Bilincin karanlık sularından yüzeye çıkışı, yavaş ve acı vericiydi. Önce koku geldi; küf, ıslak beton ve paslanmış metalin genzi yakan keskin karışımı. Ardından, şakaklarında zonklayan, kloroformun kimyasal mirası olan o donuk baş ağrısı. Berçim gözlerini açmaya çalıştığında, kirpikleri birbirine yapışmış gibi ağırdı. Zorlukla araladığında gördüğü ilk şey, tavandan sarkan tek bir endüstriyel lambanın yaydığı solgun, titrek ışıktı. Işık, deponun loş derinliklerinde kaybolan sayısız ahşap sandık ve metal varil üzerinde uzun, hayaletimsi gölgeler yaratıyordu. Vücudunu hareket ettirmeye çalıştı ve anında ikinci bir gerçekle yüzleşti: Soğuk beton zemine sabitlenmiş ahşap bir sandalyeye sıkıca bağlanmıştı. Bileklerini ve ayak bileklerini kesen kenevir ipler, kan dolaşımını neredeyse durduracak

