Belki sevdalandım!;

1694 Words
Tahir o gün tarladan uzaklaşmıştı ama vazgeçmemişti. Akşam konağına döndüğünde planlar kurmaya başlamıştı bile. Kasabanın en büyük topraklarına sahipti. Ayrıca ziraat okumuş, modern tarım yöntemlerini öğrenmişti. Kasabanın diğer yarısına su gelsin diye yıllarca uğraşmış, Ankara'ya gidip gelmiş, bakanlıklara dilekçeler vermiş, projeler hazırlamıştı. Sonunda onay çıkmıştı. Bu yaz su hattı döşenecekti. Resmen hayaliydi bu toprakları çoraklıktan çıkarmak... Ama Hatice'nin toprakları tam bu iki arazinin birleşiminde yer alıyordu. Hasat makinalarının girişi rahat olması ve su hattını tek seferde tüm araziye döşemek için Hatice'nin o altı dönüm tarlasına ihtiyacı vardı. Ayrıca Hatice'nin öyle kestirip atması gururuna yedirememiş, işi iyice inada bindirmişti. "O toprakları alacağım," diye mırıldandı kendi kendine. "Nasıl olursa olsun." Ertesi gün sabah, Hatice hazırlanıyordu. Çizmeleri, beyaz gömleği, yeleği ile bugün yazmasını örtmedi. Çünkü onun için bugün köyün dul haticesi değil, emir vereceği ağalık yapacağı gündü. Kasaba hali'ne meyve hasılatını kabul ettirmesi gerekiyordu. Olabildiğince güçlü, hatta erkek gibi gözükmeye çabalıyordu. Saçlarını uzun bir tek örgü ördü. Simsiyah kaşları, küçük pembe dudakları, küçücük yüzü, bembeyaz teni yine de güzelliğini belli ediyordu ama en azından ciddi görünüyordu. Traktöre atladı. Hemen arkasından Hasan ve Kahya emmi de birer traktör alarak, Üç römork mahsülle yola çıktılar. Çeşit çeşit elmalar, erikler, armutlar... Eşkıya ve adamları ise kalan hasılatın toplanmasında sorun çıkmaması için meyve bahçelerinde, işçilerin başında kalmıştı. Kasabaya ulaştıklarında, traktörlerin arka römorklerini çıkarıp sıraya girdiler. Meyveler önce kantara girecek, sonra teftiş edilecekti. Hatice başını dik tutuyordu, ellerini arkasında birleştirmişti. Yüzü sertti, kaşları çatıktı. Güçlü durması gerektiğinin farkındaydı. Çünkü kantar sırası bekleyen tüm ağalar gözünü dikmiş önce ona, sonra hasılatının çokluğuna ve iri iri meyvelerin kalitesine göz büyütüyordu. Bir sorun çıkacağını anlamıştı Hatice ama sabırla bekledi. Kantar sırası ona geldiğinde, ağalardan biri gitti ve kantar memurunun cebine biraz para sıkıştırarak birşeyler homurdandı. Hatice kaşlarını iyice kıstı. "Bir şey dönüyor," dedi yanındaki Hasan'a. "Gidip sorayım mı hanım ağam?" diye sordu delikanlı. Hatice, Hasan'ın kıpırdandığını gördüğü anda elini kaldırdı, dur dercesine işaret etti. "Bırak, ilk darbe onlardan gelsin. Biz sorun çıkaran olmayalım." dedi. Sonra memur Hatice'ye işaret etti. "Gel!" diye. Hatice yaklaştı. Tok bir sesle konuştu, "Yirmi ton meyvemiz var, tartıldı." dedi. Memur, Hatice'nin güzelliğine pis bakışlarla bakıyordu. Sonra alaycı bir sesle, "Senin ürünlere yer kalmadı hanım. Kotası doldu bu ayın," dedi. Hatice sakin kalmak için derin bir nefes aldı. "Ağa, ben dalından inmiş bu hasılatı nasıl bir ay daha bekleteyim? Üstelik daha bu sabah alım kotası yüz yirmi ton yazılmış! Bana nasıl yer kalmaz?" dedi. Ve hemen duvardaki bildiri raporunu işaret ederek konuşmaya başladı. Baştan