeyle Xavier, direksiyonu parmak boğumları beyazlayana kadar sıktı. O kadında bir şey vardı. Kanını deli gibi kaynatmıştı bir dokunuş ile. “Mischief gibi o kadın. Ağzımızı sulandırıyor. Dişlerimizi o güzel bacaklara geçirebilsek keşke.” diye fısıldadı başka bir ruh. “Jayson?” Xavier’in bakışları bir anlığına yeğenini buldu. “Bu Lorin, yani öğretmenin… nasıl birisi?” Sorduğu soru üzerine bakışları tekrardan yolu buldu. Ay yavaştan göğe çıkıyor, Acania’nın neon renkleri ile karışıyordu. “Hm? Genel olarak sakin ve şakacı. Ama son birkaç gündür…” Jayson bir an duraksadı. Sanki bir şeyi söyleyip, söylememek arasında kalmıştı. “Biraz fazla sinirli.” diye sözünü bitirdi. Demek birkaç gündür sinirli. Ama bir an aklına onun tehdidi geldiğinde elinde olmadan kendi kendine gülümsedi. Belki de Mischief’in olmaması gayet iyi bir şeydi. Ne de olsa kendisine yeni bir oyuncak bulmuştu Xavier. Yorgun bakışları dikiz aynasını buldu bir anda. Gözlerinin altı morarmış, yüzü yorgunluktan çökmüştü. Sonunda arabayı dişçi kliniğinin önünde durdurduğunda emniyet kemerini çözüp yeğenine döndü büyük bir gülümseme ile. “Ee, küçük beyefendi? Umarım dişçi randevunuz için hazırsındır.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD