Odanın boğucu ve kasvetli havası, sızlayan yaramın acısı, sırılsıklam olmuş elbiselerimle birleşince, kendimi bir köşeye kıvrılıp uyumak isterken buldum. Günlerdir açtım, uykusuz ve yorgundum. Bu birkaç günde gördüklerim ve yaşadıklarım, içimde yıllardır biriken tüm güzel anıları, yaşama sevincimi alıp götürmüştü. Artık ben, insanlıktan çıkmıştım; ne ailem ne de Celal’in ailesi, bana ait olan hiçbir şey kalmamıştı. Hayata umutla bakan masum hayallerimin katiliydiler. Yerde, tahtadan bir sedir vardı; üstünde farelerin pislikleri doluydu. Eski, yırtık bir battaniye, elimi attığımda neredeyse yıllardır yıkanmamış gibi duruyordu. Kirden ve pislikten rengini kaybetmişti, asıl rengini seçemedim. Ama o kadar yıpranmış ve kırılmıştım ki, şu an uyumak için lazım olan en lüks şeyler gibi geldi bana

