BAHAR🌸

1306 Words
BAHAR Otobüsten indiğimde İstanbul’un havası yüzüme çarptı. Gürültü, kalabalık, karmaşa… ama benim içimde sadece sessizlik vardı. Sıla’dan günlerdir haber alamıyordum. Ne mesaj, ne arama… kalbimin ortasında koca bir sıkıntı. Sanki bir şey olmuş gibiydi. O yüzden dayanamadım, istifamı verdim ve çıktım geldim. İlk iş, kaldığı apartmana gittim. Kapıcıya sordum, komşulara sordum. “Hele bir haftadır görmedik,” dediler. “Evde yok,” dediler. Ama ben o cevabı zaten içimde duymuştum. Sonra çalıştığı restorana gittim. Restoranın önünde birkaç saniye durup derin bir nefes aldım. Sıla’nın bana bahsettiği yer burasıydı. Cam kapıdan içeriye baktım, içerisi kalabalıktı ama yabancı. Hiçbir yüz tanıdık değildi. İçimdeki umutla kapıyı itip girdim. Kasadaki genç kıza doğru yaklaştım. “Merhaba,” dedim. “Burada Sıla adında bir kız çalışıyordu. Yaklaşık iki hafta kadar önce işe başlamış olmalı.” Kızın yüzünde kısa bir belirsizlik belirdi. “Bizde öyle biri çalışmadı,” dedi. “Emin misiniz?” dedim. Sesim biraz yükselmişti. “Kısa boylu, uzun kahverengi saçlı, sessiz bir kız. Garson olarak başlamıştı.” Kız, arkasına dönüp içerideki bir adama seslendi: “Müdür bey!” Adam yaklaştı, gömleğinin kolunu sıyırmış, yorgun bir ifadeyle bana baktı. “Buyurun hanımefendi, bir sorun mu vardı?” Sakin olmaya çalışarak anlattım “Ben Sıla’nın arkadaşıyım. Bir süredir ondan haber alamıyorum. Burada çalıştığını söylemişti. Lütfen, eğer biliyorsanız… bana yardım edin.” Adam kaşlarını çattı, bir an etrafına bakındı. Sonra alçak bir sesle, “Bir dakika,” dedi. Ofisine geçmemi işaret etti. Küçük bir odaya girdik. Kapıyı kapattıktan sonra bana dikkatle baktı. “Bakın hanımefendi,” dedi sessizce, “o kız… birkaç gün burada çalıştı, evet. Sessizdi, kendi halinde. Sonra bir gün bir adam geldi. Oldukça tehlikeli biri.” “Ne demek tehlikeli biri?” dedim. “Takım elbiseli, yanında adamları vardı. İsmini tam hatırlamıyorum ama… Poyraz diye hitap eden biri olmuştu galiba. O gün kızı aldı, ‘ben ilgileneceğim’ dedi. Biz yardım etmek istedik ama dediğim gibi adamlar tehlikeliydi. Bizde canımızı sokakta bulmadık sonuçta, bu yüzden karışmadık. Zaten sonra bir daha gelmedi.” Sanki boğazıma taş oturdu. tehlikeli bir adam, tekinsiz bir adam , Sıla’yı kaçırmış. “Polise haber vermediniz mi?” diye sordum öfkeyle. Adamın yüzü gerildi. “Bakın, o adamla kimse uğraşmak istemez. Biz sadece… göz yumduk diyelim. Size de tavsiyem, bu işi kurcalamayın.” Kelimeler beynimde yankılandı, kurcalamayın. Sokakta yürürken ellerim titriyordu. Her şey bulanık geliyordu. İnsanların yüzleri, sesleri, arabalar... Hepsi birbirine karıştı. Bir an durdum. “Bir şey oldu ona. Ben biliyorum.” Karakolun yolunu tutarken adımlarım sanki kendi kendine gidiyordu. İçeri girdiğimde sesim çatladı ama kararlıydım “Arkadaşım kayıp,” dedim. “Adı Sıla. Günlerdir ulaşamıyorum. Başına kötü bir şey gelmiş olabilir.” Polis memuru not aldı, bana birkaç soru sordu ama hiçbir şey duymuyordum. Kafamda