Soğuk Duş

920 Words
Kahya bıçağı kor ateşe daldırdı, çıkan tıslama sesi içimi ürpertiyordu. Korkudan gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Her şeyin sadece bir tehdit olduğunu sanıyordum, fakat yanılmıştım. İki ızbandut gibi adam beni sıkıca kavradı, kaçacak hiçbir yerim yoktu. Çaresizce yalvarmaya başladım, “Lütfen yapmayın, yalvarıyorum.” Kimse sesimi duymuyordu. Çırpındıkça sanki bataklığa gömülüyordum, adamlar her çırpınışımda beni daha da sıkı tutuyorlardı. “Ben masumum, hiçbir suçum yok!” Kahya umursamazdı. Kızarmış bıçağın tenime değmesiyle acı dayanılmaz hale geldi, dişlerimi öyle bir sıktım ki bazıları kırıldı. Meral ve Şehriban Hanım, bıçağın tenime değdiğinde çıkan ses ve kokuya, sanki mangal partisi izliyormuş gibi salyalar akıta akıta bakıyorlardı. “Anne!” diye bağırdım. Yanılmıyordum, Şehriban Hanım ağzının kenarında biriken salyaları silerken, “Burası anne kucağı mı sandın? Abin oğlumu öldürdü,” dedi. Gözlerimden yaşlar sel gibi akıyordu. “Ben ne yaptım? Masum olduğumu bilmiyor musun?” diye sordum. “Sen Aşillerin kızısın ve tüm Aşiller düşmanımız,” dedi Şehriban Hanım. “Ben Aşil olsaydım, beni böyle hayvan gibi satarlar mıydı?” Meral araya girerek, “Hepiniz hayvansınız. Bir hayvanın başka bir hayvanı satması anormal değil,” dedi. İnsanların bu kadar kin ve nefret dolu olması beni dehşete düşürdü. “Ben de sizin gibi bir insanım. Benim de bir canım var,” dediğimde Şehriban Hanım alaycı bir şekilde, “Kahya, şu insanımsı canı odasına götür ve yıkamayı unutma,” dedi. Ben merhamete geldiklerini sanmıştım; içim bir nebze de olsa rahatlamıştı. Ancak gerçek sonradan anlaşılacaktı. Kahya beni odama götürürken nereye gideceğimi merak ettim ve uzun zamandır ilk kez yıkanabileceğimi düşündüm. Güzel bir duş alıp üzerimdeki kiri atabileceğimi ummuştum. Ama ya içimdeki kir? Ya kirlenen ruhum? Onu nasıl temizleyebilirdim… Büyük demir kapının önünde Kahya, “Dur, az geriye çekil,” dedi. Her dediğini harfiyen yapıyordum; sanki uslu bir çocuk olsam canımı yakmazlardı. Kapı ağır ağır açılırken menteşelerin pastan çıkardığı ses kulaklarımı tırmaladı. Burnumdan ve ağzımdan giren koku soluk boruma doldu. Çürümüş etin ve nemin kokusu ciğerlerimi yakıyordu. Midem daha fazla dayanamadı ve kustum. Zaten midem boş olduğu için sadece sarı bir su çıktı. Kahya’nın soğuk sesi kulaklarımda çınladı: “Gir içeri!” Sesi bir emir mi yoksa tehdit mi, anlayamadım. Korku dolu gözlerle yüzüne baktım. “Buraya mı?” dedim. “Evet, buraya,” diye yanıtladı sinirlenerek. “Ama oda demişti Şehriban Hanım,” diye yalvaran bir ses tonuyla karşılık verdim. Kahya, bıyıklarının altından gülmeye başladı. “Sen ne saf birisin,” dedi. Direnmek istedim, ama gücüm yoktu. Beni tuttuğu gibi içeriye fırlattı. Kahya’nın sesi sertti, karşı çıkılamazdı: “Soyun,” dedi. Sağ kolumu acıyla tutarak olup bitenleri anlamaya çalışıyordum. Bu kadarı fazlaydı. Gözlerimi kapattım, içimden “Lütfen bir rüya olsun, açıldığında son bulsun,” diye geçirdim. Gözlerimi açtığımda Kahya, elinde bir hortum tutuyordu. “Soyunsana kadın,” diye tekrarladı. “Hayır,” dedim, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak, güçlü görünmek istiyordum. “Sen bilirsin,” dedi ve hortumu üzerime doğrulttu. Buz gibi su tenime değdiğinde irkildim, tıpkı ruhtan yoksun bir varlık gibi etrafımda dolaşarak kuru bir yer bırakmayıncaya kadar beni yıkadı. O an Şehriban Hanım’ın “İyice yıkayın,” demesinin ne anlama geldiğini anladım. Bu sadece bir temizlik değildi; bedenimi değil ruhumu yıkayıp kirletmek istiyorlardı. Hem fiziksel hem de ruhsal bir işkenceydi bu. Kahya, işini bitirdiğinde bana alaycı bir bakış attı: “Kuru üstün var mı?” Sırılsıklam olmuştum, su damlaları saçlarımdan yüzüme iniyor, her biri içimdeki umutları yavaşça silip götürüyordu. Saçlarım yüzümü kapatırken, hayal kırıklığına uğramış, aşağılanmış ve kirlenmiş bir haldeydim. Ve o an, içimde hiçbir umut parıltısı kalmadığını fark ettim. Dökülen her bir damla su, içimde kalan son umudu da yıkayıp götürmüştü. Teslim olacaktım, bir insan olduğumu unutacaktım. Başarmışlardı; ailem ve Celal’in ailesi el birliğiyle beni ben yapan, beni insan yapan ne varsa yakıp yıkmışlardı. İtaatkâr bir şekilde, “Hayır, bunlar dışında bir üstüm yok,” dedim. Kahya, dudaklarının kenarındaki bıyıklarını kıpırdatarak beni süzdü. Sonra, suçlu benmişim gibi bir edayla, “Sana soyun dedim. Bak, kuru üstün yok. Ne olacak şimdi?” dedi. Başım önüme düştü, gözlerim karanlığa sabitlenmişti, kilitlenmiş gibi. Ben cevap veremeyince, Kahya bir iç çekip, “Neyse, gel peşimden,” dedi. Şehriban Hanım’ın oda dediği yerden, konağın mezbahanesinden dışarı çıktığımızda Meral karşıma çıktı. “Nasıl, beğendin mi banyonu, Asya Hanım?” diye alaycı bir kahkaha attı, sesindeki alay boğazını yırtar gibiydi. Onun yüzüne bakıp tüm kinimi, öfkemi belli etmek istedim ama başaramadım. Şehriban Hanım da Meral’a takılarak, “Ay, çok güzel oldu, bak kokusu da değişti, değil mi?” dedi, alayını sürdürüyor gibiydi. Meral, annesine onay vererek, “Tabii ana, en azından eski kokusu yok. Hayvan gibi kokmak, Aşil gibi kokmaktan daha iyi,” diye ekledi. Gözlerim karanlığa kilitlenmişti hâlâ, içimdeki acı yavaş yavaş kalbimi örüyordu. İnsanlık, onur, umut… Hepsi benden çalınmıştı. Şehriban Hanım keyifli görünüyordu, istediğini elde etmiş gibi yanıma geldi. Çenesini yukarı kaldırarak, sanki çenesindeki dövmesini göstermek istercesine bir tavır sergiledi. “Sen hiçbir zaman insan gibi muamele görmeyeceksin,” dedi. Artık dedikleri hiç umurumda değildi; böyle yapınca canım daha az yanıyordu. Kahya’ya otoriter bir şekilde, “Kuru üst yok buna, zemindeki odaya götür.” Kahya, başını kibarca eğdi, bana dönerek, “Takip et beni.” Peşine takıldım; gittiğim odayı artık merak etmiyordum. Hiçbir beklentim yoktu, neyse o olacaktı, her şeyi olduğu gibi kabul edecektim. Zemin kattaki oda, yere yapışıktı; bir yarısı yerin altındaydı, diğer yarısı yerin üstünde. Çok cılız bir ışık, içeri girer, odayı aydınlatmaya ve ısıtmaya yetmezdi. Odanın havası boğucu, karanlık ve soğuktu. İçimden bir ses, burada beni bekleyen şeylerin daha da kötü olabileceğini fısıldıyordu ama korku ve çaresizlik, bu sesin üzerini örtmüştü. Gözlerimi yummak istedim, belki rüya gibi bir hayatın içinde kaybolabilirdim. Ancak kaybolmak bile artık hayal gibiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD