AĞAM

1139 Words
MİRZA: Konağın önüne çıkıp temiz sabah havasını içime çektim. Yanımda Hektor koşmak için sabırsızlanıyordu. Hektor’u daha bebekken barınakta acılar içinde bulmuştum. Sahibi çok dövmüş çok işkence etmişti ona. Travmatik bir köpekti. Benden başka kimseye yaklaşmaz lafını dinlemezdi. Goldendan başka her cins köpeğe benziyordu yani. Koşmaya başladık. Kırlık, yeşillik alanlardan geçiyorduk. Ayaklarım yeri vurdukça içimdeki kavganın hafiflemesini bekliyordum. Koşarken öfkeli olduğum herkese cezasını kesebiliyordum, tüm hıncımı, öfkemi, kinimi toprağa katıyordum. Koşmak barışa ulaşmaktı benim için. Konağa döndüğümüzde, ellerimi dizlerime koyuo soluklanmaya başladım. Evin karşısında bekleyen kırmızı jeep dikkatimi çekti. Özel plakalıydı araba, plakada ‘Fidan’ yazıyordu. İçinde güneş gözlüklerini takmış genç bir kız bekliyordu. ‘Narin’in arkadaşı herhalde’ diye düşünürken kız arabadan indi. Topuklu sandaletlerinin üstünde yavaş yavaş konağa yaklaşmaya başladı. Kafamda kızı tanımlayan iki sözcük vardı; zerafet ve estetik. Dar beyaz pantolonu ince uzun bacaklarını, yuvarlak kalçalarını, ince belini vurguluyor, saten bluzu hareket ettikçe üst bedeninin kıvrımlarını sırayla ön plana çıkarıyordu. Kızı incelediğim daha fazla belli olmasın diye içeri girip odama çıktım. Duşa girdiğimde gözümün önünde hala görüntüsü vardı. Her düşünüşümde yeni bir ayrıntısı geliyordu aklıma. Bukle bukle neredeyse beline inen saçları, küçük yüzündeki dolgun dudakları, yuvarlak, abartısız ama dikkat çekici memeleri.. ‘Yok artık Mirza! Narin’in arkadaşlarına mı sarkmaya başladın! Anjelik’e gitme vaktin gelmiş senin!’ Duşumu alıp aynanın önünde takımımı giyiyordum ki avludan gelen sesler dikkatimi çekti, hemen dışarı çıktım. Hektor avluda Narin’in arkadaşını sıkıştırmış üstüne atlayıp duruyordu. Kız korkmuş görünmüyordu ama Narin, çığlık çığlığa beni çağırıyordu. ‘Bak şu itoğlu ite! Demek ki güzel kız görünce köşeye sıkıştırmış pezevenk!’ dedim içimden. Hektor’a seslendim. Sesimi duyunca hemen yanıma geldi. Onu, kendi alanı olan çimenliğe gönderdim, kapıyı kapattırdım. Kıza dönüp ‘kusura bakmayın,’ dedim. Bir an, tek bir an gözlerime bakıp gülümsedi. Daha önce hiç bu kadar iri ve güzel bal rengi gözler görmemiştim. Gür ve siyah kirpiklerle çevrilmiş bal rengi gözler… Şirkete gittiğimde günün kalanının bombok geçeceğini bilmiyordum. Cenap görüntüleri getirip izlettirdikten sonra hemen erişim engeli için girişimde bulunduk ama neredeyse bütün Mardin izlemişti. Sonra Cenap’a döndüm: ‘Video’daki orospu çocuğunu bulun bana!’ diye bağırdım. Cenap: ‘Bulduk ağam. Artukoğullarının oğlu Fırat.’ Hemen kalktım silahımı bel boşluğuma yerleştirdim. ‘Önce konağa!’ Önce Narin’e cezasını verecektim. Benim gözüm gibi bakıp koruduğum, bir dediğini iki etmediğim küçük kardeşim. Henüz 20 yaşında… Bize, ailesine, başına gelecekleri bile bile, bunları nasıl yapar, namusumuza nasıl leke sürer, alnımıza kara çalardı? İçimdeki öfke patlama sınırındaki bir volkan gibi parlıyordu. Biraz önce gördüklerimi asla unutamayacaktım asla! Konaktan içeri fırtına gibi daldım. Herkes kenarlara çekilmişti. Kimse önüme geçemiyordu. Bastığım yerde döşemeler zangırdıyordu. Ellerimi yumruk yapmış, tırnaklarımı avucuma bastırıyordum. Odaya geldiğimde kapı ardına kadar savrularak açıldı. İçerisi boştu. İçeri girdim, banyoyu aradım, dolaba bile baktım Narin yoktu. Koşarak avluya indim, ‘Anne! ANNE!’ diye bağırıyordum. Annem tekerlekli sandalyesini yavaşça iterek avluya geldi. Gayet sakin bir sesle: ‘Efendim!’ dedi. Sandalyesinde küçücük kalmıştı. Küçücüktü ama bir o kadar da kocaman bir kadındı. Onu görünce yutkundum. ‘Anne sana bir kez soracağım! Bana doğru cevap ver! Narin nerde!’ Annem bakışlarını üzerime dikmişti, tereddütsüz sesiyle ‘Gönderdim. Nereye diye sorma. Cezasını sonra vereceğiz. Şimdi olmaz çok sinirlisin!’ Geldim önünde eğildim: ‘Peki şarjörü o orospu çocuğunun beynine boşaltmamı nasıl engelleyeceksin?’ Annem gözlerini yüzüme dikti: ‘Sen bunu yaparsan kan davası başlar. Onlar da seni öldürür. Ben babanla ağabeyini zaten aynı anda toprağa koymuşum. Sana da bir şey olursa ölürüm Mirza! Sen sadece o adamı değil beni de öldürmüş olursun. Hadi şimdi git! Git de öldür! Kardeşin de günahıyla ortada kalsın!’ Arkamı dönüp kapıya doğru gittim. Bir an durdum. Sonra hızlıca yürüyüp arabaya bindim. FİDAN: Yataktan kendimi attım deli gibi Fırat’ın odasına koştum. Hayvan oğlu hayvan sızmış uyuyordu. Hemen tepesine çıktım ‘Fırat kalk hemen kalkman lazım!’ Fırat, ‘Ne oluyo lan!’ diye mırıldandı. Öfke tepeme çıktı ‘Yarrağı yedin o oluyo kalk kaçman lazım!’ Kafasını zorla kaldırdı ‘ Neyi yedim?’ dedi. Üzerine oturdum, yakasını tuttum yüzüme yaklaştırdım: ‘Narin’in sana sakso çektiği görüntüler internette dolaşıyor! Mahvoldunuz şimdi kaçıyorsunuz!’ Gözleri iri iri açıldı. Yataktan kendini aşağı attı. Eline tutuşturduğum kotu ve tişörtü üstüne geçirdi. Ayakkabıları zorla giydi. Attığım cüzdanı cebine koydu. Telefonundan kendime canlı konum attım. Telefonu cebine koydurttum. Arabanın anahtarlarını eline tutuşturdum. Üzerimde sadece askılı şort pijamalarım vardı aldırmadım. Arka bahçeden çıktık. Çıktığımızda üç tane siyah araba arkaya konağa gelmişti. İçinden takım elbiseli adamlar indiler. Fırat’ı kollarından tuttular. Fırat direniyordu ama adamları kıpırdatamıyordu bile. Hiç düşünmeden adamların üstüne atladım. ‘BIRAKIN! SİZE BIRAKIN DEDİM!’ Adamların üstüne atlıyor, kollarını tutmaya çalışıyordum ama komik bir çabaydı benimkisi. Adamlar titremiyordu bile. O an onu gördüm. Mirza Kutlubey, arabadan inmiş elleri cebinde Fırat’ın alınışını izliyordu. Hiç düşünmeden koştum. Yanına gittim. İki kolunu tuttum: ‘Lütfen! Lütfen yapmayın! O benim ikizim! Adamın gözleri kapkaranlık bir denizdi. Simsiyah üzerime dikilmişti. Hayatımda ilk defa, Artukoğullarının başı, babam, koskoca Efruz ağa dahil, ilk defa bir erkeğe ‘ağam’ diye seslendim, bir erkekten medet umdum: ‘Ağam ne olursun yapmayın!’ Adam beni iki kolumdan tuttu, neredeyse havaya kaldırdı, yüzüne yaklaştırdı. Çok kısa bir an göz göze durduk, sonra yol kenarındaki kuru otların arasına fırlattı. Fırladığım yerden uzaklaşan arabaların egzozlarını görüyordum. MİRZA: Adamlarım, yakaladıkları şerefsizi emrettiğim gibi yem fabrikasının deposuna götürüp bağladılar. Hemen ardından ben de depoya gittim. Yolda izlediğim görüntüler gözümde dönüyor, içimde insaniyet namına ne varsa yok ediyordu. Ben artık Mirza değildim, aşiretin başı o ciddi, o sağ duyulu adam değildim. İzlediklerim içimde değer yargısı adına ne varsa yerle bir etmişti. Depodan içeri adım attığımızda sandalyede bağlanmış it, resmen vıyaklıyordu. ‘Ağam, ağam affet! Benim niyetim vallaha ciddi, sen benim kimin oğlu olduğumu biliyorsun ağam! Beni affet, hemen nikah kıyalım!’ Nikah deyince bütün vücudumda bir elektrik dolaştı. Yumruğumu yüzüne indirdim. Sonra ardı ardına durmadan devam ettim. Cenap, beni arkamdan tuttu, ‘Dur ağam ölecek şimdi piç!’ Parmaklarım kana bulanmıştı ama kan bana ait değildi. Sandalyedeki orospu çocuğunun kanıydı. Sandalyede, suratı öne düşmüş yarı baygın duruyordu. Silahımı çektim, mermiyi namluya sürdüm. Sandalyenin etrafında, avının etrafında yüzen bir timsah gibi dolanmaya başladım. Fırat, kafasını kaldırıp ‘Ağam!’ diye mırıldanmaya başladı. Namluyu başına dayadım. Tetiği çekmek üzereyken depoda tek el silah sesi yankılandı. Deponun girişinde Fırat’ın kızkardeşi boşluğa tek el ateş etmiş, şimdi de silahı üzerime doğrultmuş duruyordu. Gözleri alev alevdi. ‘At silahını!’ diye bağırdı. O kadar toydu ki arkasından kabzayı başına vuran adamı görmedi bile. Yüzüstü yere düştü. Yüzünü buruştururken üç adam kaldırıp yanıma getirdiler. Başına kabzayı yiyince sersemlemişti. Karşımda sersemlemiş vaziyette duruyordu. Fırat kardeşini görünce ayılmıştı. Aptal aptal kızın suratına bakıyordu. Sesimden akan alaycılığa ben bile inanamıyordum: ‘Bak sen! Günün bonusu kendi ayaklarıyla gelmiş. İşte şimdi kardeşin olacak piç kurusuyla ödeşebileceğiz.’ Adamlar tek bir bakışımla ne demek istediğimi anladılar. Kızı önüme getirip diz çöktürdüler. Bal rengi gözlerini gözlerime dikmişti. Bakışlarında zerre korku yoktu. Fırat’a döndüm: ‘Ama sen benden daha şanslısın, kardeşinin bana çektiği muameleyi canlı canlı izleyebileceksin!’ Ne olacağını anlayan Fırat böğürmeye başladı: ‘FİDAN HAYIR! YAPMA !’ Elimi kemerimin tokasına attım. Kemerimi açarken karşımdaki kızın gözlerinde korku görmeyi bekliyordum ama gördüğüm katıksız, bal rengi, vahşetti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD