*** Oğuz'dan... (2 gün önce) Zemheri’nin arkasından çiftlik evinin bahçesine adımlamasını izledim. Gözlerim onun her adımında, yüreğimse adını fısıldayacak kadar yakınındaydı. Ama o, bana değil... ona yürüyordu. Onu en çok inciten adama. Ve ben... sadece bakıyordum. Elim kolum bağlı. Oysa bana sadece bir “tamam” deseydi dünyayı önüne sererdim. Ama elinin tersiyle itti beni. Yine de dönmesini bekledim. Bir mucizeyle vazgeçmesini, kararından caymasını... O sessizlikte çalan telefon, beklediğim mucize değil, başka bir gerçeğin sesi oldu. “Dalga” yazıyordu ekranda. Açmamla sesi bastırdı her düşüncemi. "Oğuz, Zemheri’yi bıraktın mı?" Sertçe yutkundum, bakışlarım hala o gölgeli bahçede dolaşırken, "Bıraktım." dedim. Sanki o kelime boğazımdan değil, içimde parçalanan yerden çıktı. "Güzel,

