7. BÖLÜM

1255 Words
Ilk karşılaşma.. Abimin Yağız Alp’i tanıyor, taktir etmesine sinir olmam ayrı, onunla ilgili durumu fark edince içine düştüğüm rezillik ayrı sinir bozucuydu. Bir Yağız Alp’tir gidiyor arkadaş! Kim bu çocuk diye durmadan düşündüm durdum. Sağ olsun, annem "şaka yapıyor" diye geçiştirdi de olay fazla büyümeden kapandı. Yoksa Emine Teyze’nin yüzüne nasıl bakardım, hiç bilmiyorum. Abim koluma girdi ve “Hadi seninle biraz yürüyelim,” dedi. Kalktık, doğa harikası köyde gezmeye başladık. Gülerek, “Abinle dalga geçmeye kalkarsan, alırsın boyunun ölçüsünü,” dedi. “Ya abi, dalga geçeceksen gelmiyorum, gidiyorum annemlerin yanına,” deyip arkamı döndüm. “Tamam tamam, gel,” dedi arkamdan. “Ee, nasılsın? Beyninde bir sinyal var mı?” diye sordu meraklı gözlerle. “Geçen gün yere düşerken düşüş hızımı hesapladım,” dedim umursamıyormuş gibi. Şaşırdı, sonra alnımdan öptü. “Bu güzel bir başlangıç. Peki, Asaf sana soru verdi mi?” diye sordu. “Evet verdi ama çözemedim,” dedim dürüstçe. “Bak şimdi güzel kardeşim,” dedi ciddileşerek. “Çözemiyorum deme. Aç bir kitaptan çözümüne bak. Senin hafızan kuvvetli, formülü bulur bulmaz kendi kendine çözmeye başlayacaksın. Kalem bile oynatmana gerek kalmayacak.” “Abi, bunu herkes yapar. Farklı bir özelliğim yok, kabul edin artık. Formülü kitaptan bulan, az çok matematik bilen herkes zaten kalemsiz çözebilir bunu,” dedim, pes ettiğimi göstermek için. O da anlamış olmalı ki daha fazla üstelemedi. “Bilgisayarımı getirdiniz mi?” diye sordum konuyu değiştirmek için. “Hayır. Kullanman yasak, biliyorsun,” dedi. “Abi ya, ihtiyacım oluyor,” dedim. “Evet, arkadaşlarının telefonunu hacklemek gibi mi?” dedi gözlerini kısıp. Osman... Ah Osman! Öttün mü her şeyi? diye geçirdim içimden. “Neyse, hadi dönelim bizimkilerin yanına,” dedim ve eve doğru yürümeye başladık. İçeri girdiğimizde Osman’ın yanına oturup bacağını cimcikledim. “Osman, ne yapıyorsun kızım ya!” diye tısladı ağzının içinden. “Abime ötmüşsün!” dedim sinirle. “Yanımdaydı, öttüm mü sanki?” dedi savunarak. Sinirle yanından kalkıp annemin sıcacık kollarına sığındım. Emine Teyze bize bakıp, “Uyy kizum, sen çok mi özledun anani ? Benim uşaklar da baga seni özleduk dese de gelmeyiler…” deyip iç çekti. Annemin yanından kalkıp Emine Teyze’ye sıkıca sarıldım. Güzel bir akşam geçirdikten sonra yataklar serildi ve herkes tertemiz havada misil misil uyudu. Babam, yurt müdüründen izin aldığı için ben de annemlerle kalmıştım. Sabah uyandığımızda temiz havanın serin yüzü odamıza dolmuştu. Yataktan kalktığımda burnuma enfes kokular gelmeye başladı. Bahçeye çıktığımda kocaman bir masa kurulmuştu. Kahvaltı sofrasında yok yoktu: Kuymak, tereyağ, ev yapımı reçeller, çeşit çeşit peynirler, yeşillikler, poğaçalar, börekler… Emine Teyze’yle annem resmen harikalar yaratmıştı. İlk uyanan sanırım bendim diye düşünürken yukarıdan gelen ayak sesleriyle herkes inmeye başladı. “Ne oluyor ya?” diye geçirdim içimden. Meğer herkes, Emine Teyze’nin annesiyle tanışmaya çıkmış. Selam vermek isteyenler sıraya girmiş. Yani anlayacağın, en son uyanan yine ben olmuşum. Neyse… Ne kadar geç uyansam da ilk sofraya oturan ben oldum. Kollarımı iki yana açıp sofraya sarılıyormuş gibi yaparak, “İyi ki varsınız!” dedim gülerek. Güzel sohbetler eşliğinde, harika bir havada, müthiş bir kahvaltı yaptık. Annemle babam memnun kalmış olacak ki, babam Emine Teyze’ye dönüp, “Alt katı bize dört yıl boyunca kiralar mısın?” dediğinde hepimiz donup kaldık. Çünkü babamdan böyle bir teklif hiç beklemiyorduk... Emine teyze biraz itiraz etse de sonunda kabul etmişti. İyi mi oldu, kötü mü bilmiyorum ama o an hepimiz gülüyorduk. Annemlerle vedalaşıp onları yolcu ettiğimizde içimde buruk bir mutluluk vardı. Emine Teyze’yle baş başa kalınca gözleri parlayarak bana döndü: “Bu gece de kalıver kizum, yarın gidersun.” Zaten gitmek istemiyordum. Bu ev, bu köy, bu kadın... Hepsine bir gecede alışmıştım. Kalbim 'kal' diyordu, ben de onu dinledim. Gerçi gece tek kalacağımı fark edince içimde ufak çaplı bir korku filmi başladı ama açık hava, kuş sesleri, temiz yorgan… Derken uyumuşum. Sabah uyanmamla birlikte Emine Teyze’nin sesiyle kendime geldim. Mis gibi kokan ekmeklerin kokusu burnuma dolmuştu. “Haydi kizum, sofra hazurdur da.” Kahvaltıya otururken gözüm ekmeklere takıldı. “Alışırım valla, gitmem burdan. Yapma böyle,” dedim güle oynaya. O da elindekileri sofraya bırakırken, “Heç gitme kizum, burda kal hep,” dedi. İçim eridi. Ama saat işliyordu, yurda dönmem gerekiyordu. Birkaç parça eşyamı alt katta bıraktım; olur da yine kalırsam, pijama krizi yaşamayayım diye. Yola koyuldum. Köy çıkışına az kalmıştı ki karşıdan jet hızıyla bir araç belirdi. Simsiyah, camları bile karartılmış... Film sahnesi gibi. Bizimkilerin de parası vardı ama bu araba… Bu araba resmen “Ben zenginim ama gizemliyim,” diye bağırıyordu. Tam içimden hızını hesaplayıp “Bu araba 0-100 kaç saniye acaba?” derken, yanımdaki ufacık bir su birikintisinden geçti ve ne oldu? Tabii ki paat! Üzerime su sıçradı. "ÖNÜNE BAKSANA HÖDÜÜÜK!" diye bağırırken... ayağım kaydı ve doğru tahmin: BİRİKİNTİYE DÜŞTÜM. Mükemmel. Tam bir 'Doğa ve Felaketler' belgeseli. Yerde ıslak ıslak doğrulurken, içimden "Şimdi o hödük inip özür dilemezse, yeminle üstüne çamur sıçratırım," dedim. Araba yavaşça durdu. Kapı açıldı. Ve... bir adam indi. Siyah kot, beyaz polo tişört, kumral saçlar, yeşil gözler... Yani? "Yunan heykeli misin, nedirsin be adam?" Bana hafifçe gülümsedi. “Dikkatli olmalısın,” dedi. Haa o kadar su sıçrat, yere düşür, sonra gel ‘dikkatli olmalısın’ de. O an var ya... içimdeki mini canavar uyanmıştı. Hızla ayağa kalkıp ellerimi belime koydum: “Asıl dikkat etmesi gereken sensin! Gözün yok mu senin? Çukuru görmedin mi?” Adam yine aynı rahatlıkla sırıttı. “Gideceğin yere bırakabilirim istersen,” dedi. Yok artık. Üstüm başım çamur, ruhum sinir küpü ve bu adam hâlâ gülüyor! İçimden saydırmaya başladım: Ukala... yakışıklı olunca su sıçratma hakkı mı veriliyor sana? Pis haydut... hödük... Adam hâlâ beni inceliyordu. Sanki ben değil de yere düşen domatesmişim gibi. “Ne o? Hoşuna mı gitti? Ne sırıtıyorsun öyle?” dedim dişlerimi sıkarak. Gülümsemesi hafifçe silindi, sesi gayet sakindi: “Yardım istemiyorsan gidiyorum. İyi günler.” Ve çekti gitti. Araba pırr diye uzaklaştı. Ben ise donup kalmıştım. Böyle yakışıklılık israfa girer arkadaş. Neydi şimdi bu? Arkasından bir güzel saydırıp sırtımı döndüm. Yurda doğru yürümeye başladım. Ama ne yürümek! Öfkem adımlarıma turbo motor takmış. Her adımda: “Hödük… Ukala… Görgüsüz Ferrari artığı…” Ama içimde küçük bir ses de fısıldıyordu: “Yakışıklıydı ama…” ... Sabah okula geldiğimde hâlâ aklım… o arabadaydı. Arabası güzel, kendi güzel… ama içi? Hödük deposu! Tüm gece beynimde “ukala ama karizmatik” alarmı çalmıştı. Sinirim geçmemişti, bilakis birikmişti. Bu işin peşini bırakmam, Emine Teyze’ye soracam bu neyin nesi, köylü mü, yabancı mı, yoksa uzaydan mı inmiş? Kafaya koymuştum. Bu düşüncelerle cebelleşirken Ramazan yanımda bitti, her zamanki gibi saçma bir espriyle modumu yükseltmeye çalıştı. "Ya Ramazan, vallahi bak modum -16, donmadan kurtar kendini," dedim. O da biraz bozuldu ama şıp diye kayboldu. O sırada Asaf Hoca gelmiş, tahtaya çözümsüzlük krizi geçirmiş bir istatistik sorusu yazıyordu. Ben ise ortada sıçan gibi sınıfta gezip duruyordum. Ne oturabiliyorum, ne kaçabiliyorum. En sonunda arka sıraya kıvrılıp kafamı sıraya bıraktım. “Azıcık kestireyim, belki rüyamda istatistiği çözerim.” Derken bir ses: “Arkadaşınız uykusunu alamamış herhalde…” Ne oluyor diye kafamı kaldırdım… VE... Dünkü adam! O su sıçratan, hödüklükte master yapmış adam! Bu sefer öğretmen masasındaydı, bir de utanmadan tüm sınıfa beni ifşa ediyordu! Gözlerimi faltaşı gibi açtım. Bu şaka mı? Kabus mu? Uyuyorum da hâlâ uyanmadım mı? Ramazan hemen ayağa fırladı, krizi fırsata çevirdi tabii: “Uyandı hocam! Sıkıntı yok, devam edebiliriz.” Bir de bana göz kırptı, sanki komedi dizisindeyiz. Ben hâlâ donmuş halde adamı—pardon, hocayı—inceliyorum. “Hocam mı?” dedim. Sesim incecik çıkmıştı, sanki tavşan tokat yemiş. Adam gülümsedi. Şu meşhur, sinirimi tavan yaptıran gülümsemesiyle yerinden kalktı: “E peki madem, başlayalım o zaman… Dersimiz: İstatistik.” İstatistikmiş... Benim sinir eğrimi, kalp atış ortalamamı ve sabır sınırımın standart sapmasını ölçsenize hocam!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD