Hastanenin koridorları hâlâ sessizdi. Ameliyathane kapısının üstündeki kırmızı ışık yanıyor, zaman neredeyse donmuş gibi akıyordu. Ciwan, başını elleri arasına almış, dizlerinin üzerine çökmüş bekliyordu. Sırtı titriyor, içindeki dua kelimelere bile sığmıyordu. Tam o sırada, koridorun ucundan bir sedye daha hızla getirildi. Dijvar. Üzerindeki kan, hâlâ kurumamıştı. Oksijen maskesi takılıydı, gözleri kapalı ama alnındaki kırışıklık, içindeki savaşın hâlâ sürdüğünü gösteriyordu. Bir hemşire başıyla onay verdi: “Göğüs altı ve omuzdan yaralı. Nabız çok zayıf. Ama… yaşıyor.” Ciwan, sedyeye doğru sendeleyerek yaklaştı. Kalbi iki parçaya bölünmüş gibiydi. Bir parçası ameliyathanenin içinde, diğeri şimdi karşısında, gözleri kapalı yatan dostunun üzerinde. Başını eğdi, Dijvar’ın elin

