DEPO (+18)

1019 Words
FİDAN: Yolun kenarında otlukların içinde oturuyordum. Mirza beni otların içine itmişti. Bacaklarımı dikenler çizmişti. Kalktım koşarak odama gittim. Kalbim göğüs kafesimde gümbürdüyordu. Ne olursa olsun Fırat’ı o adamın insafına bırakamazdım. Her sorumsuzluğuna, uçarılığına, mantıksızlığına rağmen o benim ikizimdi, diğer yarımdı. Onu kaderine terk edemezdim. Titreyen ellerimle dolabımı açtım siyah bir tayt üzerine bir tişört giyip spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Saçlarımı topladım. Ellerimin titremesi hala geçmemişti. Mirza’nın karanlık siyah gözleri hala üzerimde geziyordu sanki. Kollarımı tutup beni neredeyse havaya kaldırmıştı. Çıplak kollarıma dokunduğu yerler alev alev yanıyordu. Fırat’ın odasına girdim. Babamın Fırat’a yaş gününde verdiği silahı alıp şarjörü taktım, belime soktum. Telefonu açıp konumu kontrol ettim. Canlı konum çalışıyordu. Adamların dikkatini öyle dağıtmıştım ki telefonu unutmuşlardı. Koşarak arabaya atladım. Konuma bakarak ilerlemeye başladım. Yol beni yem fabrikasına getirdi. Arabadan yavaşça indim. Fırat’ı ıssız bir yere götürmüş olmalıydılar. Yavaşça arkaya süzüldüm. Depoların olduğu alana gelmiştim. Kapıda iki adamın beklediği depoyu gözetlemeye başladım. Adamlar sigara içmek için bir araya toplanınca, duvar dibinden yavaşça yaklaşıp depodan içeri süzüldüm. Fırat’ı ortada sandalyeye bağlamışlardı. Ağzı, yüzü dağılmıştı. Başı öne eğik, kendinde değil gibiydi. Mirza, elinde silahla etrafında dönüyordu. Silahı görünce panikledim, belimdeki silahı çektim boşluğa tek el ateş edip dikkatleri üzerime topladım. Silahı Mirza’nın üzerine doğrultup tehdit ettim. Bana döndü, bir an bakışlarımız karşılaştı. Mirza’nın bakışları arkama odaklandı, ne olduğunu anlamaya çalışırken başıma aldığım darbenin acısıyla yüzüstü düştüm. Üç adam beni tutup Mirza’nın önüne getirdiler. Durumumun zavallılığına bakmadan hiç değilse silahını indirdi diye seviniyordum. Ama onun sesinden keyiflendiği belli oluyordu: ‘Bak sen! Günün bonusu kendi ayaklarıyla gelmiş. İşte şimdi kardeşin olacak piç kurusuyla ödeşebileceğiz.’ Adi şerefsiz… intikamını benimle almayı hesaplıyordu. Beni getirip önünde diz çöktürdüler. Aleti tam önümdeydi. Arsızca suratıma bakıyordu. Fırat ne olacağını anlamıştı. Sersemliğini atmış bağırıyordu. Mirza Fırat’a bakarak sırıttı: ‘Ama sen benden daha şanslısın, kardeşinin bana çektiği muameleyi canlı canlı izleyebileceksin!’ Gözlerini yüzümden çekmeden, yüzündeki çarpık sırıtmayla elini kemerine götürüp açmaya başladı. Gözlerinden alev yükseliyordu. İçimdeki tiksintiyi yok saydım, tükürür gibi: ‘Haydi dene! Dene de sonsuza kadar sikin olmadan yaşa!’ Yüzündeki sırıtma iyice yayıldı: ‘Vahşiye bak sen! Sarı gözlü vaşak seni!’ Yüzüne aynı öfkeyle bakmaya devam ettim. Mirza: ‘Cenap! Bu iyice vahşileşmeye başladı. Başka türlü ödeşelim bunlarla. Çevirin ama açı güzel olsun. Fırat tam pozisyonunda izlesin. Göremezse üzülürüm.’ Fırat’a arkamı çevirdiler. Fırat çırpınmayı bırakmış ağlıyordu artık. Göz yaşları kana karışarak yanaklarından süzülüyordu. Mirza emretti: ‘Domaltın!’ Adamlar beni iyice domalttılar. Kalçalarım ortaya çıktı. Mirza yanıma eğildi yüz yüze geldik: ‘Kızlığına dokunmam merak etme, işim bittiğinde piyasada hala iş görürsün. Tabii bakireysen.’ Gözlerine tiksintiyle baktım, sonra bütün gücümle yüzüne tükürdüm. O ise sırıttı. Hemen mendil geldi suratını sildi. Arkama geçti. Deliler gibi çırpınmaya başladım ama adamların elinden kurtulamıyordum. Elini taytımın lastiğine attı. Parmaklarını içeri geçirdi. Parmaklarının sıcaklığını belimde hissettim. Tam indirecekken durdu. Saçlarımı avuçladı beni kaldırıp göğsüne yasladı: ‘Bak kızım! Bir daha boyundan büyük işlere kalkışma! Dua et! Ben haysiyetli bir adamım. Senin kardeşin gibi orospu çocuğu değilim. Şimdi evine git!’ Adamlarına işaret verdi. Beni çıkarmak için davrandılar. ‘Bırak!’ diye bağırdım. ‘Bırak kardeşimi!’ Mirza bir işaret daha verdi. Kafama vurulan kabzayla etraf karardı.. MİRZA: Nasıl bir kızdı bu karşımdaki? Hiçbir tehdidime boyun eğmemiş inadı kırılmamıştı. Direnişi ancak bayılınca kırılmıştı. Kız bayılınca yanına gittim. Kucakladım. Başka bir adamın kucağına verdim: ‘Dikkat edin canı acımasın. Götürüp konaklarının önüne bırakın. Arabasının anahtarı cebinde bir yerde olmalı. Arabasını da götürün.’ Yavaş yavaş Fırat’ın yanına yaklaştım. Hüngür hüngür ağlıyordu. İçimden bir öfke yükseldi ama bu sefer Narin’e… Beni muhattap ettiği, düşüp kalktığı adama bak! Adamdan çok oğlan çocuğu. Fırat’a baktım. Tiksintiyle konuştum: ‘Biliyor musun ulan! Sende şu kızın yarısı kadar erkeklik yok! Sen kız olacakmışsın bu erkek, ters olmuşsunuz.’ Öfkem sönmemişti ama sarsılmıştım. Biraz önceki Mirza, tanımadığım bir adamdı. Ben değildim. O hadsiz vahşiyi korkutmak, Fırat’ı küçük düşürmek istemiştim ama kız titrememişti bile. Yalvarmak şöyle dursun, üstelik yüzüme tükürmüştü. Kızlığını bozmam demiştim bir de. Allah’ım ağzımdan çıkan laflara bak! Pis bir tecavüzcü gibi konuşmuştum. Öfkem tekrar kabardı. Döndüm hızla silahı kurdum kafasına dayayacakken depoyu dolduran ses: Mirza! Depodan içeri Haşmet amcam girmişti. Öfkeyle yüzüne baktım.’ Artık bana engel olmayın amca!’ diye bağırdım. Amcam: ‘Gel oğlum. Seninle konuşalım. Sen aşiretin başısın. Düşünmeden hareket edemezsin.’ Beni kolumdan tutup dışarı çıkardı. Otluğa doğru ilerledik: ‘Mirza oğlum, aşiretin büyükleri toplandı. Seni bekliyorlar. Bir konuşalım, karar verelim. Sonra kimse sana engel olmayacak, söz.’ Derin bir nefes aldım. Her ne kadar duygusal dengemi kaybetmiş olsam da hala biraz mantığım vardı. Amcam haklıydı. Aşiretle konuşmalı açıklama yapmalıydım. Cenap’ı çağırdım: ‘Bu itoğlu it burda kalıyor. Başına bütün adamları dikin. Etrafı sarın. Sakın elinizden kaçırmayın.’ Şöför arabada bekliyordu. Arabaya atladım. Toplantı için amcamın çiftliğine gittik. Salona girdiğimde herkes oradaydı. Selamlaşma faslından sonra ortaya oturdum. Yaşlılardan biri söze girdi: ‘Mirza oğlum. Sen bizim başımızsın. Madem başında böyle bir dert var, neden bize gelmiyorsun? Hepimiz seninle mücadele ederiz. Kansa kan, cansa can. Artukoğullarından korkmuyoruz.’ Amcam söz aldı: ‘Dayı dur! Yangına körükle gitme. Kan davasının kimseye faydası dokunmaz. Kız bizim, madem oğlan bir günah işledi, bedelini ödeyecek Narin’i temize çıkaracak.’ Dayı: ‘Peki Narin’e ne ceza verdiniz? Kızın hiç mi suçu yok? Nasıl gitmiş gece yarısı oraya?’ Artık dayanamadım lafa girdim: ‘Kız anama arkadaşımda kalacağım gece, deyip çıkmış. Anam zaten halini biliyorsunuz işte, babamdan sonra Narin’e hiç kıyamaz. İzin vermiş. Sabah ilk iş konağa ceza vermeye gittim. Anam kızı kaybetmiş ortaklıktan dokunamadım. Ben onun canını okumasını bilirdim de işte anam sağolsun.’ Ben istemiyor muyum sanıyorsunuz? Narin’e hak ettiğini vermeyi? O depodaki itin s****i koparıp götüne sokmak istemiyor muyum sanıyorsunuz? Ama annem kan davası başlarsa ölürüm diyor. Elim kolum bağlanıyor. Zaten kaybım büyük. Hem babamı hem abimi kaybetmişiz. Ben de ölürsem anam, alnı lekeli kardeşim ne hale düşer?’ Herkes başı önünde düşünmeye başladı. İçinde bulunduğumuz durum acıydı. Annemin aşirette lafı geçer, saygı görürdü. Annemin kaygısı herkesi etkilemişti. Dayı: ‘O zaman anlaşacağız başka çaremiz yok. Başka biri: ‘Madem öyle kıza nikah kıysınlar. Oğlan zaten Kıbrıs’ta okuyormuş. Kızı da alsın gitsin.’ Amcam itiraz etti: ‘O kadar uzun boylu değil. Bir de ödül olarak ağa kızı mı hediye edeceğiz pezevenge! Dayı: Daha ne olacak ya? Amcam: Yerine kız alacağız. Onlar da bize kız verecekler. Mirza da onlardan kız alacak. Berdel yapılacak başka yolu yok!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD