ÜÇ AY SONRA MİRZA: Baharın tatlı sıcağı yavaş yavaş konaklara dolmaya başlamıştı. Doğa yeniden doğmanın tatlı telaşı içindeydi. Biz de yaralarımızı sarmanın eski “biz” olmanın gayretindeydik. Gayret ediyorduk ama bıraktığımız noktaya geri dönmemiz zor oluyordu. Yeni doğan bir ceylan gibi önce dört ayağımızın üzerinde durmaya çalışıyor, bir iki adım atıp tökezliyorduk. Cenazede Fidan’ın son çığlıkları hepimizin yüreğinde dikenli telin insan etine sürtmesi gibi bir acı yaratmıştı. Fidan ‘gitme’ diye çırpındıkça, kalabalıktan kopan ağıtlar ve çığlıklar yükselerek göğe ulaşmıştı. Koskoca adam olan ben, Fırat’ı öldürmeyi defalarca aklıma koyduğum halde, Fidan kollarımda kardeşine koşmaya çalıştıkça, hem Fidan’ı belinden kavramış hem ağlamıştım. Sadece Fırat için duyduğum üzüntü değildi bu

