•••
ESLEM
•••
Koca bir gün sessiz yalnız geçip gitti. Rojda gelir sanmıştım ama gelmedi. Sanırım kapı hem çıkışa hem girişe kapalıydı.
Tamamen kapanıp kapanmayacağını görmek için bekledim tüm akşam. Saatler ilerledikçe eve gidince babam ne diyecek acaba diye düşünmeye başladım. Çok kızacak çok! Hele annem!
Parayı harcamış mıdır babam?
Harcadığı kadarını borçlanırdık artık.
Neyse bu vesiyle kısmetlerin yolu kaybolur, evlilikten temelli kurtulmuş olurum.
İyi yanından bakmak lazım sonuçta!
Saatime baktım.
23:57
Ve koridorda sessizlik devam ediyor.
Gece yarısı diye sözleştiğimiz yoktu ama saat biraz olsun bağlayıcı olmuştur diye düşünüyordum.
Dolabın önüne geçtim ve aşağıya sıkıştırılmış küçük el valizimi çıkardım. Raftaki elbiseleri alıp içine koymaya başladım.
“Benden bir Zişan yaratamayacaklardı zaten. İyi oldu. İyi oldu, iyi. İyi oldu!”
Kıyafetlerin büyük bir kısmını yerleştirmiştim ki kapı aralandı.
Azap kapının önünde dikilmiş, dikkatle bakıyordu bana.
“Bırak elindekileri” dedikten sonra içeri girip arkasından kapıyı kapattı. Elimdekileri katlı kıyafetleri bıraktım yerine ve Azap’a döndüm. Aramızdaki mesafeyi kapattık ve yatağın hemen önünde karşı karşıya geldik.
Bu adamın bakışları hiç değişmez mi!
Hep aynı soğukluk, donukluk!
Bir nefes verip,
“Benim huzursuzluğa tahammülüm yoktur Eslem. Haklı haksız fark etmez huzur bozan kimse kendini kapının önünde bulur.
Seni de dinledim, onları da dinledim”
Girişinden anladığım Azap’ın kalmamı isteyişiydi ve sanırım bu tarz bir geri vites konuşmasına da pek alışık değildi.
“Sonunda yanlış yola çıksan da başında haklıymışsın.
Konağa yeni geldin, belli ki kurallarımızı tam öğretememişler. Tek sefere mahsus ikinci bir…”
“Sonunda yanlış yola çıkmadım” diyerek kestim sözünü.
“Kızı bıçaklayacakmışsın Eslem”
“Evet bıçaklayabilirdim ve bence bu yanlış değil” dedim. Azap duraksadı ve beklemediğim bir şekilde dudaklarını birbirine bastırdı gülümsemesini gizlemeye çalışır gibi.
“Haketmişti”
“Doğru yol halama ya da bana gelmendi”
“Onca hakareti duyup, kardeşime atılan iftirayı dinledikten sonra halanın kapısını çalıp kahve eşliğinde derdimi mi anlatacaktım?”
“Evet”
“Ben Zişan değilim Azap, o kadar tepkisiz kalamam, benden bir Zişan çıkartamazsınız da. O yüzden gideyim demiştim zaten”
“Eslem sen buradan iki şekilde çıkabilirsin” dedi ve yakınlaştı. Aramızdaki mesafeyi tamamen kapattı.
“Ya ben gönderirim”
Nefesini hissediyordum tenimde.
“Ya da ne için geldiysen onu yaparsın ve işin bitince gidersin” dediğinde dudaklarımız neredeyse çarpacaktı birbirine.
“Hakkını teslim edeceğim ve Esma ile ilgili kararı sana bırakacağım. Düşün taşın kararını ver. Bu konu burada kapansın.
Başka konular da açılmasın!”
Kısa sessizlik boyunca gözlerine daldım. Soğukluğu içinde kayboldum adeta.
“Tamam mı?”
Zorlanarak yutkunup salladım başımı ve hafifçe geri çekildim.
“Bundan sonra…”
Sözünü kesip kendi isteklerimi söyledim.
“Ben üzerime düşen neyse yapacağım. Sizden çok bir beklentim yok Azap. Sevmenize lüzum yok, ayıp etmeyin kafi.
Anlatacak derdim olursa Kıymet hanıma ya da sana gelirim. Ama ben bir çocuk değilim ve her derdin devası sizde değil.
