Yiğiter Konağı’nda sabah olmuştu. Fakat bu sabah, diğer sabahlardan çok farklıydı. Konakta bir gerginlik hâkimdi. Büyük sofrada her zamanki gibi çeşit çeşit kahvaltılık vardı; sıcak tandır ekmeği, taze peynir, bal, kaymak… Ama kimse elini uzatmıyordu. Gümüş işlemeli bakır çaydanlıktan fincanlara doldurulan çaylar soğumuş, tabaklarda yemekler dokunulmadan duruyordu. Mert, sofranın ucunda oturuyordu. Bu defa bu konağın bu ailenin bir parçası gibi hissetmesi gerekiyordu belki ama odadaki sessizlik ona yalnızca bir yabancı olduğunu hatırlatıyordu. Gözleri, tam karşısında oturan adar'a kaydı. Adar, bakışlarını tabağındaki zeytine sabitlemiş, tek kelime etmeden çayını karıştırıyordu. Gümüş kaşığın fincanın kenarına çarpan sesi odadaki tek sesti. Adar boğazını temizledi. Yüzü, her zamanki gibi

