bc

NEŞTERİN UCUNDA ‘Bıçak Sırtında Savrulan Hayatlar’ *TAMAMLANDI*

book_age18+
605
FOLLOW
4.8K
READ
dark
escape while being pregnant
teacherxstudent
age gap
single mother
heir/heiress
drama
tragedy
city
office/work place
love at the first sight
like
intro-logo
Blurb

Ece Naz Tireli, genç, yetenekli ve işine tamamen adanmış bir kalp cerrahisi asistanıdır. Dışarıdan bakıldığında kusursuz ve kontrollü bir hayatı varmış gibi görünse de, içinde sakladığı sırlar, onu hiç beklemediği bir yola sürükleyecektir.Hastanedeki efsanevi cerrah Aslan Karakaya ile karşılaşması, sessizce yürüttüğü rutin hayatının altını üstüne getirir. Asistanı olarak yanında duran Ece, hem mesleki hem de duygusal sınavlarla dolu bir yolculuğa çıkar. Her köşede gizem, her bakışta çekim ve her anında kalp atışlarını hızlandıran bir gerilim vardır.Ece’nin sırları, Aslan’la olan ilişkisi ve hastanenin karanlık köşelerinde açığa çıkan gizemler… Hepsi, tutku, dram ve aşkın keskin sınırlarında sizi soluksuz bir yolculuğa davet ediyor.

chap-preview
Free preview
Bir Yere Ait Olmak İstiyorum. Ben Ece…
Ece Naz Tireli, bilgisayar ekranının karşısında nefesini tutmuştu. Yıllar süren sabır, uykusuz geceler, Ankara’nın soğuk klinik koridorlarında geçirdiği uzun nöbetler, tüm emekleri bu tek an için birikmişti içinde. Hacettepe’nin İngilizce Tıp Fakültesi’nden dönem birincisi olarak mezun olmuş, olağanüstü bir CV’nin taşıyıcısıydı; ama onun için asıl sınav şimdi başlıyordu. Ekranda beliren satırlar, kalp damar cerrahisinin kalbinin attığı İstanbul’un en prestijli araştırma merkezine asistan olarak kabul edildiğini söylüyordu. Gözlerine inanamadı. İçine ördüğü kabuğun ardından parıldayan o ışıltı, hafif bir tebessüme dönüştü. Yalnızca kendine açtığı o gizli dünyada, en çok ihtiyacı olan güveni hissetti. “Başardım,” dedi, “Şimdi İstanbul’da her şey başlıyor. Her şeyi herkesi geride bırakıyorum.” —— Doçent Doktor Aslan Karakaya, uzun ve kaslı siluetini hastanenin geniş koridorlarına adeta mühürlemişti. Siyah saçları ve keskin mavi gözleriyle, yanından geçen herkes onun varlığını hissediyordu. Sert bakışlarının ardında, yılların deneyimi ve egosu vardı; ama zaman zaman, özellikle asistanlarıyla arasındayken, o soğuk kabuğu hafifçe çatlatan şakacı bir yan da ortaya çıkardı. Asistan odasının kapısında durdu, sesini derinden ve otoriterce yükseltti: “Ulan Yiğit, nerdesin oğlum sabahtan beri? Başhekime daha çabuk ulaşıyorum ben, aklım almıyor. Randevu defterine bir bakar mısınız, öğleden sonra benim yapacağım bypass ameliyatında beni asiste eder misiniz efendim?” Odadan esprili bir ses yükseldi: “Aman hocam, estağfurullah, hemen geliyorum!” Aslan alaycı bir gülümsemeyle başını salladı: “Yürü len, ameliyathaneye!” Ece, Ankara’da yıllar boyunca biriktirdiği ama aslında çok da sahiplenmediği eşyalarını özenle toparladı. Çoğu, yalnız geçen nöbet gecelerinin, kitap sayfaları arasında eriyip giden yaz tatillerinin tanıklarıydı. Kırmızı Jeep Renegade’inin bagajına yüklerken, “Hayatımda ilk kez gerçekten bana ait bir yere gidiyorum,” diye geçirdi içinden. Direksiyonun başına geçtiğinde, içindeki yeni heyecan nabzını hızlandırmıştı. Eline yeniden neşter alacağı günleri sabırsızlıkla bekliyordu. İstanbul’a vardığında, akşam çoktan şehrin üzerine çökmüştü. Boğazın tuzlu kokusu ve uzaklardan gelen korna sesleri arasında, lüks sitenin güvenlik kapısından geçerek yeni dairesine ulaştı. Kapıyı açtığında, onu tam hayal ettiği gibi dekore edilmiş, sıcak ama sade bir ev karşıladı. Girişin sağında portmanto, ileride Amerikan mutfağın açıldığı geniş bir salon… Köşede büyük, gri tonlarında bir köşe koltuk, karşısında dev ekran televizyon, salondan ise kocaman teras balkona açılan cam kapılar. İçeride, karşılıklı iki oda ve aralarında misafir banyosu vardı. Odalardan biri Ece’nin çalışma odası olarak düşünülmüştü; diğer tarafta ise yatak odası… Geniş çift kişilik yatak, beyaz nevresimler, giyinme odasına açılan bir kapı, ebeveyn banyosu, yatağın karşısında büyük bir şifonyer ve makyaj aynası. Görevliler eşyalarını içeri taşırken Ece, yeni hayatının kokusunu içine çekti. “Burası artık benim sığınağım,” diye fısıldadı kendi kendine. ⸻ O sırada, hastanenin idari katından çıkıp kalp damar cerrahisi servisine doğru yürüyen, İnsan Kaynakları’ndan Aynur Hanım, elinde kalın bir dosyayla Aslan Karakaya’nın kapısını tıklattı. “Aslan hocam, sizin ekibe yeni bir asistan atandı. Dosyası burada, incelemek isterseniz. Bir, iki gün içinde başlar diye düşünüyorum.” Aslan teşekkür ederek dosyayı aldı. Açtığı ilk sayfada bir fotoğraf vardı; uzun, gür sarı saçlar… Mavi gözler, insanın ta içine bakan derin bir ifade… Belgelere kaydırdı bakışını: TUS skoru dudak uçuklatacak seviyedeydi, mezun olduğu okul Hacettepe, dönem birinciliği… Yurtdışı eğitim programları, ödüller, başarı belgeleri sayfa sayfa önüne serilmişti. Alaycı bir gülümseme yayıldı yüzüne. “Ooo… Ece Naz Hanım,” dedi, dosyayı kapatırken. “Bakalım elleriniz de bu kadar marifetli mi?” Masasının köşesine dosyayı bıraktı. İçten