MİRZA:
Toplantıda tartışmalar sürüp giderken ben bakışlarımı bir noktaya toplamış cevap vermiyordum. İçimdeki sarsıntı hala devam ediyordu. Bir yanım her yanı dağıtmak, kırmak, parçalamak hatta bulduğumu öldürmek istiyordu, bir yanım da sakince düşünmek hareketlerimin sonuçlarını ölçüp tartmak istiyordu.
Gözlerimin önünde bir çift vahşi bal rengi göz vardı. Gözlerini gözlerime diktiğinde, tereddütsüz duruşu, kardeşi ağlarken titremeden beni tehdit edişi…
Arkasından yaklaştığımda önüme serilen kalçalarının kusursuz hattı, elimi beline attığımda parmaklarımda teninin yakıcı sıcağı…
Saçlarını elime doladığımda, elimdeki tellerin ipeksi yumuşaklığı, ve beni asıl darmadağın eden kızı göğsüme çektiğimde burnuma dolan çiçek kokusu…
Ben bu düşüncelerin içinde boğuşurken, içimdeki savaştan amcamın sesiyle sıyrıldım: Ne diyorsun Mirza?
İlk soruşunda anlam veremedim: Ne, ne diyorum?
Amcam sabrının taştığını anlatan bir nefes aldı: Berdel yapacağız, kıza karşılık kız alacağız.
Bir an durdum. Kız almak onlar için ödüldü benim içinse değişen bir şey yoktu. Evlenmek istesem gider kız isterdim: Amca ne kızı? Evlenmek istesem gider kız isterim.
Amcam laftan anlamıyordu: Mirza kız verip yerine kız almazsak ödül vermiş oluruz, biz de onların kıymetlisini alacağız.
‘Kimi alacağız?’ dedim.
Amcam: ‘Fırat’ın kardeşi Fidan’ı alacağız.’
Fidan ismi zihnimde yankılandı. Fidan’ı almak… Beni gerdek gecesi öldürürdü kesin. Yine de sesimi çıkarmadım.
Amcam benim sessizliğimi kabul olarak anlamış olacak ki rahatlayıp geri yaslandı. Konuşmaya devam edemeden telefonum çaldı:
‘Ağam deponun önünü Artukoğulları basmış içeri girmeye çalışıyorlar.’
FİDAN:
Başımda korkunç bir ağrıyla uyandım. Kendi arabamın arka koltuğuna uzatılmıştım. Yavaşça doğruldum. Elimi enseme attığımda keskin bir sızı ve şişlik geldi elime. Yanağım da acıyordu. Yüzüstü düştüğümde olmuş olmalıydı. Yaşadıklarım aklıma geldiğinde dudaklarım istemsiz büküldü. Ağlamak istiyordum ama ağlayamıyordum. Gözyaşlarım, pınarlarında donmuştu sanki. Arabadan indim. Eve koştum, arka kapıdan içeri girdim.
Evde aşiretten adamlar vardı, ortalık ana baba günü olmuştu, Fırat’ı ve tabii beni arıyorlardı.
Babam beni görünce ilk önce rahatladı. Koştu bana sarıldı.’Kızım! Kızım siz neredesiniz? Neden arka kapıdan geliyorsun ne oldu söyle delirtme beni! ’
Babamın boynunda hıçkırarak ağlamaya başladım. Göğsünde küçücük kalmıştım.Videoyu zaten biliyorlardı. Mirza’nın bana yaptıkları dışında her şeyi anlattım. Avluda bir öfke dolaştı. Hepsi dışarıya koşup arabalara bindiler. Yem fabrikasının deposuna doğru yola çıktılar.
Annem yanıma geldi: ‘Mirza sana bir şey yaptı mı Fidan? Bak doğru söyle!
Sinirlerim tamamen laçka olmuştu. Sabrım tel tel dağılmıştı: ‘Saçmalama anne ya!’ dedim. Koşarak odama gittim. Üstümü soyundum. Aynada yanağıma baktım baya morarmıştı. Duşa girdim, ılık su bedenimden süzülürken gözlerimi kapattım. Mirza’nın karanlık siyah gözleri geldi gözümün önüne, beni önünde diz çöktürmeleri, tam karşımda kemerini çözmeye başlaması… Domaltın deyip önünde eğilmeye zorlanmam, tenime değen parmaklarının alev alev sıcaklığı… Saçlarımı bileğine dolayıp beni sert göğsüne çarptırması… kulağımı yakan nefesi…
Aşağılanmıştım, gururum ayaklar altına alınmıştı. Sırtımı fayansa verdim. Gözyaşlarım yanaklarımdan seller gibi aşağı inmeye başladı. Omuzlarım sarsılarak ağlamaya başladım. Tüm inadım, direnişim tamamen bitmişti. Küçük bir kız gibi büzüşüp saklanmak istiyordum.
Banyodan çıktım, kurulanıp üzerimi giydim. Yatağıma uzandım. Fırat’ı düşünmeye başladım. Çocukluğumuzdan beri onu hep ben düşünürdüm. Üniversitede ayrıldık, babam beni Mardin dışına göndermedi. Fırat ise Kıbrıs’ta her ay başını ayrı derde sokuyordu. Şimdi yine yalnızdı ve yalnızken saçmalardı biliyordum.
Sırtüstü döndüm. Gözümün önüne yine Mirza geldi. Aşağılık piç! Bir daha gördüğümde yaptığı her şeyin hesabını soracaktım! Her şeyin!
MİRZA:
Fabrikanın önüne geldiğimizde Artukoğlu’nun adamları her yanı kaplamıştı ama yine de içeri girmeye cesaret edememişlerdi. Arabadan indim, kemerimi düzelttim, aşiretin başı aynı zamanda Fırat ile Fidan’ın babası Efruz Artukoğlu’nun karşısına çıktım:
‘Buyur Efruz ağa bir şey mi istedin?’ dedim. Karşımdaki adamı zaten biliyordum. Zengin, güçlü, tüm aşiretlerde sözü geçen adam Efruz ağaydı.
‘Mirza ağa! Oğlum elindeymiş. Neyse derdin oturalım, konuşalım. Fidan da buradaymış. Tamam Fırat’ın suçu büyük ama kızımın yanağındaki morluğun hesabını ayrıca konuşacağız!’
Adamın yüzüne baktım: ‘Efruz ağa! Kızına erkek işine karışmaması gerektiğini öğret! Zaptolmadı kafasına kabzayla vurmak zorunda kaldık.’
Efruz kabza olayını duyunca iyice kızardı: ‘Adamların, küçücük bir kızı zaptedemiyorlarsa adamlarını değiştir Mirza ağa!’
Amcam aramıza girdi, ‘Efruz ağa! Namusuna leke gelen biziz! Az geri dur hele! Demek bizim yerimizde olsan Fırat’ın beynine kurşun doldurmuştun! Mirza şimdi ne yapsın söyle!’
Efruz durdu düşündü, ‘Oğlumun suçu büyük kabul. Zorla yaptıysa sıkın kafasına! Zorla mı yapmış? Susmanıza bakılırsa zorla değil. O zaman gelin oturalım bu işin olurunu konuşalım.’
Mirza,’ Tamam konuşalım, ama Fırat burda kalıyor, deponun önünü boşaltın.’
Kısa süre sonra bizim konağın salonunda oturmuştuk. Benim içimde zehir git gide yükseliyor vücuduma yayılıyordu. Efruz ve ailesi yarı mahçuptu. Efruz lafa girdi:
‘Mirza ağa, benim oğlum zaten kardeşinle ne zamandır görüşürmüş. Fidan da arkadaşları. Bu olanlar olmasaydı iyiydi ama olmuş gel nikahlarını kıyalım bu işi kapatalım.’
Amcam atıldı, ‘Kızın üstüne arazi falan da verecek miyiz Efruz ağa?’
Efruz: O ne demek Haşmet?
Amcam: Bu işi berdel çözer demek. Oğlunun yaptığı pisliğin karşılığı bize kız vereceksiniz.
Efruz ağanın korktuğu noktaya geldiğimiz anlaşılıyordu ‘Kimi verelim Haşmet söyle!’
Amcam tam beklediği kıvamda olmanın keyfiyle , ‘Oğlanın kardeşini, Fidan’ı Mirza’ya vereceksiniz. Biz de kızımızın eziyet görmeyeceğinden emin olacağız. Koskoca Mirza Kutlubey damadın olacak o da ayrıca ödül sana! Çocuk yetiştiremediğin ortada, kızıma da laf geçiremem diyorsan söyle! Biz de ağamıza soyu soyuna denk, terbiyeli bir kız bulalım!’
Fidan’ın adı geçince karşı aşiretin adamları kaşlarını kaldırıp arkalarına yaslandılar. Efruz ağanın tepkilerini takip ediyorlardı. Kızına laf geçiremeyen baba olmanın zoruna gittiği belliydi, diğer adamların yüzünden de Fidan’ın herhangi bir kız olmadığı anlaşılıyordu.
Efruz gerilmişti ama fazla belli edemiyordu. Durdu çenesi kasıldı, elleri yumruk oldu. Çaresizdi, elinden gelen bir şey yoktu. Oğlu elimizdeydi çünkü:
‘Tamam veriyorum Fidan’ı kabul, berdel olsun’
FİDAN:
Yatağımda tavana bakıp babamların gelmesini bekliyordum. İçimdeki sancı biraz olsun dinmişti. İşleri babam devralmıştı ya o Mirza denen piçe gününü gösterirdi emindim. Hele benim yüzümdeki morluğun hesabını öyle bir sormuştur ki!
Oh olsun! Kibirli köpek! O kemerin tokasını babam yutturmuştur inşallah sana!
Gözün çıksın Fidan bir de beğeniyordun bunu! Neymiş Mirza ağaymış. Ağalığını yesinler onun! Biraz, tamam birazdan daha fazla, uzun boylu, kaslı, sporcu falan diye dibin düşmüştü. Oh! Oh olsun sana!
Kapıya yanaşan arabaların seslerini duyunca doğruldum. Hemen terasa koştum. Babamla aşiretin adamları salona geçiyorlardı. Babamın yüzü düşünceliydi. En önde yürüyordu. Merdivenlerden aşağı indim: Baba! Fırat nerede?
Babam bana döndü bir an hiç görmüyormuş gibi bana baktı. Yüzünde bin bir düşünce birbirine girmişti. Alt dudağını büküşü hiç hayra alamet değildi. ‘Fırat şimdilik iyi. Kalanı konuşacağız kızım, konuşacağız ceylanım.’
Babam yürüdü, adamların önünden salona girdi. Ben de kadınların oturduğu salona geçtim. Annem gözleri yaşlı ağlıyordu. Kıyamadığı oğlu şimdi karşı tarafın elindeydi. Oğluna kimseleri yakıştıramazken şimdi kızı nikahına alsın diye dua ediyordu.
Kadınların odasında ağır bir sessizlik hakimdi, sessizliği sadece annemin hıçkırıkları bölüyordu. Sülalenin patavatsızı Sebla yenge, ‘O videoda da neydi anam öyle! Tövbe kudurmuşlar! Ben kaç yıllık kocama… Tövbe tövbe…’
Gelinlerden Yasemin, ‘Sen izledin mi ki Sebla yenge, izlemeseydin keşke’
Ufaktan kıkırdamalar dolaştı. Annem herkese öldürücü bakışlarını fırlatınca tekrar sessizlik oldu.
Kıkırdayıp da annemin şimşeklerini üzerime çekmeyeyim diye çıktım. Avludan geçerken içerden çıkan Berkan ağabey, ‘Fidan baban seninle konuşmak istiyor.’ dedi.
Babam neden benimle konuşmak istiyor olabilirdi ki? Depoya gittim diye mi kızacaktı acaba? Yoksa Mirza’nin bana yaptıklarını mı öğrenmişti.
Düşünceli adımlarla babamın çalışma odasına geçtim. Koltuğa oturdum. Çok geçmeden annem de geldi karşıma oturdu. Konuşmadan babamı beklemeye başladık. Babam geldi ağır adımlarla koltuğuna geçip oturdu. Söylemek istediği şeyi kafasında kurmaya çalışıyor bir türlü toparlayıp açıklayamıyordu.
‘Mirza’yla görüştüm. Fırat’ı göremedim. Gülseren hanım hiç yüzüme bakma. Senin oğlunun yediği herzeler bini aştı. O video… Tövbe tövbe … Elimi kolumu bağladı. Şartlarını kabul etmek zorunda kaldım!’
Annem yerinde rahatsızca kıpırdandı: ‘Neymiş şartları Efruz ağa ! Daha ne istiyorlar?’
Babam yutkundu: Berdel istiyorlar.
Annem gözlerini kırpıştırdı: ‘Kiminle?’
Babam konuşmanın başından beri sessiz kalan bana baktı: ‘Fidan’ı Mirza’ya istiyorlar. Berdel yapılacak.’
Ayağa fırladım: ‘Sen ne diyorsun baba!’
Babam: ‘Fidan! Kardeşinin canı söz konusu! Ne yapsaydım? Bırakayım öldürsünler mi? Mirza’yla evleniyorsun. Konu kapanmıştır. Bu kadar sene seni hiç kırmadım. Bir dediğini iki etmedim. Şimdi de sen bizi kırmayacaksın. Uysal bir kız çocuğu gibi kabul edecek babanı utandırmayacaksın.’
Mirza ile evlenmek! Bana neredeyse tecavüz edecek adamın karısı olmak! Asla! Aklıma ilk gelen çözüme başvurdum:
‘Evlenemem baba! Benim beşik kertmem var. Ben Bedirhan’ı seviyorum.’