Kardeşlerim söz konusu olursa dünyayı görmez gözüm. O verdiğiniz para kardeşlerimin boğazından geçecek diye, onlara faydam olacak diye buradayım Azap. Onlar için kabul ettim. Bunu asla unutma.
Ve eğer bir gün gitmek istersem…
Gitmem gerektiğine inanırsam…
Gerekirse…
Giderim. O parayı borç ederim sırtıma yine giderim”
Az önceki kadar yaklaşıp,
Tamam mı?” dedim.
Azap yine dudaklarını bastırmıştı birbirine. Alaycı bir gülüştü sanırım yüzündeki.
Başı yana doğru kaydı ve yanağıma sürterek kulağıma doğru yanaştı.
“Üzerindekileri çıkar, yatağa geç Eslem”
Anlaşma sağlandı yani…
•
Cesaretim kırılmasın geri çekilir çekilmez kaçırdım bakışlarımı. Ben yatağın bir ucuna geçerken Azap da diğer ucuna geçti. Üzerindeki gömleği açmaya başladığını gördüğümde arkamı döndüm ve bende soyunmaya başladım.
Görev vaktı!
Üzerimdekileri hızlıca çıkardım ve Azap’a bakmadan hemen yatağa girip çarşafı üzerime çektim.
Gözlerimi öyle bir kapattım ki dünyayla ilişiğimi kestim adeta. Azap’ın nefesi, dokunuşları, isteği ve şehveti hem vardı hem yoktu.
Önceki kadar canım yanmıyordu ama Şeker hanımın dediği de olmadı.
Sadece daha az rahatsız ediciydi o kadar. Acaba Azapla biraz olsun konuşmuş olduğumdan mı bilmiyorum ama daha az garipti işte.
Azap nasıl böyle yapabiliyordu hala aklım almıyor. Nasıl bir arzu insanın böyle aklını başından alabiliyordu?
Yabancı bir bedene nasıl böyle hisler besleyebilirdin?
Bu arzu nasıl uyanıyordu?
İçimde derinlerde korku ve panikle gölgelediğim heyecan mıydı bu arzunun temeli?
Sorularımın cevabını çok değil iki gün sonra alacaktım…
•
Erken ama yorgun uyandım güne. Valizdekileri tekrar yerleştirdim dolaba ve yerleştirirken de şöyle bir göz attım. Siyah bir elbise seçip yatağın üzerine bıraktım.
Siyah pek uygun bir renk değil gibiydi ama kumaşın kalitesizliğini en iyi saklayan renkti ve benim şuan buna çok ihtiyacım vardı.
O sıska Esma’nın kıyafetleri dahi benimkilerden iyiydi. Bu konağa gelene kadar önemsemezdim böyle şeyleri, zaten köyde de bu kadar sırıtmıyordum. Geldim geleli aynaya daha çok bakar olmuştum.
“Ah baba ah!”
Elbiseyi giyip eteğini düzelttikten sonra çıktım odadan. Salona giderken önceki gün hakkında konuşulacak mı diye merak içindeydim. Yasemin ve Kıymet hanım beni kovmasını bile desteklemiş olabilirler? Yasemin kesin desteklemiştir!
Salonda Zişan ve Rojda’yı buldum. Şükür ki sabah ilk gördüğüm o meymenetsizler olmadı.
Rojda’nın yüzünde güller açarak yanına çağırdı.
“Eslem dün gelecektim ama…” dedi ve sıkıntıyla devam edemedi.
“Önemli değil, dinlendim bende biraz”
“Ama hala yorgun görünüyorsun” dedi gülerek.
İmasını anlamam biraz zaman aldı tabi.
Azap’ın benimle iki gecede bir seviştiğini tam olarak kaç kişi biliyor!
Yatak günlüğümüzü herkes biliyor yani! Berbat!
Bir kez daha Azap’ın karısı değil de çocuğunu taşıyacak kadın olduğum yüzüme çarptı sanki.
“Abi!” dedi ve ayağa fırladı Rojda. Kapıya dönünce gelecekteki çocuğumun babasını gördüm.
Azap yine neşe saçıyordu!
İçeri girip saatine baktı. O birşey demeden,
“Ben şimdi kaldırırım herkesi abi” dedi ve koşturarak çıktı.
Vaktinden biraz erken gelmişti sanırım salona.
Zişan da kalkıp,
“Ben de masaya yardım edeyim, hızlıca hazır edelim” dedi ve o da gitti.
Azap göz teması kurmadan koltuğa geçip oturdu.
Uzun bir sessizliğin ardından bana döndü.
“Esma ile ilgili kararını verdin mi?”
“Evet. Kalmasını istiyorum” dedim. Azap gözlerini kısıp şaşırarak baktı.
“Bu konuyu uzatmaksa niyetin… Huzursuzluğa gerek yok, gitsin”
“Hayır konuyu uzatmayacağım”
Şüpheyle bakmaya devam etti.
“Gerçekten”
“Kıza birşey yapmayacaksın yani?” dediğinde kendimi tutamayıp güldüm.
“Dersini aldığını düşünüyorum. Bir daha kardeşlerime dil uzatmaz. Oldu ki uzattı…”
Devam etmek istemedim ama Azap,
“Oldu ki uzattı ne yapacaksın?” diye sordu.
“Sözümün arkasında duracağım. Artık bıçak, silah ne olursa” dedim ve gülerek kalktım yerimden.
Azap da kalkıp takip etti.
“Bana gel Eslem! Sadece bana gel!”
Durup döndüm ve biraz yakınlaştım.
“Sen mi bıçaklamak istersin?” dedim inatla gülümseyerek.
“Eslem dün gece de söyledim sana, bana geleceksin”
“Ben de sana söyledim, planlı yaptığım bir şey değildi. Kardeşlerim söz konusuydu ve ani gelişti. Bir daha olsa bir daha gözüm döner, yaparım”
Mesafimizi daha da kapattı ve kati bir sesle,
“Olay istemiyorum Eslem, dikkat et! Yine bir huzursuzluk çıkarsa sonucun böyle olmayacağını bilerek yap” dedi.
Bir daha olursa benim teklifim kabul olacaktı yani!
“Anladım” dedim ve geri çekildim. Azap meydan okuyan gözlerle bakmaya devam ederken çıktım ve mutfağa indim.
Ben cesaret toplayıp çıkana kadar da herkes gelmiş hatta masaya yerleşmişti. Yasemin’in üzerimden ayrılmayan bakışları ve Azap’ın umursamazlığı eşliğinde yerime oturup sessizce kahvaltımı yaptım.
Büyük bir teslimat mevzusu vardı ki Kıymet hanıma kadar herkes hakimdi konuya. Yakın zamanda olacağını ve bundan öncekinde bir sorun yaşadıklarını anlayabildim konuşmalarından. İlgimi de çekmediğinden üzerine düşmedim.
Azap ayağa kalkınca herkes takip edip kalktı. Kıymet hala ve erkekler arkasından giderken Yasemin kaldı yine. Tam af çıkmamıştı demek ki!
Azap kapıdan çıkmak üzereyken Rojda koşturup gitti yanına.
“Abi Eslemle alışverişe ben gidebilir miyim?” dedi.
Kıymet hala,
“O nereden çıktı Rojda! Yasemin halledecek bugün yarın” dedi.
“Yasemin ablamın bin tane işi var, hem alışveriş sevmez. Ben de boşum, hem biraz fikir veririm”
Kıymet hala memnuniyetsizce lafı dolandırırken Azap bana baktı. Nasıl bir ifade gördü bilmiyorum ama Rojdaya dönüp,
“Tamam” dedi.
Rojda sevinçle bağırıp bana döndü,
“Hadi hemen çıkalım o zaman” dedi.
Rojda’ya göre alışveriş olabilirdi ama bana göre konaktan kaçıştı. Bundan memnuniyet duyarak odaya çıkıp telefonumu ve çantamı alıp indim avluya. Rojda kapı önünde hazır beni bekliyordu. Koluma girip sürükleyerek kapı önündeki arabalardan birine bindirdi. Araba yola çıktığında aklımdaki en büyük soru işaretini söyledim.
“Rojda alışverişe gidiyoruz ama para…”
Malum para bana pek uğramıyordu. Babama ödeme yapmışlardı ama ben bundan nasiplenmemiştim. Alışverişi Kıymet hanımın karşılayacağını tahmin ediyordum tabi ki ama yine de bunu duymadan rahat edemeyecektim.
“Merak etme, tanıdık yerlere gideceğiz. Hem kart yanımda. Hatta ben bunu sana vereyim, halamınkilerden birini alırım ben kendime”
“Hayır! Karta falan gerek yok”
“Var Eslem, sen Bozhanlı gelinisin sonuçta. Hem ileride bebeğe alışveriş yaparsın belki. Beğenirsin de biz yanında olmayız alırsın falan. Dünyanın binbir türlü hali var, al işte kalsın sende” dedi ve çantasından çıkardığı kartı zorla tutuşturdu elime.
Kartın üzerinde Azap’ın adı yazılıydı. Tabi Azat olarak.
Çarşıya gelince indik arabadan. Rojda tüm hakimiyeti ele aldı ve bizi bildiği sokaklara,mağazalara soktu. Genelde kapısından geçerken dönüp bakarak vakit kaybetmek istemediğim mağazalara paşalar gibi ağırlanarak girip dolu poşetlerle çıktık.
Ucuz şatafatlı kıyafetlerin aksine mağazadakiler sade,şık ve kaliteliydi. Dümdüz olup nasıl bu kadar asil durabiliyordu bunlar? Benim evdeki düz bluzum kadar basitken ağırlığı kumaş farkıyla nasıl bu kadar değişebiliyordu?
Rojda kombinler yapa yapa, herşeyi takımlayarak alıp benim işimi de kolaylaştırıyordu. Ayakkabısından çantasına herşeyden bolca aldı. Hatta o kadar çok aldı ki kredi kartını görüp beni ayıplayacaklarını düşündüğümden durdurmaya çalıştım.
Alışverişe birkaç kez çay molası vermiştik. Akşam üstü yorgunluk ve açlık hat safhaya ulaştığında eve gitmeye can atıyordum.
“Son bir yer kaldı”
“Rojda zaten herşeyden fazla fazla aldık. Bunları giymeye ömrüm yetmez daha ne alacağız!”
“En önemlisini”
“Neymiş ne önemlisi?”
“İç çamaşırı tabi ki”
“Gerek yok Rojda”
“Var sevgili yengeciğim”
“Rojda onu kim görecek sanki! Kıymet halanın derdi dışarıdan görünüşüm. İsraf etmeye gerek yok”
“Halama almıyoruz çamaşırı Eslem! Abim için alıyoruz”
Azap her defasında soyun deyip geçiyordu. Ne giydiğimle ilgilenmiyordu ki.
“Bence ona da gerek yok Rojda”
“Var Eslem var” dedi ve bir iç çamaşırı mağazasına soktu. Avucunun içi gibi gezdirdi içeride beni ve önce geceliklerin olduğu reyona geçtik. Çeyizlik olarak hazırlanan büyük setlere baktık tek tek. Bir modeller vardı ki benim bile yüreğimi hoplatıyordu. Bunları giyip Azap’ın karşısına çıksam ne derdi daha önemlisi ne anlardı acaba?
Bizim için sevişmek sadece görevdi neticede. Ama bunları giyerek yanlış mesajlar verebilirdim.
Siyah saten bir gecelik gösterdi Rojda. Göğüs kısmında az kumaş bolca dantel vardı, sırtıda kalçama inecek kadar derin bir dekoltesi vardı. Bu kumaş tasarrufuna rağmen epey pahalıydı da!
Rojda bunun gibi üç-dört tanesini alacağız diye ayırdı kenara.
“Rojda bak ben pijama buldum birkaç tane onları alalım, ben bunları giyemem!”
“Niye?”
“Öyle heveslisi gibi… Olmaz”
“Değil misin? Hem heveslisi olsan ne olacak?”
“Rojda biz abinle normal karı koca değiliz biliyorsun”
“Evet zaten bu aldıklarımız da tam olarak amacınıza hizmet etmesi için”
“Bunlara gerek yok! Biz öyle… Yani… Rojda gerçekten gerek yok”
“Doğru düzgün pijaman yoktur eminim Eslem. Giy işte bunları”
“El kadar şeyler pijama değil ki bunlar! Bunlarla hasta olurum ben. Bak şurada pamuklular var”
Çalışan kadın uzaklaşınca bana dönüp yakınlaştı Rojda.
“Eslem ne diye geldin biliyorum, abim nasıl davranıyor az çok tahmin de ediyorum. Sonunda olacak olan da belli. Ama neden sonuna varana kadar geçireceğin zaman güzel geçmesin ki? İş gibi değilde eğlence gibi geçmesin ki?
Belki koluna girmiyorsun, sevmiyorsunuz birbirinizi ama sonuçta onun yatağına giriyorsun. Hepimizden daha yakınsın ona! Az da aklını çalıştırsan konakta sırtın yere gelmez.
Sen onu mutlu edersen o da seni mutlu eder. Erkek sonuçta!
Yatağına girdin mi aklına da girersin derdi Fadik. Sen de yavaş yavaş girersin aklına.
Ben seni sevdim, taş kafa abimde sever aslında”
“Hiç öyle bir niyetim yok!”
“Of aman o yoksa da eğlencen olsun be. Konak şenlikli değil yatağın şenlikli olsun” dedi gülerek.
“Sen nasıl görümcesin böyle?”
“Konaktaki şeytanları dengeleyecek görümceyim ben”
Koluma girip diğer reyonlara doğru çekti beni. Gecelikler yetmez gibi bir de dantelli onlarca çamaşır seçti. Tamamen dantel olarak çamaşırlar kaşındırmayacak mı? Ya da göğüs ucum belli olmayacak mı? Hele bu tangalar! Olsalar ne olmasalar ne incecik ip. Harcadığımız paraya yazık!
Hele kostüm gibi çamaşırlar vardı ki aklım gitti görünce. Hemşire, hizmetçi, deri kırbaçlı kıyafetler… Aman aman! Ben bunları giyip Azap’a gitsem ne derdi acaba? Kapının önüne koyardı beni. Orosbu mu aldık, pavyondan mı çıktın sen diye atardı babamın evine. Kesin!
•••
Elbiselerin yıkanıp ütülenmesi ancak sonraki günü buldu. Esma’ya ya da başkasına bırakmadan odama geçip yatak dolusu elbiseyi kendim yerleştirmek istedim. Her birini askıya özenle astım, asarken de Rojda’nın yaptığı eşleştirmeleri hatırlamaya çalışıp ona göre birleştirdim.
Dolaplıklar nihayet bitince gecelikler ve iç çamaşırlarına geçtim. Bu gece Azap gelecekti ve birini giyme fikrinden hala çok uzaktım. Hatta onun olmadığı geceler giymek daha cazip geliyordu.
Onları da takımlarıyla eşleştirirken yıkayanların ne düşündüğünü düşündüm. Onlara da rezil olmuştum, keşke kendim yıkasaydım!
Kapı sertçe çalınınca elimdekileri bırakıp açtım kapıyı. Şeker hanım elinde küçük bir kase içinde garip bir karışımla kapıda dikiliyordu.
“Gelin hanım size macun getirdim”
“Ne bu?”
“Bu işini kolaylaştırsın diye. Duvarın sağlam olacak ki bebek iyi tutunsun”
“Ne duvarı?”
Aşağı bacaklarımın arasına bakıp,
“Oranın duvarı” dedi.
“İçinde ne var?”
“Bin bir şifa var” dedi ve kaseyi içinde küçük bir tatlı kaşığıyla bana uzattı.
“Hadi iki kaşık zaten atıver ağzına”
“Buna gerek var mı gerçekten?”
“Hadi gelin hanım, yiyiver”
Kaşığı daldırıp kaldırdım ve kokladım.
“Pekmez de mi var içinde?”
“Var tabi. Daha kaç çeşit şifa var. Ta dağlara çıktım içine koyacaklarımı ellerimle topladım. Ye kan olsun can olsun, bebe olsun”
İsteksizce ama mecburiyetle aldım macundan bir kaşık.
“Bak nasıl iyi gelecek, oh oh oh”
Öyle yapış yapış ve ağırdı ki yutmakta zorlandım. İkinci kaşığı aldıktan sonra Şeker hanımın getirdiği suyu birkaç lokmada içtim. Sanki göğsüme oturmuş gibiydi.
Bu kadar ağır şeylere ne gerek var ki!
Ceviz, yumurta, fındık fıstık neyimize yetmiyor!
Herkes macunla hamile kalıyor sanki!
“Hadi gecen sabah olsun gelin hanım”