içe merak ediyordu — bu kadar parlak bir sicilin ardında nasıl bir insan vardı? Koridorlarda yankılanan bu diyalog, İstanbul’un en prestijli kalp cerrahisi merkezinin sabahının ritmini belirliyordu. Aslan’nın zihninde yeni asistanın silüeti silinmiş yerini ameliyat hırsı almıştı. Kolilerle boğuşan Ece, nihayet son kutuyu da açıp boşaltınca derin bir nefes aldı. Ev artık tamamen ona aitti; kitapları raflara dizilmiş, bilgisayarı ve yazıcısı çalışma masasında yerini almıştı. Giyinme odasındaki kıyafetler askılara asılmış, makyaj malzemeleri düzenli bir şekilde şifonyerin üzerine yerleştirilmişti. Küçük bir spor çanta hazırladı: hastane için aldığı yeni, bembeyaz spor ayakkabılar, ütülü scrubs takımı, birkaç bakım eşyası, tableti, kalemleri… Ve en önemlisi, babasının tıp fakültesini kazandığı gün ona hediye ettiği pembe stetoskop. Onu çantanın en üstüne yerleştirirken parmaklarıyla yumuşak lastiğini okşadı; bu stetoskop onun için bir eşya değil, bir hatıraydı, bir yemin gibiydi. Kırmızı Jeep’ine binip motoru çalıştırdığında, İstanbul’un kalabalık caddeleri onu kucakladı. Yol boyunca hem heyecan hem de hafif bir gerginlik eşlik etti kalp atışlarına. “Burası başka bir dünya,” diye düşündü. “Ve ben artık içindeyim.” Hastaneye vardığında önce İnsan Kaynakları’na uğradı. İşe başlama işlemleri kısa sürdü; ardından görevli bir hemşire onu asistan odasına kadar götürdü. Dolabı gösterildiğinde metal kapının üzerine adının yazıldığını görmek, Ece’nin içinde tatlı bir sahiplenme duygusu uyandırdı. Ekip o sırada vizitteydi. Ece sessizce çantasını açıp eşyalarını yerleştirdi, scrubslarını giydi, saçlarını muntazam bir topuz yaptı. Pembe stetoskopu boynuna astığında, sanki bütün o yılların emeği omuzlarına gururla oturdu. Sonra, odanın bir köşesinde durup derin bir nefes aldı ve beklemeye başladı… İçeride, hastanenin kalbinin attığı sesleri dinlerken, çok geçmeden o kapının açılacağını ve yeni hayatının ilk adımını atacağını biliyordu. Koridorun ucundan ağır adımların sesi gelmeye başladı. Önce birkaç asistan belirdi, ardından beyaz önlüğünün içinde uzun boylu, karizmatik bir adam… Doç. Dr. Aslan Karakaya. Vizit sonrası odasına dönüyordu; yanında Yiğit, elinde hasta dosyalarıyla bir şeyler anlatıyordu. Kapı aralandığında Ece ayağa kalktı. Pembe stetoskopu boynunda, mavi gözleri hafif tedirgin ama dimdik bakıyordu. O an, Aslan’ın dikkatini çeken ilk şey gözleriydi—fotoğrafta gördüğünden çok daha canlı, çok daha derin bakıyordu. Yiğit’in sesi bölüştü anı: “Hocam, bu arada yeni asistanınız gelmiş.” Aslan adımlarını yavaşlattı, bakışlarını Ece’den ayırmadan içeri girdi. Aralarındaki mesafeyi kapatana kadar tek kelime etmedi. Ece’nin boynundaki pembe stetoskopa kısa bir bakış attı, ardından mavi gözlerini onun mavi gözlerine kilitledi. “Ece Naz Tireli, değil mi?” dedi, sesi tok ve buyurgandı. Ece hafifçe başını salladı. “Evet hocam. Bugün başladım.” Aslan, ince bir gülümsemeyle dosyasını masasına bıraktı. “CV’nizi okudum. Etkileyici… Ama burada, kâğıt üzerindeki başarılar değil, masada ne yaptığınız konuşulur.” Ece, bu sözlere karşı içine doğan hafif bir meydan okuma hissini sakladı. “Anladım hocam.” Aslan gözlerini ondan ayırmadan, sanki ne kadar duruşunu koruyabileceğini ölçer gibi baktı. Ardından başını Yiğit’e çevirdi: “Yarın sabah mitral kapak replasmanı vakamız var. Hanımefendi de bizimle olacak. Bakalım elleri ne kadar marifetli.” Ece, bu cümlenin alaycılığını fark etti ama cevap vermedi. Sadece omuzlarını dikleştirdi ve gözlerini kaçırmadan “Hazırım,” dedi. Aslan, dudaklarının kenarında beliren belli belirsiz bir gülümsemeyle kapıdan çıktı. Odada geriye yalnızca Ece’nin hızlanmış kalp atışları kaldı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
548.8K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.1K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
36.9K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
88.6K
bc

HÜKÜM

read
230.9K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook