bc

İFŞA (+21)

book_age18+
7.8K
FOLLOW
97.4K
READ
dark
family
love after marriage
forced
mafia
heir/heiress
drama
tragedy
bxg
kicking
city
small town
childhood crush
office lady
seductive
like
intro-logo
Blurb

(+21) Yaş Uyarısı: Öykümüz ayrıntılı cinsel sahneler ve travmatik cinsel durumlar içermektedir. 21 yaşın altındaki okurlar için kesinlikle uygun değildir.

Mirzas Kutlubey, tüm ailesini ve aşiretini tek başına yöneten bir ağadır. Tüm hayatı gözü gibi baktığı kızkardeşinin ifşa videosunun internette dolaşıma sokulmasıyla alt üst olur. Kızkardeşiyle videoda yer alan genci öldürmemesi karşılığında, aynı zamanda kızkardeşinin en yakın arkadaşı olan Fidan’la berdel yoluyla evlenmek zorunda kalır. Kızkardeşine duyduğu öfkeyi Fidan’dan çıkarabilecek midir?

chap-preview
Free preview
DEPREM(+18)
GİRİŞ: Sabahın erken saatlerinde lüks detaylarla dolu ofisin kapısı aniden açıldı. İçeri giren adam adeta titriyordu. Gözleri az önce gördüğü sahneden sonra dehşetle açılmış, göğsü aldığı nefeslerle inip inip kalkıyordu. ‘Ağam buna bakman lazım ağam! Bütün Mardin bunu konuşuyor!’ Mirza Kutlubey başını bilgisayardan kaldırdı. İçeri giren adama hayretle baktı. Elindeki telefona uzanıp kaydı başlattı. Video oynamaya başladı. Açılan görüntüde iki genç odadan içeri girdiler. Ayakta durmadan öpüşüyorlardı. Genç adam kızın kıyafetlerini çıkarmaya başladı. Kız en sonunda çırılçıplak kaldı. Hareketleri, yürüyüşleri dengeli değildi. Kafalarının yerinde olmadığı belli oluyordu. Kız adamın önünde diz çöktü. Elini kemerine atıp pantolonu indirdi. Adamın aletini büyük bir istekle yalamaya başladı. Genç kız ağzına aleti dolduruyor büyük bir hazla ucuna kadar gelip ustalıkla emiyordu. Adam hazdan başını arkasına atmış, genç kızın saçlarını bileğine dolamıştı. Genç kız adamın aletini emerken gözlerini doğrudan adamın gözlerine dikmişti. Kamera zoom yaptı, önce genç adamın sonra genç kızın yüzü geldi ekrana. Bu kız… Ekranda görüntüsü akan bu kız… Mirza’nın gözü gibi baktığı yirmi yaşındaki kız kardeşi… Narin… 24 SAAT ÖNCE: FİDAN: Gözlerimi aralayıp elimi komodine uzattım. Bedenim uyanma saatinin gelişini reddediyordu ama yine de derin bir nefes aldım. Bu harika yaz sonunu içime çektim. Yaza St. Tropez’de başlamak harikaydı, Mardin’de bitirmek biraz garip olmuştu ama yine de mutluydum. Müziğimi ayarladım, melodi yavaş yavaş bedenimi sarmaya başlarken ufaktan dans ederek banyoya geçtim. Uzun ılık bir duşun ardından hazırlandığımda aynadaki görüntümü hayranlıkla inceliyordum. Beyaz, dar, kot pantolonumun içinde ince uzun bacaklarım ve ince belim ortadaydı. Üzerinde koyu yeşil üzerine bej rengi, bahar dalları desenleri olan saten askılı bluz… saçlarım siyah dalgalar halinde sırtımdan dökülüyor, makyajım bal rengi gözlerimi vurguluyordu. ‘Sizi hangi heykeltraş yonttu Fidan hanım?’dedim aynaya. Kendini sevmek önemliydi ve ben kendimi çok seviyordum. Çantamı alıp arabaya atladım. Kankamı almak üzere Kutlubey konağına doğru yola çıktım. Konağın önüne geldiğimde kapının karşısına park edip Narin’i beklemeye başladım. Kendisi yine mumu nerede söndürmüştü de uyanamıyordu acaba? Telefonumla Narin’i uyanması için taciz ederken köşeden koşan bir silüet çıktı. Uzun boyu, geniş omuzları ile sabah sporunun sonunda olduğu belli oluyordu, tişörtü terden ıslanıp üstüne yapışmıştı, peşinde altın sarısı kocaman golden cinsi bir köpek koşuyordu. Güneş gözlüklerinin ardından baktım: ‘Öff ağam yandı buralar!’ diye mırıldandım. Transımdan çalan telefonla sıyrıldım. Cevapladım ‘Kanka ben uyanamadım ya! Gel burda bekle!’ Çaresiz arabadan indim. Konağın kapısına ilerledim . Beni hizmetli karşıladı avludan içeri girdik. Narin’in odasına çıktım. Manyak hala pijamalıydı. ‘Haydi kızım! Daha fakülteye gideceğiz!’ Narin bir kahkaha attı, hzimetliye bana bir kahve yapmasını söyleyip hazırlanmaya başladı, hem dedikodu hem hazırlık en sonunda evden çıkıyorduk. Avluya indiğimizde üzerime atlayan kocaman patilerin darbesiyle sarsıldım. Hayvan etrafımda koşup üzerime atlıyordu. Narin bağırmaya başladı ‘Abi! Çağır şu manyağı ya! ABİ!’ Avlunun ucundan tok bir ses ‘Hektor!’ diye bağırınca hayvan üzerimden çekildi. Narin’in abisi spor sonrası üzerini değiştirmiş siyah bir takım elbise giymişti ama görkeminden hiçbir şey kaybetmemişti. ‘Kusura bakmayın’ diye mırıldandı. İçimden ‘Çıkar üstündekini ağam! Ne dediğin anlaşılmıyor! ’dedim ama yüzümde görünen basit bir gülümsemeydi. Narin ile bahçeden çıktık. Arabaya bindik müziğimizi açıp yola çıktığımızda telefonum çaldı. Arayan Fırat’tı, arabanın sisteminde telefona cevap verdim: ‘Telefon bağlanır bağlanmaz gözlerimi devirdim. “Ne istiyorsun yine?” dedim sabırsızca. Yanımda oturan Narin hemen öne eğildi, sesi arabayı doldurdu: “Günaydın sevgilim!” Karşıdan gelen kahkaha hoparlörü titretti. “Günaydın yavrum… Fidan bacım, ikizlerin gülü, akşam parti var. Şu güzel arabayı bir gecelik bize versen?” Narin başını omzuma dayayıp fısıldadı, yalvaran gözlerle: “Lütfen… Söz, bu sefer sakin sürecek.” Ben derin bir nefes aldım. “Babam araba kullanmanı yasakladı. Dördüncü arabayı pert ettikten sonra.” Narin dudaklarını büzdü, çocuk gibi. “Ama Fidan… Bu kez ciddi söz verdi.” “İçinde sigara içmek yok,” dedim sonunda pes edip. Hoparlörün ardında bir sevinç çığlığı patladı. Narin’e döndüm: ‘Kızım siz bu manyakla ciddi misiniz? Bak bu sene üçüncü sınıfız. Fırat salağı ile evlenmek istiyorum deme!’ Narin: ‘Ben ciddiyim de Fırat efendide tık yok. Bizi boşver ressam hanım. Peki senin planın ne?’ —- Ben çalışmayı da evlenmeyi de düşünmüyorum. Paris’e yerleşip, kendi atölyemi kuracağım, kişisel sergilerimi açacağım. Burda kalıp ne yapabilirim ki? Narin: ‘Bir ağa bulur evlenirsin. Seni, Artukoğullarının tek kızını, kim almaz Mardin’de?’ —— Aman be Narin! Ağayla evlenip ne yapacağım söylesene! Ağa karısı mı olacağım? Omzumu silktim, saçlarımı geriye attım: ‘Prenses olmak için prense ihtiyacım yok. Ben zaten kralın kızıyım!’ Kahkahalarımız çalan müziğin ritmine karışıyordu. Aracı kampüse park edip içeri girdiğimizde herkes ordaydı. Karşılıklı çığlıklar, sarılıp öpüşmeler bitince, tatil anıları döküldü ortaya. Sohbet tam koyulaşmış St. Tropez anılarına başlamıştım ki takım elbiseli iki tip yanıma yanaştı, ‘Yenge! Bedirhan ağam seni kapıda bekliyor, iki dakika gelsin.’ dedi. Kan beynime sıçradı: ‘Sümüklü Bedirhan ne zaman ağa olmuş? Bana bir daha yenge dersen o ağzını yırtarım senin! Şimdi naş! Hayde!’ Narin gülmekten bayılmak üzereydi. Gruptan Fatih: ‘Akşam partiye geliyor musunuz? Seneyi açıyoruz bu gece!’ Narin hemen atladı ‘Biz Fırat’la geliyoruz akşam!’ Bütün gözler bana dönmüştü. ‘Hiç bana bakmayın benim işim olmaz. Etrafınıza bakın, Mardin’deyiz kabul edin. Bize gelmez böyle işler.’ Gülerdim, eğlenirdim, tatile giderdim ama havaalanından çıktığımda kendi gerçeğime dönerdim. Hayal kurmanın alemi yoktu kimin çocuğu olduğumuz, yaşadığımız kültürün gerçekleri ortadaydı. Bu düzenin kurbanı olmamak için dua etmekten başka çaremiz yoktu. Yarın bir berdel olurdu hayatımızı sikip atarlardı. Arkamızdan yüksek bir ses geldi: ‘Kimmiş o benim partime gelmeyen?’ Partinin organizatörü Erdal’dı seslenen. Hiç yüzüne bakmadan : ‘Ben gelmiyorum!’ dedim. Herkes yüzünü bize çevirmiş Erdal’la benim düellomuzu izlemek için pozisyon almıştı. Tüm çevrem partilerine bayılsa da ben bu adama hiç güvenmiyor ve partilerine de gitmiyordum. Yanıma yaklaştı ellerini sandalyemin kolçaklarına koydu. Yanağımı okşarken: ‘Sen bir gelsen koleksiyonumun en değerli parçası olurdun bebeğim.’ Elini tutup indirdim: ‘Çek o, ön ayaklarını! dedim. ‘Sen rüya görmeye devam!’ deyip kalktım. ‘Daha rahat oturabildiğimiz bir yerde görüşelim gençler. Buraya giren çıkan belli değil.’ Erdal’ın soğuk bakışlarını sırtımda hissederek kapıya yöneldim. Narin de peşime takıldı. Kampüsteki kafeden çıktık tam arabaya giderken: ‘Fidan hanım, haberimi almadın mı?’ Döndüğümde Bedirhan yanında kuçu kuçularıyla bekliyordu. Sinirlerim zaten gergindi. Erdal canımı sıkmıştı. Bütün hıncımı Bedirhan’dan alacaktım şimdi: ‘Seni kampüsten içeri kim aldı? Şikayet edeceğim en sonunda be!’ Bedirhan ağır ağır bana yaklaştı: ‘Sen nişanlınla nasıl konuşuyorsun?’ Narin’le birbirimize bakıp kahkahalarımızı koyverdik: ‘Nişanlı mı? Kim nişanladı bizi benim niye haberim yok?’ dedim. Bedirhan’ın bakışları iyice karardı: ‘Beşik kertmesi değil miyiz kızım biz?’ Bilerek damarıma basıyordu: ‘O kertme işine de bir sen inanıyorsun bir de baban.’ Ellerini beline koydu: ‘Bedirhan ağayım kızım ben, benimle oyun mu oynuyorsun?’ Ben de ellerimi belime koydum Bedirhan’a yaklaştım. Neredeyse burunlarımız birbirine değecekti. Başımı yana eğdim. En sevimli halimle: ‘Büyünce ağa mı olcan çen ?’ Bedirhan’ın hayalkırıklığının önünde Narin’le kahkahalarla gülüyorduk. Elimi Bedirhan’ın yanağına koydum. Yavaş yavaş vururken : ‘Hadi canım sen kendi habitatına. Bir daha da babandan izin almadan gelme!’ Bedirhan sinirden morarmış yüzüyle bize bakarken arabaya doğru yürümeye başladık. Arabaya oturduğumuzda Narin’e döndüm: ‘Kızım şu adama güvenip düzenlediği partiye neden gidiyorsunuz? Hem de şehir dışında çiftlik evi!’ Narin her zamanki saf haliyle: ‘Ne olabilir ki Fidan yanımda Fırat var!’ Benim saf kalpli arkadaşım. Aklından hiç kötülük geçmezdi: ‘Asıl sorun da o Narin! Ben ikizime güvenmiyorum sen neden bu kadar güveniyorsun? Babam Fırat’a hep, ‘Seni ananın rahmine koyduğum güne lanet olsun, iyi ki yanına Fidan’ı da koymuşum.’ der. Narin kahkahalarla gülüyordu. Eve döndüğümde akşam olmuştu. Bütün gün Narin’le takılmış, kahve-tatlı ile kendimizi şımartmış, alışveriş yapmıştık. Kapıda gören annem: ‘Kızım Fransa’yı boşalttın sıra Mardin’de mi?’ diye çıkıştı. Arkasından babam: Rahat bırak kızı Gülseren! Sana o kadar yakışsa sen de alırsın! Poşetleri atıp boynuna atıldım: Aslan babam benim! Sakin yenen akşam yemeğinden sonra arabanın anahtarını gizlice Fırat’a verdim ve terasa çıktım. Terastaki küçük oda ve önündeki küçük teras bana aitti. Terasta şövalem kocaman minderler, büyük şamdanlar vardı, oda alabildiğine malzeme ile doluydu. Terasa çıktım. Müziğe bastım. Piyanonun tınısı geceyi doldurdu. Kendimi mindere attım. Ellerimi karnımda birleştirdim. Yıldızları izlemeye başladım. Sevmek nasıl bir duyguydu acaba? Sevilmek peki? İnsanın içi nasıl kıpır olurdu? Hiç bilmiyordum. Peşimde çok erkek gezmişti, hala da geziyordu. Ama bir erkeğe koşulsuz gğvenmek nasıl bir histi? Bilmiyordum. Mesela Narin, tüm kötü hıylarına rağmen Fırat’a nasıl güvenebiliyordu? Kalbimi kıpır kıpır eden kimse hala karşıma çıkmamıştı. Gözlerimi kapatıp hayal etmeye çalıştım. Gözümün önündeki görüntüde yakışıklı bir Avrupalı belirmesini beklerdim. Oysa Mirza belirdi. Eliyle çenemi tutup dudaklarıma ulaştı. Hemen gözümü açtım ‘Oha! Koca adam be o! Çüş artık Fidan!’ diye kızdım kendime. Kendimle olan hasbıhalim bazı kıkırdamalarla bölündü. Bizim hizmetliler ,Hayriye ile Zeynep, yukarı çıkıyorlardı. Belli ki işlerini bitirmiş muhabbet arıyorlardı. Sabah yatağımdan acı acı çalan telefonla uyandırıldım. Kızlarla geç saate kadar oturmuş çene çalmıştım. Gözümden uyku akıyordu. Telefonu açtım. Arayan sınıf arkadaşım Figen’di : ‘Hemen attığım videoyu izle hemen!’ diye bağırdı. Videoyu açtım izledikçe gözlerim büyüdü, öğürmek istedim: ‘Oha! Hayır! Olamaz! HAYIR!’ diye bağırarak yataktan koridora fırladım.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
88.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
548.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
56.8K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
34.8K
bc

AŞKLA BERDEL

read
91.9K
bc

HÜKÜM

read
230.8K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.0K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook