Ezman ve Amara geldikleri kuyumcuda söz yüzüklerini beraber seçiyorlardı. Amara, yeşil gözlerini genç adamın üzerinden çekemiyor, Ezman ile beraber bir şeyler yapmak ise onu sebepsiz bir şekilde mutlu ediyordu.
Sanki yıllarca Hevi değil de o gözlemişti adamın ona gelmesini işi bu dereceye getirmesini ve evlenmeyi... Yüzükleri gösteren kuyumcu adamda olan Ezman’ın gözleri gözleriyle buluşunca kendine gelip gülümsedi.
Ezman, genç kızın bakışlarını yakalarken gözleri kısıldığında, derin bir nefes verdi.
“Seç bir yüzükte gidelim, Amara,” Diye net bir sesle konuştu adam.
Şu an burada bulunmak istemiyor bir an önce işine odaklanmak istiyordu.
Amara, başını hızlı hızlı salladığında, tezgahta kendisine gösterilen yüzük seçeneklerine bakmaya başladı. Ezman, genç kızın yüzükleri seçmesi için sessizce beklerken Amara eline seçtiği birkaç yüzüğü alıp parmağında denemişti.
Amara, hevesli bakışlarını, Ezman’a çevirip,” nasıl oldu?” Dedi gülümserken. Ezman, genç kızın parmağındaki taşlı yüzüğe bakarken başını sadece sallamıştı. Normal bir yüzüktü. Biraz daha burada bu yüzüklere bakmaya devam ederse nefes alamayacaktı. Adam gözlerini hızla açıp kaparken silkelendi. Halbuki bu dönemde insanlar heyecan içinde olur ne yapacaklarını şaşırırlardı. Ezman için durum böyle değildi.
“İyi.”
Düz sesi Amara’yı duraksattığında, tekrar önüne dönüp yüzüklere bakmak zorunda kaldı. Adamın böyle davranmasının bir sebebi vardı ona hak veriyordu Amara.
“Ağa’m bir çay içer misiniz?” kuyumcu adamın sesiyle başını iki yana sallayıp “Sağ ol Aziz, acelemiz var zaten,” Dedi ve tekrar Amara’ya döndü. Burada şu an olmanın tek nedeni vardı. Mecbur olmasaydı Amara ile yan yana bile bulunamazdı.
Amara, aceleyle bir alyans bir de tektaş yüzük seçtiğinde, Ezman’a döndü. “Bunlar olsun.”
Ezman başını onaylarcasına sallayıp, kuyumcu adama dönerken, “paketle bunları Aziz, “dedi ve çenesindeki kirli sakallarını sıvazladı. Tekrar Amara’ya döndüğünde “ başka bir ihtiyacın var mıydı? “diye sordu, anlayışla. Amara, yeşil harelerini genç adamın kara gözlerine çevirdiğinde tebessüm etti ve adamın arkasında duran, gözüne takılan bir bilekliğe gözü takılıp” yok aslında ama şuna bakabilir miyim, “dedi hevesli sesiyle. Neden şimdi böyle heveslenmişti ki?
Ezman bahsettiği yöne dönüp bakarken gözüne ilişen sade altın bilekliği eline almıştı..
“ Hoş geldiniz hanımağam . “
Kuyumcunun baskın sesiyle bakışlarını hızla kapıya çevirdi Ezman.
Karşısında elleri göğsünün altında birleştirerek, kendisine kaşları çatık bakan kadın ile bedeni kasılmıştı. Hevi , içeriye girer girmez karşılaştığı manzara karşısında nefessiz kaldı sanki. Ezman ve Amara karşılıklı duruyor ve Ezman, Amara’nın beğendiği bilekliği eline almış bakıyordu. Bu sahne karşısında yüreği öyle bir sıkışmıştı ki...
Oysa Ezman’ın karşısında olması gereken kendisiydi!
Kim dayanabilir ki? En yakın arkadaşım dediği ve yıllarını verdiği adam, birbirine bağlı olduklarını simgeleyen yüzüğe bakmak için gelmişlerdi. Bu yüzük konusu canını zaten hep yakmıştı.
Bu tabloda kendisi olması gerekirken bir başkası vardı. İçi kanıyordu kadının. Adamı seven yer biraz daha deşiliyor, usul usul kanını akıtıyordu
Amara, tereddütle başını dönerken, karşısında gördüğü Hevi ile istemsizce elleri titremişti.
Korkuyordu. Hem de çok! Korkmaması için hiçbir neden yoktu.
“Yüzük bakmaya mı geldiniz?”
Sesini sakin tutmaya çalıştı Hevi. Zira içinde kopan fırtınaları bir kendisi biliyordu. Şu an kuyumcunun tüm yüzüklerini yakıp, yıkmak istiyordu. Bakışlarında ki haşinlik kuyumcu Aziz’in gözlerinden kaçmamış olacak ki hızla paketlediği yüzükleri tezgaha bırakıp, tezgâhtaki yüzük panelini kaldırmıştı. Hevi hanımağa’ydı bu, işi belli olmazdı.
Her şey beklenirdi.
Ezman, genç kızın söylediklerini kale almayarak, Amara’ya tekrar döndü.
“Beğendiysen bunu da alırız.” Dedi az önce bariton çıkan sesi bu sefer gayet yumuşak ve kendinden emin çıkmıştı. Yapmak istediği tek şey ardında duran kızın bu gerçeği algılamasıydı, ama tek sorun; Hevi zaten olanları algılamış ama oyunu baştan yazmak için bu sahneyi ve olacakları bozmak için buradaydı. Bilerek canını yakıyordu sevdiği. Bunun farkındaydı Hevi .
Bilerek can yakıyordu Ezman. Buna her ne kadar zorlansa da yapmak zorundaydı.
Amara kendisinden yanıt bekleyen gözlerle bakan adamı görünce dudakları iki yana isteksizce kıvrıldı.
“Yok, sadece bakmıştım, “Dedi düz bir sesle.
Hevi, kızın hiçbir şey olmamış gibi çıkan sesiyle derin bir iç çekti. Nasıl bu kadar umursamaz olabiliyordu? Hiç mi utanmıyordu? Kendisine yapılan ihaneti nasıl görmezden geliyordu?
“İstersen alırız.” Diye diretti Ezman. Hevi’ye dönüp bir kere bile bakmamıştı. Sanki orada yokmuş gibi konuşuyordu Ezman. Hevi varlığını onlara kanıtlayarak usulca adım attı yanlarına. Tam ortalarında duracak şekilde gelirken, boğazını temizleyerek, Ezman’ın elindeki bilekliğe baktı.
“Güzel seçim… “dedi içini yakan bir sesle. Amara, Hevi’den rahatsız olarak derin bir nefes alıp Ezman’a döndü.
“Gidelim mi artık? “sanki Hevi’ yi hiç tanımıyormuş gibi davranışlar sergiliyordu. Oysa Hevi ile aynı yatağı bile paylaşmış insandı. Ezman başını sallayıp elindeki bilekliği kuyumcuya vererek,” Bunu da alıyoruz. “dedi baskın sesiyle. Birden neden hırçınlaşmıştı ki?
Amara atılıp” hayır istemiyorum. “diyerek Ezman’a baktı.
Şu an Amara’nın hevesi gitmişti ama karşısında ki kadının da sırtına yüzlerce hançer saplanmıştı. Hevi o hançerleri yavaş yavaş çıkartacaktı. Canı yanacaktı ama, kendi sırtına yediği o hançeri sahibine saplamadan durmayacak bu savaşı da bitirmeyecekti. Ezman emin olmak isteyerek, genç kıza bakarken, başıyla tekrar istemediğini belli etti Amara.
‘Tamam’ diye başını sallayıp yüzüklerin parasını ödedi Ezman. Hevi onları gözünü kırpmadan izliyordu. Gözünü eğer kırparsa içinde biriken yaşlar bir bir yanaklarından süzülecekti. Ama buna izin vermedi Hevi.
Ezman ve Amara’ya , bu zevki yaşatmayacaktı! Bu yüzden güçlü durmak zorundaydı. İşlerini halleden Ezman, adama “kolay gelsin.” Diyerek dükkândan çıkacakken, Hevi tam karşısında durdu.
“Ama bilekliği almadınız? “
Gözlerini kısıp dudaklarını büzerek yumuşak tonda fısıldamıştı. Ezman bu halini görünce yumruklarını sıkıp sakinleşmeye çalıştı. Daha sonra öfkeli bakışlarını burnunun dibindeki kızın yüzünde gezdirirken sabır çekti.
“Geri bas Hevi ! “
Amara bir köşede ikiliyi izlediğin de, sinirden kurdurmak üzereydi. Kadının işlerine çomak sokmasından nefret ediyordu. İçinde yeni başlayan bir nefret oluşmuştu, belki de daha önceden nefret tohumlarını ekmişti kadın. Hevi, adamdan gözlerini çekmeden “ben geri adım atmam, bilmez misin ağam?” dedi. Meydan okuduğu her hâlinden belli oluyor, karşısındaki adama göz dağı veriyordu.
Sinirleriyle oynayan kızla dişlerini sıktı Ezman. Daha önce vermesi gereken tepkileri şimdi vermesine kızıyordu Ezman. “Bu havaların kime kızım? Eşkıya mı oldun başımıza?”
Öfkeyle yüzüne soluyan adam ile sinirle güldü .
“Daha yeni başlıyoruz Ağam… Alışsan iyi edersin.” Burnuna gelen lavanta kokusuyla daha çok öfkelenen Ezman, genç kızın yüzüne soludu.
“Gerçekten mi Hevi? Hiç mi pes etmeyeceksin?” Hevi ‘nin, aklını bulandırmaya çalıştığının gayet farkındaydı Ezman. Az önce genzini yakan kokuyla vazgeçmeyeceğini, durmayacağını gösteriyordu. Adam ne kadar anlamak istemese de Hevi davasından vazgeçmeyecekti! Fakat bunu adam şimdi değil daha önceleri beklerdi. “Sen pes edene kadar etmem!”
İkili birbirlerinin gözlerine öyle bir korla bakıyorlardı ki… Birazdan o bakışların arasında bir kıvılcım kopacak ve kendilerini yakacaklardı.
“Ezman,” Diye seslendi sinirle Amara. Onları bu şekilde görmeye tahammül edemiyordu. Ne de olsa sözlüsüydü artık Ezman. Herkes böyle bilirken Hevi ile yakın durması kendisine laf getirirdi. Hevi, genç kızın sesiyle gözlerini yumup sinirle gülümsedi. Bu halini kaşları çatık izledi Ezman. Bu kız gerçekten manyaktı! Amara’yı duymamış gibi karşısındaki kıza cevap verdi.
“Ben bir yarışta değilim ki Hevi .” Ezman son sözlerini söyledikten sonra kadının yanından geçerken, Hevi tekrar konuştu. “Şunu unutma Ezman ; en yakın dostuna kazık atan yeri gelir herkese de atar!”
Sözlerinin muhatabı bu sefer Amara’ydı. Amara, sustukça tepesine çıkan kızı görünce artık daha fazla dayanamayarak adım atıp, Hevi’nin kolundan tutarak kendisine döndürdü. Yeterince başı dertte olan kadın bir psikolojik baskı daha kaldıramazdı. “Yeter artık!” Amara da artık dayanamıyordu. Bu kız böyle davrandıkça çıldırıyordu. Çünkü hakkı yoktu kızın.
Amacına ulaşan Hevi başını kaldırıp, burnunu dikleştirdi. “Kızım sen kendini ne sanıyorsun? Herkesi kendine köle mi etmek istiyorsun? Sen kimsin?”
Dişleri arasında çıkışan Amara dolu doluydu. Hevi haddini çok aşıyordu ve kimse ona bir şey yapamıyordu . Ona haddini bildirmiyordu. Hevi belki de bundan güç alıyordu.
“Bir zamanlar peşimde köle gibi dolandığını unutarak kendini küçük düşürme, Amara.”
O kadar sakin bir tonda söylemişti ki bu halleri Ezman’ı bile şaşırtmıştı. Oysa Hevi hep yakar, yıkardı. Sakinlik nedir bilmezdi. “Bana bak kızım!” diye çıldırmış şekilde, Hevi’nin üzerine yürüdüğünde, Ezman bir adım atıp genç kızı geri çekmeye çalışırken , Hevi elleriyle adamı durdurdu ve bu sefer Amara’ nın kolundan o tutarak yüzüne doğru tısladı.
“Asıl sen bana bak! Sen kendini ne sanıyorsun? Sen kimsin de benim olana göz koyuyorsun, benâmus!” *( namussuz)
Bu söyledikleriyle Ezman kudurmuş şekilde göğsünü şişirdi. Bakışlarını kendilerine şaşkınlıkla izleyen Kuyumcu Aziz’e çevirip çıkması için kafasını salladı kızgınlıkla. Kuyumcu adam, ağasını ikiletmeden aceleyle dışarı çıkarken, esnaf arkadaşlarına durumu anlatmıştı.
“Hevi, ocağımı yakacak! “
Hevi , bakışları öfkeyle Amara’nın üzerindeyken tekrar tısladı.
“Sen ne kadar da şerefsiz bir kız olmuşsun! Sen beni bilmene rağmen nasıl kabul ettin! Sen her şeyimi biliyordun ve buna rağmen ihanet ettin bana!”
Amara kolunun acısıyla inlerken, Ezman bağırdı. “Hevi, dur artık!” Hevi, sert ve öfke kokan bakışlarını kömür karası gözlere çevirdi.
“Sen karışma Ezman! Bu ikimizin arasındaki mesele!”
Ezman öfkeyle yumruklarını sıkarken, “Hevi dur dedim! “diye kaşlarını çatıp Hevi ‘nin kolundan tuttu, durması için. Ama onu duymazdan gelen kızı görünce “Sen çok oldun!” diyerek kızı kendine çekti. “Bırak beni!” diye öfkeyle bağırdı Hevi. Amara kolunun acısıyla yüzü buruştuğunda, Ezman’ ın kendisine bakıp “Poşeti al ve git arabada beni bekle!” Demesiyle başını salladı.
Amara son kez Hevi’ye öfkeyle baktığında, yere düşen poşetini alıp çıkmıştı. “ Ne tutuyorsun beni! Ben daha ona soracaktım! “ Elinin altında debelenen kızın kudurmuş sesiyle kolunu bırakıp yüzüne baktı. “Bir daha sakın! Sakın benim olduğum ortamda bulunma Hevi !” Hevi karşısına çıktıkça işini zora sokuyordu. Böyle yaparak bir de o kolunu bağlamamalıydı. Hevi kızaran gözleriyle adama baktı nefes nefese. Ezman onun gözlerini görünce dişlerini sıkıp “Bıktım artık bu şımarıklıklarından!” diyerek gözlerini kızdan çekmeden sert solukları arasında karşısında ki kadını yakıyordu. Aslında canı yananın kendisi olduğunun bilincindeydi.
“Ben artık evleniyorum bunu anla!” Hevi ‘ye değil de kendisine söylüyordu sanki. Hevi bu gerçeği kabullense Ezman da kabul edecekti. Belki de büyük bir yıkım yaşayacaktı. Ya da yeni bir tohum atacaktı ömrüne. İkisi de çıkmaz bir sokaktaydı aslında. Hevi kalbine bıçak bastıran sözlere karşı nefesi kesilirken adamın son söylediklerinden sonra dayanamayarak yanağına tokadı basmıştı.
Bunu Ezman hakketmişti!
Başı yana düşen genç adam sık solukları eşliğinde yumruklarını sıktı.
“Lan!” Hakketmişti.
Hevi, daha fazla kendisini sıkmayarak gözünden akan yaşıyla adamın çenesinden sert bir şekilde tutarak kendisine döndürdü. “Bak bana! Yüzüme, gözüme bak Ezman!” Çenesindeki ellerle genç kıza dönerken, aynı dediği gibi yaptı. Gözlerine baktı. Kızarmaktan yaşaran, kimsede olmayan bir tondaki gözlere… sürmenin en çok yakıştığı gözlere. O gözler insanı içine çeker bir daha bırakmazdı.
Çenesi titrerken, genç adamın kömür karası gözlerine sabit tuttu bakışlarını.
“Bunların hepsi senin eserin!”
Derin bir soluk verdi Ezman. İçine nefes diye çekti Hevi. “Senin yüzünden kendimi kaybediyorum! Bana yaşattıkların yüzünden bu haldeyim!”