itibaren tek tek saydı. "Bir, iki, üç, şurada da dört römork var. Hepsini toplasan seksen ton etmez. Benim malıma nasıl yer kalmaz?" diye sordu. Memur, şaşırmıştı. Bu kadından böyle bir hamle beklemiyordu. "Sen okuma yazma biliyor musun ki hanım?" dedi alay eder gibi. Hatice gururla başını kaldırdı. "Bilirim ağa! Ben iş de bilirim, usul de!" dedi. Diğer ağaların gözleri iyice kararmıştı. Kötü bakışlarla kendi aralarında homurdanıyorlardı. Memur bu kadının onu müdüre şikayet edeceği korkusundaydı ama yine de bir çıkış yolu aradı. "Tamam, yarın gel o zaman. Bugün yetişmez." diye geveledi. Hatice göğsünü iyice kabarttı. Sesini kalınlaştırdı, "Ağa, köyden kasabaya kadar bir saat römork üstünde geldi bu nimet! Bu sıcağın altında geri mi dönecek!" diye bağırdı. Memur bağırılmayı gururuna yediremedi, iyice kaşlarını çattı. Tam sesini yükselteceği anda bir ses duyuldu. "Hanım haklı memur. Eğer almayacaksan ziraat odasına gitsin, şikayet etsin." Herkes şaşkınlıkla sesin geldiği yöne başını çevirmişti. Hatice kafasını çevirdiğinde köşedeki lüks otomobiline dayanmış bir halde Tahir'i gördü. Birkaç saniye baktı. İlk bakışta onu tanımıştı ama gözlerini hemen onun üzerinden çekti. Köy yerinde laf, söz olacağını biliyordu. Memur iyice köşeye sıkışmıştı. "Tahir ağam, ne gerek var ziraat odasına. Ben bugüne sıkıştırayım." dedi. Dişlerinin arasından, "Gel hanım," diyerek masayı işaret etti. Hatice başı dik bir halde yaklaştı ve avlunun ortasındaki büyük masaya, memurun karşısına oturdu. İmzasını attı, teslim tutanaklarını aldı. "Paran bu bankaya yatacak," dedi memur. "Biliyor musun banka hesabı ne?" Hatice alaycı bir bakışla gözlerini kaldırdı. Ebru öğretmenle çoktan bunları öğrenmişti. "Bilirim ağa! Bankayı da bilirim, para transferini de!" Ağalar ilk kez böyle alengirli kelimeler duymuştu. İyice homurtu başladı. ''Bu kadın ne böyle'' diye fısıldaşıyorlardı. Hatice ise bu durumdan ayrı bir zevk almıştı. Sonunda ayağa kalktı, malını teslim etmiş bir halde mutlu ve gururlu bir ifadeyle Hasan'ın omzuna vurdu. "Römorkları traktörlere takın. Mal indirilince toparlanıp gidelim." diyerek çıkışa yöneldi. "Siz nereye hanım ağam?" diye sordu Hasan. "Kaymakam Bey'i göreceğim. İşiniz bitene kadar gelirim," dedi ve hükümet binasına doğru yürüdü. Ama Tahir sinsi bir yılan gibi çoktan avının peşine düşmüştü. Arabasını kilitledi, o da Hatice'nin peşinden yürümeye başladı. Hatice'nin birkaç adım gerisindeydi. Hatice hükümet binasının merdivenlerini çıkarken, arkasından gelen ayak seslerini duydu. Döndü baktı. Tahir yaklaşıyordu. "Hanımefendi!" diye seslendi. "Bir dakika!" Hatice durdu. Dönmedi ama bekledi. ''Dün, sen git ağan gelsin diyordun. Bugün hanımefendi mi olduk ağa!'' dedi sitemle. Tahir yanına geldi, hızla önünden dolaşıp karşısına geçti. "İzin ver kendimi tanıtayım. Ben Tahir Arslanbey. Kasabanın..." "Biliyorum," dedi Hatice soğuk bir sesle. "Dün tarlada duydum dediklerini, kulaklarım işitiyor. Ama seninkiler işitmiyor belli ki, Ne istiyorsun Ağa?" Tahir gülümsedi. "Sen çok aceleci bir kadınsın. Ne bu hiddet! Belki bir çay içeriz, iş konuşuruz." dedi. "Konuşacak bir şey yok," dedi Hatice. "Siz toprak istiyordunuz, ben satmam dedim. Bitti." "Bitmedi," dedi Tahir. Sesi ciddileşmişti. "O topraklar benim projeme lazım. Sulama sistemi oradan geçecek. Senin de diğer yakada kalan toprağına fayda sağlar. Kapına kadar su getirmiş olurum. Sadece o altı dönümü istiyorum, Neden bu kadar inatçısın?" "Ben inatçı değilim," dedi Hatice. Gözlerini dikti Tahir'in gözlerine. "Ben sadece babamdan kalan toprağı satmam. Anladınız mı? Satmam!" Tahir'in gülümsemesi kayboldu. "Peki, o zaman sen de benden bir şey bekleme. Su hattı gelmeyecek senin tarafa. Makine girmeyecek. Senin toprağın kurak kalacak." "Kalır," dedi Hatice. "Bana ne? Ben şimdiye kadar da idare ettim, bundan sonra da ederim. Onca işçi çalıştırdım, emeği var herkesin o tarlada." Tahir sinirlenmeye başlamıştı. "Sen çok gururlusun. Bu gurur seni bitirir, haberin olsun!." "Bitmem," dedi Hatice. Dişlerinin arasından homurdandı. ''Beni neler bitiremedi, ben bitmem'' Ve döndü, merdivenleri çıkmaya başladı. Tahir arkasından baktı. İçinden küfürler savuruyordu. Bu kadın kim oluyordu ki ona böyle davranıyordu? Hiç kimse Tahir Arslanbey'e hayır demezdi bu kasabada. Ama bu kadın demişti. Ve bunu yaparken hiç çekinmemişti. Neden korkmuyordu ki? Tahir döndü, arabasına yürüdü. Ama içinde bir his vardı. Öfke miydi, hayranlık mı? Kendisi bile bilmiyordu. Biraz sonra Tahir'den uzaklaşan Hatice kaymakamın odasına girdiğinde, Kaymakam bey, masasında oturuyordu. "Hoş geldin Hatice Hanım," dedi kaymakam. Sonra Hatice'yi baştan aşağı bir süzdü. Tıpkı öğüt verdiği gibi dim dik, güçlü duruyordu. Gururla "Nasılsın?" diye sordu. "İyiyim kaymakam bey," dedi Hatice. ''Hale meyve getirdim, meyve depoya inene kadar bende size bir hal hatır sormak istedim" "Çok iyi ettin, otur.'' diyerek işaret etti. Hatice oturdu, kaymakam ise hemen iki sade türk kahvesi söylemişti. Sonra gülen gözlerle sordu, ''Anlat bakalım, nasıl geçti ilk hasılatın.'' Hatice anlattı. Kantar memurunun nasıl zorla yer yok dediğini, ağaların nasıl anlaştığını, Tahir Arslanbey'in nasıl müdahale ettiğini... Her şeyi anlattı. Kaymakam dinlerken kaşları çatılmıştı. "Anladım. Bu adamlar seni yıldırmaya çalışıyor kızım. Ama gerekeni yapmışsın helal olsun. Bir daha birşey olursa bana gelmekten çekinme. Yanlız değilsin, bunu bil. Bir sıkıntı olursa hemen gel. Tamam mı?" dedi. "Tamam kaymakam bey." diyerek gülümsedi Hatice. "Bir de," dedi kaymakam, "Tahir Arslanbey'den uzak dur. O adam zeki ama sinsidir. Onda ki hırs kimsede yok. Tee 15 yıl önce, ben yeni atandığımda buraya. O adam daha 20 yaşında musallat olmuştu, kasabanın bu yakasındaki topraklara. Satın ala ala, koca kasabaya ağa oldu. Seni kandırmaya çalışır." dedi. "Merak etmeyin," dedi Hatice. "Onun sözü kulağıma bile girmez kaymakamım. Ben kendi rızkımı kovalarım.." Kaymakam gülümsedi. "Biliyorum. Sen akıllı bir kadınsın. Kendi işine bak, ama dikkatli ol. Yinede bir kulağın o adamda olsun. Ne derse onu yapar o adam!" dedi. Hatice tamam dercesine başını salladı. Kahveler içildi, hoş sohbet edildi. Sonra hükümet binasından çıkmıştı Hatice. Ama kapıya çıktığı anda arabasıyla bekleyen Tahir'i gördü. ''Ya sabır'' dercesine başını salladı. Hemen kaldırımdan yürümeye başladı. Ama Tahir yine peşine takılmıştı. ''Şişt hanım ağa! Herkese böyle çatık kaşlıysan bu yaşında evde kalman normal'' dedi alaycı bir sesle Tahir. Hatice başını bile çevirmedi, Tahir onu konuşturmaya niyetliydi. ''Belki seni ben alırım.'' dedi. Hatice keskin bir sesle, ''Benle ne işin olur senin ağa!'' dedi. Tahir hemen bir iki adım arkasından geliyordu, Gülerek cevapladı. ''Ne işim olsun, Belki sevdalandım sana!'' dedi. Hatice bir anda arkasını döndü, kara zeytin gözlerini adama dikti. ''Ben dulum ağa! Benle sevdalık edemezsin.'' dedi. Tahir'in yüzü düşmüştü. Haklıydı.. Dul kadın yaşı kaç olursa olsun, ölümü beklesin denilirdi. Hele ki bir ağa'nın dul kadın aldığı görülmüş şey değildi. Tahir öylece kala kaldı. Hatice uzaklaşırken arkasından bakıyordu. Daha gencecik körpe bir kız gibi duran, 20li yaşlarda olan bu kadın nasıl dul kalmıştı ki? Bunu düşünüyordu. Ama keyfi kaçtığı da bir gerçekti... Hatice halin önüne yaklaştığında adamlarını gördü. Hasan traktörü hazırlamıştı, bekliyordu. Hasan hemen yaklaştı, "Gidelim mi hanım ağam?" diye sordu. "Gidelim," dedi Hatice. Ama içinde huzursuz bir his vardı. Tahir'in bakışları aklından çıkmıyordu. O adamın gözlerinde bir şey vardı. Kararlılık mı, yoksa başka bir şey mi? Bilmiyordu. Anlam verememişti... Hatice'nin bildiği bir şey vardı: Bu adam vazgeçmeyecekti. Ama merak ettiği şey, Sebebiydi. Neden benim peşimde, diye düşündü... O akşam konağa döndüklerinde, Ebru öğretmen kapıda bekliyordu. "Nasıl geçti?" diye sordu heyecanla. "İyi geçti," dedi Hatice. "Malı verdim, parayı alacağım öğretmen hanım." "Aferin sana!" dedi Ebru. Hatice'ye sarıldı. "Seninle gurur duyuyorum. Maşallah güzelim sana!" Hatice gülümsedi. Ama yine de içindeki huzursuzluk geçmemişti. Akşam yemeğinde, kahya emmi konuştu. "Hatice kızım, bugün kasabada çok dikkat çektik. İnsanlar konuşacak. İşler bu kadına mı kalmış diyecekler." "Konuşsunlar," dedi Hatice. "Ben doğru olanı yaptım. Mal benim, hasılat benim. Millet laf edecek diye çürüteyim mi kahya emmi.." "Biliyorum," dedi kahya. "Ama dikkatli ol. Özellikle şu Tahir Arslanbey tehlikeli bir adam. Onun annesi.. " dedi ama sözünü devam ettiremedi. Hatice birşey sakladığını anlamıştı ama bunca zaman kahya emmisine güvenmişti. Susuyorsa vardır bir bildiği diye düşündü. "Dikkat ederim kahya emmi," dedi Hatice. "Ama benden boyun eğmemi bekleme. Ne Tahir Arslanbey'e, ne başkasına. Daha çocuk yaşımda boyun çok eğdim ben, bundan sonra alnım ak yaşayayım." Hasan lafa girdi. "Hanım ağam haklı. Biz de yanındayız evel allah. Kimse ona zarar veremez." Hatice Hasan'a baktı, gülümsedi. Bu genç delikanlı ona çok bağlıydı. Ve Hatice bunu biliyordu. Ama bilmediği şey şuydu: Tahir Arslanbey de ona bağlanmaya başlamıştı. Öfkeyle, hayranlıkla, merakla... Ne olduğunu kendisi bile bilmiyordu. Ama o kadını düşünmeden duramıyordu. Ve bu, her şeyin başlangıcıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD