SUNA
Gözümü yavaş yavaş açtığımda ilk fark ettiğim kulağıma gelen bip sesinin çıktığı aletti. Nerede olduğumu anlamam uzun sürmedi. Duvara asılmış bugün üzerimde olan gelinlik olanların aklıma hücum etmesine sebep oldu. Doğrulmaya çalıştığım an boğazıma ve karnıma giren ağrıyla yüzümü buruşturdum. Demek ki ölmemiştim. Ölmeyi bile becerememiştim. Bu dünya da ona bile gücüm yetmemişti. Sonra aklıma o geldi. Adını anmanın bile içimi titremeye yettiği ‘o’ Seyithan. En son onunla konuşmuştum. Demek aileme Seyithan haber vermişti. Beni Seyithan kurtarmıştı.
Aklıma gelenle zorda olsa yutkundum. Acaba katil olmuş muydum? Artık bir suçlu muydum? Yoksa benim gibi zehirlediğim şerefsiz de kurtulmuş muydu?
Kapının çalmasıyla gözlerimi kapattım. Kalbim güm güm atarken kimin gelmiş olacağıyla ilgili kafamda binbir senaryo dönüyordu. Nefesimi düzenlemeye çalıştım.
Ayak sesleri bir süre sonra durunca gelen kişinin bana yaklaşmış olduğunu anladım. Bir anda beklemediğim bir şey oldu. Bir el yanağımı okşayınca kendimi tutamayıp gözlerimi açtım. Tam başımın üstünde içerisinde başta merhamet sonrasında yavaş yavaş sinir gördüğüm o kahverengi gözler sertçe bana bakıyordu.
“Seyithan.” Dememle Seyithan hemen elini yanağımdan çekti.
“Senin ne kadar yalancı olduğunu unutmuşum. Meğer her zamanki gibi numara yapıyormuşsun.” Bir kaç adım geriye gidip yüzüme bakmaya devam etti. “Yüzünde kirpik vardı.” Ne dedi o kirpik mi? Bu detayın üzerinde çok durmadım. Seyithan’ın elinin yüzümde olması ayak parmaklarımın tırnak uçlarına kadar titretmişti beni zira. Önceden yaşadıklarımız olmasa şu an bakışlarından gerçekten korkardım. Hele yüzüne hiç yakışmayan o sakalı iyice korkunç yapmıştı yüzünü. Sonra tekrar nerede olduğumu hatırladım.
“Bizimkiler nerede?”
“Yok sizinkiler. Sadece ben varım.”
“Yoldalar mı? Sen tabi ben bayılınca hemen getirdin onlar daha yetişemedi.” Seyithan ellerini cebine koyup saçmalamamı izlemeye devam etti. Heyecandan ne dediğimi bilmiyordum. Katil bile olmuş olabilirdim sonuçta. Neyse kendimi öldürmeyi becerememişsem bile tecavüzcümü öldürdüğüm için başarısız sayılmazdım heralde. Sonra aklıma başka bir şey geldi. Belki de şu an polisler kapıda beni bekliyorlardı. Önden Seyithan benimle konuşmaya gelmişti. Aklıma gelen fikirle kafamı salladım. Seyithan neden benimle konuşmaya gelsin ki. Tam gaz saçmalamaya devam ediyordum. Eğer yaşamaya devam edeceksem en azından hapisanede psikologla görüşmeye başlamam şarttı. Ha bir de psikiyatr. Sonuçta benim gibi birinin sorunları ilaçsız geçecek gibi görünmüyordu.
Neyse en azından sevmediğim adamla yan yana hapiste olacağıma. Gerçekten hapse girerdim daha iyiydi.
“Sana kötü haberlerim var.”
Kötü derken kime göre kötüydü acaba? “Ölmüş mü, ölmemiş mi?”
Seyithan sorumu duyunca kaşlarını çattı. “N-ne ölmesi kim?”
Konuşmayıp anlatacağı kötü haberi vermesini bekledim. Hiçbir şeyden haberi olmayabilirdi. Üzerindeki takım elbise ne çok yakışmıştı. Damat gibi giyinmiş gelmişti benim düğünüme. Çok yakışıklı çocuktu gerçekten. Kimbilir karısı ne şanslı olurdu. Gücü kuvveti de yerindeydi maaşallah. Karısını yatakta da mutlu ederdi bu. Bunları içimden söylüyordum de mi?
“Neden bu kadar güzel giyinip geldin düğünüme?”Demek o kadar umurunda değildim. Neden umurunda olacaktım ki? Çocuğa umut vermiş, sonra terk edip gitmiştim. Düğünüme de bakımsız gelecek değildi tabi. Yoksa… “Kendine kız bulmaya mı geldin yoksa. Sen de hiç utanmada mı yok? Eski sevgilinin düğününde kendine birini bulmaya mı geldin? Buldun mu peki?” Kelimelerim biraz kaymıştı.
“La havle.” Seyithan parmaklarıyla kaşlarının arasındaki burun kemiğini sıkıp derin derin nefes aldı.“Sanırım anestezinin etkisiyle kafan biraz bulanık. Ben yine de basit şekilde anlatacağım tabi anlayabilirsen. Zehirlenmişsin, doktor mideni yıkadıklarını söyledi. Kolundaki serumlar kendine daha çabuk gelmeni sağlayacakmış.”
“Anladım.” Kafamı salladım. Seyithan az önceki yerinden ayrılıp tekrar bana doğru ilerledi. Tam baş ucuma geldiğinde hafifçe gülümsediğini gördüm. Anestezi demişti heralde ondan yanlış şeyler görüyordum. “Anladın mı gerçekten?”
“Salak mıyım ben anladım tabi.” Kafasını yana çevirip tekrar gülümsedi. Şu an benimle eğleniyordu heralde bu adam. Ben hayatın sillesini yemişim şu herifin yaptığına bak.
“Diğer kötü haber.” Bu sefer daha belirgin güldü. “Seni düğünden kaçırdım. Bir kaç saate Mardin’e gidip sonrasında nikah kıyacağız.”
“Hahh.” Güldüm. Gülünce boğazım tekrar yandı.
“Şakacı çocuk seni.” Kendimde olmadan işaret parmağımı salladım. Bedenim tam olarak benimle aynı anda hareket etmiyordu.
Seyithan durup dururken bana şakalar yapıyordu. Polisler birazdan gelirdi heralde. Ya da bakarsın yaşıyor olurdu.
“Of yine uğraşıp duramam valla. En iyisi silah bence. Ohhh temiz iş.”
“Ne ne silahı Suna?”
“Vallahi bak en iyisi silah. Sen kesin adam vurmuşsundur. Kolay değil mi? Çek tetiği bam bam.” Tek gözümü kapatıp taklit etmiştim.
Seyithan gülünce kafasını arkaya attı. “Vurdum ama çok kolay sayılmaz.” Kafasını çevirip duvardaki gelinliğe bakınca tekrar suratı asıldı.
“Ben şimdi çıkıyorum. Serum bitince gelip seni götüreceğim. Her yerde adamlarım var sakın kaçmaya kalkma.”
“Sana mı dedi polisler. Biz gelene kadar kaçmasın mı dediler? Yok ben kaçmam. Çok hızlı koşamam zaten hemen yakalanırım. Girer hapisime paşa paşa yatarım valla sen onlara öyle de tamam mı?”
Seyithan yine ne dediğime anlam veremeyip gözlerini küçültüp yüzüme baktı. Sonrasında tek kelime etmeyip odadan çıktı.
Hapishanede beni ziyarete kim gelirdi acaba? Babam asla gelmezdi. Annem belki, ağabeylerim kesin gelirdi. Belki namusumu kendi kendime temizlediğimi öğrenirlerse annemle babam da gelirdi. Gerçi babam bize söyleseydin diye kızabilirdi. Bu düşüncelerle tekrar uykuya daldım.
Gözlerimi tekrar açtığımda bu sefer odada önlüklü bir adam sanırım doktor Seyithanla bir şeyler konuşuyordu. Dayanamayıp gözlerimi tekrar kapattım.
“Uyandınız mı?” Bu sefer başucumda güzel bir kız vardı.
“Uyandım.” Kafam yerine gelmeye başlayınca aklıma Seyithan geldi. Hatırladıklarımla yüzümü buruşturdum. Bir şeyler saçmalamıştım. Neyi ne kadar hatırladığımı bile bilmiyordum.
“Eşimiz kapıda bekliyor. Birazdan yolculuğa çıkacakmışsınız. Verdiğimiz reçeteye bir kaç gün dikkat ederseniz daha çabuk toparlarsınız.”
Kız; ‘eşiniz kapıda bekliyor’ deyince benim için dünya yine dönmeyi bırakmıştı. Demek ölmemişti…
Kız eşiniz demişti ama nikah kıyılmamıştı ki, henüz eşim sayılmazdı. Yoksa hatırlamıyor muydum? Böyle şok durumlarında insanların bir şey hatırlamamasının normal olduğunu biliyordum fakat umarım beynim doğru hatırlıyordur.
Kapı çalınıp tekrar açılınca içeri Seyithan girdi. Elindeki poşetleri sandalyeye koydu.
“Birazdan giyinmene yardım edecekler. Daha sonra da yola çıkacağız.”
Seyithan demek gerçekti.
“Ne yolu Seyit delirdin mi sen?” Yavaşça yanıma doğru ilerledi.
“Seyit değil, Seyithan. Diğerine gelecek olursak delirmedim, seni kaçırdım. Birazdan kıyafetlerini giyeceksin yola çıkacağız.”
“Hayır yok yol falan. Bağırır herkesi başımıza toplarım. Ben seninle kaçmadım.” Yatağı yan taraftan dikleştirip daha kolay doğruldum. Bu saçmalığa bir son vermem gerekiyordu.
Seyithan kollarını birbirine bağlayıp dikkatle beni izlemeye başladı.
“Bağır, kim gelip kurtaracakmış seni?”
“Vardır yardım edecek biri elbet.” Salak mıydı neydi bu çocuk? Düğünden kız kaçırmıştı. Kaçırdığı kız bakire bile değildi. Yani çarşaf isterlerse ne bok yiyecektik ki kesin isterlerdi. Bir de katilsem ayıkla pirincin taşını. Rezili rüsva olurlardı tüm Mardin’e.
“Vardır vardır da senin anlamadığın da bir şey var.” Seyithan sandalye çekip oturdu. Açmış olduğu bacaklarına bileklerini dirseklerini koyup bana doğru eğildi. “Yukarıda Sude Yengen doğum yapıyor. Ağabeyin burada anlayacağın. Sizden bir kaç kişi daha varmış. Rıfat amcanda buradaymış Nazmiye yengen de hamileymiş yeni öğrenmişler. O yüzden birazdan burası daha da kalabalık olur.”
“Neymiş?” Kırk beşinde Nazmiye yengem mi hamileymiş?
Parmağını kaldırıp sözümü kesti.
“Şşş. Bak güzelim. Bu kapıdan çıkar gidersin, ben de peşinden gelirim. Sonra ya Alacadağ’ların erkekleri beni indirir ya ben onları. Ki ölmeden indiririm bir kaçını diye düşünüyorum. Bu durumda ne olur? Yetim çocuklar kalır geride. Yapmam sanıyorsan yanılıyorsun. Yaparım.”
Yapar mıydı? Hayır benim tanıdığım Seyithan bunu yapmazdı. “Sen böyle bir adam değilsin Seyithan. Hem sevgi dediğin şey böyle bir şey değil.”
“Ben tam da böyle biriyim. Sevgi derken ne sevgisi? Sevgi yüzünden mi seni kaçırdığımı sanıyorsun? Hayır bir gram sevgim kalmadı sana karşı içimde. Sen beni ele güne rezil edip herkesin diline düşürdün. Şimdi bana bunu yapmaya cüret eden o kızı alıp önce adımı temize çıkaracağım sonra da hepsinin hesabını tek tek sana soracağım.” Yumruk yaptığı ellerinden atan damarları belli oluyordu. Gözümde ki yaşlar çoktan yanaklarıma doğru yol almıştı bile. Haklıydı sonuna kadar haklıydı Seyithan ama benim de başka çıkar yolum kalmamıştı.
Seyithan yürüyüp kapıya doğru gitti. Odadan çıkmadan önce arkasını döndü. “Birazdan gelecek olan hemşirelerin yardımıyla getirdiğim kıyafetleri giy. Dışarıda seni bekliyorum.” Sonra kapıyı çarpıp çıktı.