Hatice önce patatesleri doğradı, ardından soğanları. Aklındaki belliydi: önce kavuracak, sonra sucukları ekleyip mis gibi bir yemek çıkaracaktı ortaya. Tezgâhın başında bir an durup etrafa göz gezdirdi. Ocağı gördü, düğmesini çevirdi. Gaz gelmiyordu, bir daha çevirdi ama nafile. Gaz gerçekten yoktu. Eğilip tezgahın altında ki büyük tüpü kontrol etti; düğme açıktı. Yine de ocak çalışmıyordu. Homurdanarak doğruldu ve Tahir’e döndü. Tahir ise tezgâha dayanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş hâlde onu izliyordu. Bakışları öyle saklanır cinsten değildi; açık açık, keyifle gözlerini dikmiş onu izliyordu. “Ocak çalışmıyor,” dedi Hatice. “Burada yemek falan yiyebileceğimiz yok. Boşa çaba harcatıyorsun bana, kalk kasaba da ye yemeğini?” Tahir kaşlarını çattı. “Nasıl olmaz? Gaz vardır ya,” ded