“Beni suçlama Hevi! “ diyerek başını sert bir şekilde çenesini tutan ellerden kurtardı. Suç sadece onda değildi ki. “Senin suçun!” diye bağırdı tekrar.
“Sen bana arkanı dönmeseydin…Beni görmezden gelmeseydin bunların hiçbiri olmayacaktı!” Bu sözler Ezman’ın kudurmasına yetti.
“En büyük suç sen de…”diye ikazını yaptı. Bunu neden algılamakta güçlük çekiyordu? Neden hatasını kabul edemiyordu. “Ama olmaz artık bizden Hevi!” dedi inatla Ezman. Bunu kafasına sokmalıydı Hevi
Olamazdı onlardan. Olması için hiçbir şey bırakmamışlardı. Oluru varsa da olamazdı.
“Neden?” diye sordu acıyla. Bakışlarını çekmeden izledi kömür gözleri. Daha önce pes eden kızın şimdi pes etmemesi inada bindirmesi adamı kudurtmuştu. Sinirlenen Ezman, kadının yüreğini sızlatan sözleri söyledi söylemek zorunda kaldı. “Çünkü seni istemiyorum...” sahi artık onu istemiyor muydu?
Kadının kalbinden vuruldu sanki. Yüreği parçalara ayrılmış gibi kan ağladı içi.
Sustu.
Diyecek kelam ona bırakmamıştı Ezman.
İlk defa söyleyecek bir şeyi olmadı kadının.
Ezman sessizleşen kız ile dikkatle birkaç saniye yüzünü izledi. İki elini yumruk yaptı dişlerini sıktı. Daha sonra orada durmayarak çıkıp gitmişti.
Hevi, sızlanan gözleriyle başını çevirip düşmemek için elini cam tezgaha koyarken, içeriye kuyumcu Aziz girmişti. “Hanımağam, iyi misin?”
Hevi başını kaldırıp acısını gizlemeye çalışırken yutkundu. Genç adama başını salladığında gözüne takılan bileklikle gözlerini birkaç saniye yumdu. Daha sonra sakinleşmeye çalışırken, “bunu istiyorum, Aziz.” Dedi ve genç adama döndü. Aziz, genç kadını ikiletmeden tezgahın arkasına geçerek bilekliği paketledi.
&&&&&&
Ezman, genç kadını evine bıraktıktan sonra şirkete döndüğünde, aklı Hevi de kalmıştı. Canını çok yaktığını farkındaydı bunu hak etmemişti. Fakat her işine burnunu sokmayı bırakmalıydı. Bunu başta o istemişti şu an kendisini suçlamamalıydı. Şirketteki odasında dört dönen Ezman, odasına giren ağabeyine döndü. “Oğlum senin burada ne işin var? Akşam sözün var farkında mısın?”
Genç adam sızlayan başına elini götürüp sıvazladığında sıkıntıyla ofladı.
“Ağabey bu Hevi durmayacak.” Erdal, kardeşinin sıkıntılı sesiyle olayı anlarken koltuğa geçip oturdu.
“Bir şey mi yaptı, yine?” Ezman derin bir nefes alıp verirken yerine geçip oturdu.
“Kuyumcuya geldi.”
“Ne?” diyerek hayret etti Erdal.
“Bu kız gerçekten çıldırmış!”
Başını sallayarak ağabeyine hak verdi.
“Evin büyüğü oldu ya, Aram ağa da üstüne gitmiyor, o da başımıza çıkıyor.” Zoruna giden sözleriyle masadaki kalemi ellerine alıp sıktı.
“Tepemize çıkardı Aram Ağa!” Amcası hakkında duygusuz konuşmasıyla, Erdal kardeşine kaşını kaldırıp baktı. “Evlenirsen durur sandık ama...” Başını hızla kaldırıp ağabeyine baktı.
“O ne yamandır... Bugün bir kez daha anladım. Asla rahat durmayacak.” Keyifli sesi ile başını sallayarak dudağını dişledi. Sonra elindeki kalemi masaya vurarak devam etti. “Ben hayatımda böyle bir kız görmedim.” Gerçekten Hevi hiçbir kıza benzemiyordu. O çok farklıydı ve bunu en iyi bilen gören Ezman’dı.
Erdal kendi kendine konuşup sinirlenen kardeşiyle kahkaha attı.
“Oğlum boşa Hanımağa lakabı takılmadı ona.”
Keskin bakışlarını Erdal’a götürdü. “Sende başlama Allah aşkına! Zaten hanımağa diye diye başımıza eşkıya kesildi.” Kesinlikle aşiretin başına geçmesini istememişti. Onun Diyarbakır gibi bir yerde aşirete karışması ona zarardan başka bir işe yaramazdı. Ama pek muhterem babası aşiretinin başına kızını geçirmişti.
Erdal hala gülerken, “Seni dağa kaçıracak diye korkmuyor değilim hani,” Dedi ve tekrar kahkahasını attı. “Kes lan!” diye çıkıştı sinirle Ezman.
“Bir insan istemiyorum kelimesinden anlamaz mı?” Kızın inadını en çok kendisi bilmesine rağmen böyle konuşması da abes kaçmıştı.
“Hevi ise bu insan,” diye kısa bir es verip dilini üst damağına vurarak onaylamaz bir ses çıkarıp devam etti sözlerine. “ Anlamaz kardeşim.” Kardeşinin sözleriyle dişlerini sıktı. “Ne oldu lan sana? Hevi senide mi korkutmuş? Onu böyle savunmazdın bana?” Ailesinden hiçbiri savunmazdı biri hariç….
Erdal ayağa kalkarken gülmesini durdurdu ve kardeşinin karşısında geçti sinirle.
“Kes lan! Onu ne savunacağım. Düşmanımın kızını savunmam!” “Eyi edersin!” diye şiveli bir hale bürünüp başını salladı ağır ağır. “Sadece dün öyle karşında, korkusuzca alnına silahı dayatırken ne kadar gözü kara olduğunu gördüm . O yüzden yaptıklarına şaşırmıyorum artık.”
Herkesin dilindeydi bunun gibi sözcükler. Hanımağa’nın yapacaklarının ucu bucağı yoktu.
Dünü hatırlayan Ezman daha çok öfkelenirken, elindeki kalemi fırlatarak ayağa kalktı. “Ben eve gidiyorum, “diyerek eşyalarını alıp odadan çıktı.
&&&&&&&&
Hevi kuyumcudan çıktığı gibi şirkete gelmiş ve hiçbir şey olmamış gibi kendini işlerine kaptırmıştı. Babası erkenden eve dönerken Hevi ve Argeş şirkette kalmışlardı. 1-2 daha saat şirkette kalmaya devam eden Hevi bilgisayarını kapatıp masasından sonunda kalktı. Masa başında beli tutuşan genç kadın boynunu kütlettiğinde odaya giren, Argeş ablasına baktı.
“Hevi hanım, çıkalım mı artık?” Zevzek kardeşine bakan Hevi gözlerini baydı. “Sen boşuna bekledin. Zaten bir işe yaramadın. Ablasının iğneleyeci sözleriyle alınan Argeş” sanki izin verdin bir şey yapalım,” Diye kendini savunmaya alırken Hevi çantasını eline alıp kardeşinin omzuna elini koydu. “ He, verelim de iflas edelim hemen. “ Argeş ablasının kolu omzunda beraber odadan çıkarlarken konuştu. “Sen üniversite okudun diye havaya girme sakın. Valla gider sınava kayıt olurum ben de üniversiteli olur şirketin başına geçerim, bilesin.” Kardeşinin şakacı sesiyle gülüp ensesine vurdu.
“Sen zaten şirketin başına geçebilseydin ben burada olamazdım bremin.”* (erkek kardeşim)
İkili şakalaşıp şirketten çıktıklarında, Hevi siyah passat arabasına doğru yürüdü.
“Abla bırak işte, ben kullanayım bari?” Kardeşinin sızlanan sesiyle omuzlarını silkti.
“Valla hiç kusura bakma Argeş efendi. Arabamı kimseye kullandırtmam. “
Argeş, şoför koltuğuna geçip oturan ablasıyla sızlanarak konuştu.
“Valla tüm karizmamızı çiziyorsun hanımağam.” Kardeşinin derdini anlayan Hevi arabanın içinde kahkaha attı. Gülüşü çok güzeldi. “Yesinler karizmanı serseri,” Diyerek kornaya basıp arabaya binmesini söyledi bakışlarıyla. Ezman ve ailesi, isteme ve söz merasimi için gelin evine gitmek için hazırlanmışlardı. Kapıda ailesini bekleyen Ezman, rahatsız bir şekilde hareket ederken bir sigara yaktı. Eza ve Erdal yanına geldiğinde, onlara baktı.” Anam nerde kaldı?” Eza, üzerine giydiği çiçekli elbisesini düzeltirken ağabeyini yanıtladı. “Birkaç bir şey almıştı, Amara’ya onu getirecekti.”
Başını sallayıp sigarasını içmeye devam ederken, sokağa giren araba sesiyle arkasını dönüp baktı. Hevi’nin arabasıydı bu. Bakışları öylece arabayı süren kızı izlerken bir yandan da bitmek üzere olan sigarasını tüttürdü. “Bak sakın olay çıkarmayın!” diye fısıldayarak kendisini uyaran ağabeyiyle tepkisiz kaldı. Olayı o çıkarmıyordu ki. Eza, canı sıkılmış şekilde oflarken, ağabeyini izledi. Hevi de her yerden çıkıyordu. Bir rahat nefes alamıyorlardı. Hevi bakışları Ezman’dayken, yanındaki kardeşinin küfürlerini işitti. “ Sağa çek ben sonra park ederim.” Diyerek ablasına döndü Argeş. Hevi kardeşinin dediğini yaparak sağa çekti. Hâlâ kendisinde olan bakışları görünce bakışlarını çekmeden arabadan indi.
“Hayde, gidelim artık.” Diyerek konaktan çıkan Zinar ağa ve Zeyno kadına bakışlarını çevirdi. Argeş ablasının kolundan tutarak yürütürken mırıldandı.
“Bakma onlara Hevi! “ Ama Hevi hipnoz olmuş şekilde, Zeyno kadının elindeki kırmızı buketi oğlu Ezman’a verişini an be an izledi. Dik duruşuyla yürümeye devam ederken, Ezman bakışlarını kendisinden çekmiş elleri arasına koyulan çiçeklere bakmıştı. İçi sızladı.
Şimdi o çiçekler kendine gelseydi ya. Şu evinin kapısının ardında heyecandan bayılacak raddeye gelse de Ezman’ı görünce geçseydi. Kırmızı gülleri sevmemesine sağmen kabuk ederdi. Sonuçta sevdiği adamdan gelmişti kadın nasıl geri çevirsin ki? Çok hayal etmişti. Ezman’ın gelini olmayı, onun için hazırlanmayı, bugün takılan yüzüklerin kendi parmağında olmasını... Çok şey istemiyordu ki! Adamın yüzüğüne bile sahip olamamıştı. Hevi sevdiği adama kavuşmak istiyordu. Bu onlar için imkansız olsa bile istiyordu. “Hadi herkes araçlara.” Zinar Ağa herkesi uyardığında, Ezman tekrar önüne döndüğünde karşı konağın kapısında duran kızın elindeki çiçeklere bakışlarını dikerek baktığını görünce, kaskatı kesilerek aceleyle aracına doğru gidip çiçekleri arka koltuğa fırlattı. Annesi ne diye almıştı bunu?
Kadın nefesi kesilircesine onu izledi. Ne yani artık ihtimalleri yok muydu? Boğazını yakan acı his neydi? Gözleri adamın üzerindeyken dudakları titredi.
Ezman evleniyordu...
Herkesin araçlara binmesiyle, Hevi konağına adım atmadan evvel hepsinin duyacağı şekilde bağırdı:
“Hayırlı olsun Ezman Ağa!”
Acıyla sözlenen bir söz canını acıtan adama iletilmişti. Ama adam ya duymuştu ya da duymamazlıktan gelmişti. Kadın sevmenin kamburunu çok güzel taşıyordu. Bir zamanlar adamı ruhunun vitrinlerinde saklarken şimdiyse o sakladığı yer kırılmıştı. Kadının kamburu ağır gelse de kadın yara ala ala direniyor, savaşıyordu.
Sevmekten yorulmamıştı ama artık sevilmemekten, görülmemekten çok yorulmuştu...