Sadece güneş değil, öfke de dağların arkasından doğuyordu. Bir fısıltı, bir bağırışa dönüştü… Bir adım, bir yürüyüşe… Ve sonunda, bütün Hakkâri aynı isme kilitlendi: Ezdînşêr ve Serhat. Köy meydanlarında konuşuluyordu: “Kimmiş saldıran?” “Ezdînşêr… Kılıçhan’ın düşmanı.” “Serhat... kanı idâl’in dayısından ama yüzü başka yeminlere dönmüş.” Kılıçhan Konağı’na haber uçtu. Ezman Ağa, kuşluk vakti haberi aldı. Atının terkisinden inmeden önce bile, gözlerinde kıvılcımlar vardı. “Serhat…” dedi dişlerinin arasından. “O çocuk zamanında İdâl’in gözlerine bakardı. Şimdi o gözleri kör etmek istemiş.” Yanındaki adama döndü: “Yeminimi tazele. O kurşun, bana sıkılmış sayılır.... _ _ _ _ _ _ _ __ _ _ _ Bervan, taş duvarlı eski konakta eline eski bir pusula almıştı sanki. Ama o gün yön d