sadece Sıla’nın gülüşü, sesi, bana son attığı mesaj dönüp duruyordu. Karakoldan çıktığımda hava kararmıştı. Elimde telefon, yine aradım onu. Yine aynı şey aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor. O an gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım. “Tamam,” dedim kendi kendime. “Bulacağım seni Sıla. Ne olursa olsun bulacağım.” Ve o an yemin ettim, bu şehir beni yutsa bile onu bulmadan geri dönmeyeceğim. --- Sokak lambaları birer birer yanarken İstanbul’un kalabalığı yavaş yavaş tenhalaşıyordu. Elimde kahverengi çantam, çantamda Sıla’nın birkaç eski fotoğrafı vardı. Üç gündür aynı şey… her sabah uyanıp onu bulurum umuduyla dışarı çıkıyor, her gece biraz daha umudumu yitirerek otele dönüyordum. Bugün yine o restorana gittim. Sıla’nın bana anlattığı, çalıştığı yere. İçeridekiler beni tanımadı. Bir garson, “burada öyle biri hiç çalışmadı” dediğinde bir an beynim durdu, çünkü yalan söylüyordu, hissediyordum. Ama yüzüme kapandı her kapı. Kimse konuşmak istemiyordu. Şimdi, akşam serinliğinde yürürken içime garip bir ürperti çöktü. Sanki biri arkamda… adımlarımı taklit eder gibi. Her durduğumda o da duruyor, her hızlandığımda o da hızlanıyordu. Bir kere arkamı dönüp baktım, kimse yoktu. Ama içgüdülerim susmuyordu. “Toparla kendini Bahar, paranoyaklaşma artık,” dedim kendi kendime. Ama kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Adımlarımı hızlandırdım, kalabalığa karıştım, bir kafeye girip cam kenarına oturdum. Elleriyle kahve bardağını kavrayan bir kadın gibi değil de, kendini korumaya çalışan biri gibiydim. Camın yansımasında bir an, uzakta bir siluet gördüm. Koyu renk mont, baş hafif eğik, gözleri üzerimde. O anda bütün tüylerim diken diken oldu. Tam o sırada cebimdeki telefon titredi, bilmediğim bir numara. Ekrana baktım. “ne olur iyi bir haber olsun…” dedim sessizce. Titreyen parmaklarımla telefonu açtım. Ama karşıdan ses gelmedi. Sadece bir nefes… derin, soğukkanlı… O an anladım biri gerçekten beni izliyordu.. --- Sabahın ayazı tenime değdiğinde içim ürperdi ama durmadım. Ne dünün yorgunluğu ne de polisin ilgisizliği beni vazgeçirebilirdi. Sıla burada bir yerdeydi, hissediyordum. Onu bulmadan bu şehirden gitmeyecektim. İkinci kahvemi yudumlarken gözüm yoldan geçenlere takıldı. Bir an için… evet, bir anlığına o adamı gördüm. Dün de aynı sokaktaydı. Siyah mont, eller cebinde, yüzünde belli belirsiz bir sertlik. Bakmadığı gibi bakıyordu. Tuhaf bir bakış… Ne tehditkâr, ne de tamamen kayıtsız. Sanki beni ezberliyordu. İçim ürperdi, kalbim deli gibi atmaya başladı. Hızla çantamı kaptım, sokağa çıktım. Yönümü değiştirdim, sonra bir kez daha. Ama her dönüşümde arkamda aynı adımların yankısını duydum. “Tamam Bahar, sakin ol,” dedim kendi kendime. “Belki de seni izleyen biri yok, sadece paranoyaksın.” Ama iç sesim ikna olmadı. Köşeyi döndüm, aniden durup arkamı döndüm. Ve o oradaydı. Bir adım geride. Eller hâlâ cebinde, gözleri doğrudan benim üzerimde. Göz göze geldiğimizde dünya sustu. Ne arabaların gürültüsü, ne sokaktaki kalabalık… Sadece ikimiz vardık. aramızdaki bu sessiz rekabetten rahatsız olduğum için cesaretimi toplayıp, “Niye beni takip ediyorsun?” dedim sertçe, ama sesim beklediğim kadar güçlü değildi. Bir an gülümser gibi yaptı ama o kadar kısaydı ki, belki de hayal etmiştim. “Takip etmiyorum,” dedi sonunda. Sesi sakindi, ama bir şekilde kararlıydı. “Burada yalnız dolaşman iyi fikir değil. Özellikle bu şehirde.” Kaşlarımı çattım. “Beni tanıyor musun sen?” Bir adım yaklaştı. O kadar yavaş, o kadar emin ki nefesimi tuttum. “Henüz tanımıyorum,” dedi alçak bir sesle. “Ama tanımam gerekecek gibi görünüyor, Bahar.” Adımı söylemesiyle içimdeki alarm çanları çalmaya başladı. “Sen… sen benim adımı nereden biliyorsun?” Gözleri kısıldı, hafifçe başını eğdi. “Yanlış insanlar da öğrenmeden önce seninle konuşmam gerekiyordu.” Kalbim boğazıma tırmanırken, o an anladım. Bu adam tehlikeliydi. Ama garip olan şu ki… ondan korktuğum kadar, bir şekilde ona güvenmek de istiyordum. Saçmalama Bahar kafayı yedin iyice. “Yanlış insanlar mı?” Kelimeler ağzımdan korku ve öfkeyle döküldü. o an bi rşeyler kafama dank etti, bu adamın Sılayı kaçıranlarla bir ilgisi mi vardı. “Ne saçmalıyorsun sen? Sıla nerede, onu mu kastediyorsun?” Adamın yüzündeki ifade bir an değişti. O sakin, kontrolcü duruşun altından kısa bir tereddüt süzüldü. Sonra toparlandı, sesi aynı soğukkanlılıkta devam etti. “Bahar" dedi tehditkar ve ciddi bir ses tonuyla. "Burada konuşamayız. Sana zarar gelmesini istemiyorum.” “Sen kimsin ki bana zarar gelmesin istiyorsun?” Bağırdım, farkında olmadan bir adım geri attım. O da bir adım ileri geldi. Aramızda belki bir karışlık mesafe kalmıştı. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Tam o sırada bir polis arabasının sireni yankılandı sokakta. Işıkları uzaktan üzerimize vurdu, ve ben o an, her şeyin anlamını yanlış çıkardım. Gözlerimi kısıp alayla güldüm. “Anladım,” dedim. “Sıla’yı sen saklıyorsun, değil mi? Senin gibiler yüzünden kayboldu!” karşımdaki adamın bir an kaşları çatıldı, “Hayır, ben seni—” Sözünü bitirmesine fırsat vermedim. Elimdeki kahve bardağını hızla üzerine fırlatıp bir anda arkamı dönüp koşmaya başladım. kalbim deli gibi atıyordu, göt korkusundan maratona koşar gibi koşuyordum. adımlarımı öyle sert ve hızlı atıyordum ki her yere vuruşta biraz daha ağrıyordu. Ayak seslerini duydum. O da arkamdan geliyordu. kalbim yaşadığım adrenalin ve korkudan her an durabilir. Şehrin gürültüsü arasında nefes nefese kalmıştım. Bir an dönüp baktım, hâlâ peşimdeydi. Bir sokağa daldım, kalabalığın arasına karıştım. Omzumla birkaç kişiye çarptım ama umurumda değildi. Sadece uzaklaşmak istiyordum. Bu adamdan, bu karmaşadan, bu lanet şehirden… Köşeyi döndüğümde artık ayak seslerini duymuyordum. Ama nedense içimde bir his vardı. Bu bitmemişti. ve eminim o adamla yollarımız yeniden kesişecekti
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD