FİRÂK ‘Aslanın Pençelerinde Bir Yavru Ceylan’Updated at Feb 9, 2026, 00:41
Ece, koltuğunda titreyerek doğruldu, gözleri Aslan’ın bakışlarıyla çarpıştı. Sesi hem kırılmış hem de kararlıydı:
“Aslan Bey… ben senin kültürünü bilmem, yaşamına uyamam!” dedi, kelimeleri hızlı ama keskin çıkıyordu. “Mutsuz olurum… Beni mutsuz etmek mi istiyorsun? Beni sevmiyorsun, belli! Acımıyor musun hiç bana?”
Aslan, sigarasını yavaşça söndürdü; bakışları derinleşti, yüzündeki sert hatlar bir an yumuşar gibi oldu ama sesi hâlâ keskin ve kararlıydı:
“Ece…” dedi, adeta fısıldar gibi. “Sevgi… benim bildiğim şekliyle serttir, doğrudur ve teslimiyet ister. Ama acımıyor değilim sana. Her sözcüğün, her bakışın içimi yakıyor. Bunu hissedebiliyorsan… demek ki kalbin hâlâ bana karşı tepki veriyor, direniyor. Ve bu, benim için yeterli.”
Ece, bir adım geriye çekildi, nefesi hâlâ düzensizdi. İçinde korku, öfke ve istemsiz bir çekim bir araya gelmiş, onu hem savunmasız hem de büyülenmiş hâle getirmişti.
“Ben… ben buna alışamam,” dedi Ece, sesi titrek ama kararlı. “Senin dünyanda yaşayamam. Mutlu olamam. Ve seni sevmek zorunda değilim.”
Aslan, ona doğru bir adım attı; duruşu hâlâ tehditkar ama bakışları biraz daha yumuşamıştı. “Sevmek zorunda değilsin, Ece,” dedi, sesi derin ve tok. “Ama istediğim… senin benim yanımda olman. Ve içindeki direnç… zamanla değişecek. Bunu hissediyorum.”