-Gizem Taş-
Gökhan'ın evlilik teklifinden sonra, sahilde sürekli geldiğimiz yere geldik. Çok mutluyum. Sevdiğim adam yanımda ve bana evlilik teklifi yaptı. Ahh canım sevgilim, bu dominant görüntüsünün altında aşırı romantiklikte varmış, onuda anlamış olduk.
Sahile gelince arabadan inip, ön tarafa doğru geçip; denizi izlemeye başladık. Kafamı Gökhan'ın omzuna yasladım. Buraya her geldiğimizde hep bu şekilde denizi izlerim.
Gökhan'la burda bu şekilde olmak bana hep huzur veriyor.
Üç yıldır yoğun bir sevgi ve aşk görüyorum ben Gökhan'dan, bunu asla inkar edemem. Biraz sert mizacı var ama bana karşı hep, anlayışlı oldu. Çünkü küçüklükten beri yaşadığım travmatik durumun farkında. Hep bana karşı çok hassas oldu. Asla o konulardan bahsedip beni üzmedi. Asla bana lafını bile açmaz. Bazen laf arası ben birşey söyleyecek olsam; sözümü keser ve konuyu kapattırır. Ben incinmiyeyim diye hep elinden geleni yaptı. O yüzden ben bu adamı çok başka seviyorum. Ben onsuz bir hayat düşünemiyorum.
Gökhan iki eliyle iyice bana sarıldı.
"Aşkım korkma ya, beni kaçırmazlar."
"Hele bi denesinler, hepsiniz yolunu sikerim."
"Ya sen çok mu terbiyesiz oldun acaba?"
"Seni benden kimse alamaz Gizem. Kimsenin gücü yetmez."
"Almasınlar zaten." deyip bende belinden doğru ona sarıldım.
"Gizem, ben şuan çok huzurluyum. Sen baya, baya benim karım olacaksın."
"Evet hayatım inşallah."
Gökhan'la biraz daha denizi seyredip, evlere gitmek için arabaya bindik.
Arabaya binince Gökhan; " Ben sevgilimi bayadır öpmemiş olabilirim. Bence ben bu akşam öpücüğü hakettim. Artık binevi nişanlım sayılırsın, öpmemde sakınca yok." demesiyle dudaklarıma yapıştı. Hoyratça öpmeye devam etti. Beni iyice kendine çekip, "Çok güzelsin Gizem. Dayanamıyorum, benim olacağın günü sabırsızlıkla bekliyorum."
"Aşkım böyle şeyler söyleme ne olursun. Zaten çok utanıyorum."
"Utanma birtanem. Artık alış böyle şeylere. Bu öpüşmelerimiz, zamanı gelince bize lazım olacak."
Lazım olacak dediği zaman; evlenip gerdeğe gireceğimiz gece. Aşırı korkuyorum. Bir kaç evlenen arkadaşımdan bazı şeyler dinlemiştim. İlk gece çok acılı ve ağrılı oluyormuş ama sonrası zevkliymiş. Ben bu konuda Gökhan ilkim olacağı için çok mutluyum ama, aşırı utanıyorum ve korkuyorum.
Gökhan tekrar öpmeye başlayınca, elini kıyafetimden içeriye doğru sokup, sırtımı okşamaya başladı. Kas katı kesildim.
Sadece " Gökhan" diyebildim.
"Sus Gizem lütfen birşey deme bana. Bence biz artık biraz sevişebiliriz." deyip elini ön tarafa göğüs kısmıma getirdi. Böyle olunca aşırı utandım. Gökhan ilk defa böyle birşey yapıyordu. İlk defa bedenimi ve göğüslerimi elliyordu. Sutyenimin üstünden göğüslerimi okşayıp beni öpmeye devam etti. Karnımda ve kadınlık kısmımda karıncalanma hissettim. Kadınlığım ıslandı az çok onuda anladım ama neden böyle oldum birden onu anlamadım. Gökhan'ın dokunuşları beni tahrik etmişti.
Öpüşmeyi bırakıp çekilince Gökhan'a ve erkekliğine gözüm kaydı. Çok utandım çünkü, erkekliği büyümüştü ve pantolonundan bile belli oluyordu.
Gökhan kendini toparlayıp, kendine çeki düzen verdi.
"Güzelim gidelim mi? Yoksa biraz daha kalmak ister misin?"
"Gidelim hayatım, yarın hafta sonu nasıl olsa yine görüşürüz."
"Gizem benim yarın sabahtan biraz galeride işim var ama, Pazar günü bize kahvaltıya gelsene. Sevgili olarak; bizde ilk kahvaltın olacak. Babam özellikle çok sevinir bu duruma."
"Aşkım utanırım yapma. Aramızdaki şeyi söylediğimizden beri, sizinkilerle karşılaşmak istemiyorum. Çünkü utanıyorum."
"Saçmalama yavrum neyine utanıyorsun."
"Ya bilemiyorum işte, ama utanıyorum."
"Tamam utanmana gerek yok. Pazar günü bizdesin. Ben evdekilere de haber vericem."
"Peki, sen öyle diyorsan öyle olsun."
Arabayı çalıştırıp eve doğru yola çıktık. Artık beni tam binamızın önünde bırakıyordu. Mahalle başında bırakma olayımız bitti. Ailelerimiz bildiği için, geri kalan kimse umrumuzda değildi. Evin önüne gelince, Gökhan'ı öpüp arabadan indim. Çok mutluyum. Ama içimde bir yerlerde bir huzursuzluk var. İnşallah ben kendi, kendime böyle abartıyorumdur.
-Gönül Karaca-
Sabah abimin beni uyandırması ile uyandım. Aşırı sinirlendim. Çünkü haftasonları erken uyandırılmaktan nefret ediyorum.
"Gönül kalk abicim. Sana ihtiyacım var."
"Ya Abi ne olur beni rahat bırak."
"Gönül, abisinin birtanesi; bugün bir araç satışımız var. Müşteri birazdan ofise gelecek, arabanın ruhsat ve anahtarı malesef Sezer'de kalmış."
"Ee tamam abicim, ara Sezer'i getirsin."
"Ya sen ne zeki bir kız çıktın böyle. Kızım o kadarını bizde akıl ettik ama, Sezer çok hastaymış. Dün akşam üşüttüm galiba dedi. Sesi çok kötü gerçekten. Bana gel sen al dedi ama şuan hiç vaktim yok. Hadi abisinin gülü, Babamın arabayı alda, git Sezer'den al gel emanetleri."
Sezer'in hasta olduğunu duyunca kötü oldum. Hemen kalktım. Belkide dün akşam sahilde üşüttü. Hava serindi baya çünkü.
"Tamam abi. Sen çık ben hazırlanıp çıkarım. Söylediklerini alıp sana getiririm." deyince beni öpüp hemen çıktı. Şuan Sezer'e çok üzüldüm. Yanında kimi kimsesi yok. Tek başına kendine nasıl bakacak. Neyse hazırlanıp çıkayım da, abimin istediklerini götüreyim beyimize.
Hemen hazırlanıp evden çıktım. Babamın arabasını aldım. On dk sonra Sezer'in evine geldim. Dairesine çıkıp ziline bastım. Kapıyı açıp beni görünce çok şaşırdı.
"Gönül hayırdır?" dedi ama hali perişan. Gözlerinde resmen derman kalmamış. Kıyamam ben sana be adam. Benim yüzümden belkide bu hale geldi.
"Sezer çok geçmiş olsun. Hastaymışsın, abim söyledi. Birde sende bazı emanetler varmış, onları acil alıp ona götürmem lazım."
"Evet Gönül bekle, hemen getiriyorum. Ben birden kötü olunca çıkamadım evden. Senide yorduk, kusura bakma." deyip içeriye gidip gerekli şeyleri bana verdi. Tekrar geçmiş olsun deyip çıktım. Aklım Sezer'de kaldı. Hali çok kötüydü. O şimdi ne bir ilaç içer, nede kendine sıcak çorba yapar. Adım gibi eminim.
Abimin yanına gelip, istediği şeyleri verdim. Kal, çay felan iç dedi ama aklım Sezer'de. Onu görmeye yanına gideceğim. Çünkü o hali gözümün önünden asla gitmiyor.
Yol üstünde bir eczaneden soğuk algınlığı ilaçları aldım. Markete girip meyve ve çorba yapmak için malzeme alıp, tekrar Sezer'in evine gittim. Kapıyı çalınca açtı ve beni görünce yine şaşırdı.
"Gönül eksik birşey mi var. Hepsini de tam verdim diye hatırlıyorum ama."
"Yok eksik birşey yok. Ben seni merak ettim Sezer. Çok kötü gözüküyorsun. Bu arada içeri girebilir miyim?"
"Aa tabikide. Kusura bakma içeriye davet etmeyi akıl edemedim." deyince içeriye girdim.
"Sen şimdi ne ilaç alırsın, nede kendine sıcak birşeyler hazırlamazsın diye; sana hem ilaç getirdim, hemde çorba yapacağım. Birazda C vitamini aldın mı toparlarsın."
"Gönül, gerçekten gerek yoktu. Ben idare ederdim."
"Saçmalama Sezer! Neyine idare edeceksin. Halin bile yok. Gözlerinin içi kan çanağı olmuş." deyip elimle ateşini ölçtüm. Cayır, cayır yanıyordu resmen.
"Ya senin ateşinde var. Hemen gir ılık bir duş al. Bende o vakte kadar çorbayı yaparım ve ilaç alırsın."
"Sonra alırım."
"Sezer saçmalama, ateşin çok yüksek. Seni dün akşam deniz havasımı çarptı böyle. Vallahi kendimi suçlu hissediyorum."
"Sakın suçlu hissetme. Alakası yok. Zaten bir kaç gündür üzerimde kırgınlık vardı."
"Tamam hadi lütfen bak, hatırım için git ve ılık bir duş al." deyince kafasıyla onaylayıp banyoya doğru gitti.
Bende mutfağa geçip çorbayı hazırlamaya başladım. Tavuk suyuna çorba yapacaktım. Şifa deposu gayet iyi gelir ona. Meyve tabağı da hazırladım. İlaçlarını da; suyla birlikte tepsiye koyup salona yanına geçtim.
Duştan çıkmış, yatıyordu. Resmen titriyor ateşi hâlâ var demekki. Üzerindeki battaniyeyi açtım.
"Gönül lütfen üstümü ört, aşırı üşüyorum."
"Olmaz Sezer. Ateşin çok yüksek. Asla öyle düşmez."
"Tamam sen öyle diyorsan. Bu arada bunları benim içinmi hazırladın."
"Evet hadi biraz kalk ve çorbanı iç."
"Gönül içmesem olmazmı? Ne iştahım, nede dermanım yok kaşık bile tutacak."
"Peki o zaman kalk doğrulda, ben sana içireyim. Çünkü ilaç içeceksin olmaz öyle." deyince doğruldu. Çorbasını içirmeye başladım. Gözlerine bakmaktan kendimi alıkoyamadım. Oda ara, ara bakıyordu. Çorbası bitince biraz zorla meyvede yedirdim.
"Gönül tamam artık. Cidden midem almıyor, ver ilaçları içeyim de; odama yatağıma geçip yatayım. Sende sonra gidersin." deyip ilaçlarınıda içti.
Sonra yerinden kalkıp, odasına yatağına gitti.
Bende peşinden yanına gittim.
"Gönül, herşey için teşekkür ederim. Bundan sonrası bende idare ederim.Bu iyiliğini asla unutmam."
"Sezer, ben iyi olduğunu görmeden gitmem. Hâlâ ateşin var. Biraz düşsün öyle gideyim olurmu?"
"Peki senin için sorun olmazsa kal."
"Olmaz hadi sen yat ve dinlen."
Sezer yatağa yatınca, odasında başka oturacak yer olmayınca bende ayaklarının dibine yatağa oturdum. Çok halsiz gözüküyor ama o gözleriyle yine bana bakıp duruyordu.
Tekrar titremeye başladığını farkettim. Yanına gidip ateşine bakınca, hâlâ yüksekti. Kalkıp mutfaktan bir kaba su koyup bezle getirdim ve başına ıslatıp koydum.
"Gönül, şu yaptığın şeyler çok özel ve güzel. Biliyorsun dimi? Ben bunları yapmanı hakedecek ne yaptım acaba diye sorguluyorum."
"Sezer birşey düşünme. İyileşmeye bak."
"Gönül, ben haketmiyorum bunların hiç birini."
"Neden böyle düşünüyorsun? Neden haketmiyorsun. Sonuçta biz arkadaşız. Aynı durumda bende olsam, sende aynısını yaparsın."
"Yaparım ama, emin ol ben haketmiyorum." deyince gözleri doldu farkettim.
"Sezer ne oluyor sana. Neden gözlerin doldu?"
"Ben bazı şeylerden uzak durmaya mecburum Gönül. Bana sakın kızma olurmu?"
"Neyden kimden uzak durmak zorundasın? Hiç birşey anlamıyorum."
"Benim yüreğim çok yaralı Gönül. Ben karşımdakinide yakarım. İmkansız biriyim ben."
Bu banamı birşey ima ediyordu. Cidden anlamıyorum.
"Sezer, neden imkansız birisin ne oldu?" diye sorunca, ateşini tekrar ölçmek için alnına koyduğum elimi tutup, yanağına doğru koydu.
Neden böyle yapıyorduki; şuan içimden kaynar su akıyor sanki.
"Gönül, ben herşeyin farkındayım. Ama bizden olmaz. Benden olmaz."
Oha bu benle, kendinden bahsediyordu. Ama neyden nasıl anladıki; şuan çok şaşırdım.
"Niye, neden olmuyor?"
"Gönül biz olamayız. Malesef benim şartlarım buna engel."
"Neden ama?"
"Boşver o yüzden benden uzak dur."
"Hayır bana bunu açıklamak zorundasın. Madem herşeyin farkındasın. Bana neden ve niçin olduğunu söylemek zorundasın."
"Boşver Gönül. Üzülürsün, üzülürüz."
"Şuanda pek mutlu sayılmam. Bana nedenini söylemek zorundasın. Tek mantıklı bir sebep istiyorum senden."
"Gönül ben haftaya Siirt'e gidiyorum."
"Ee olabilir. İnşallah sebep oraya gitmen değildir?"
"Oraya gitmem değil ama, nedeni malesef sebep."
"Ya yeter artık! Düzgünce anlat."
"Gönül ben memlekete; benim ailemin, benim için istedikleri kızla söz yüzüğü takmaya gidiyorum." deyince elimi, elinden çektim. Duyduğum şeyle kafamdan aşağıya kaynar su döküldü sanki.
"Çok saçma. Öyle birşey olmaz. Kimse istemediği biriyle zorla evlilik yoluna girmez. Yani zorlaysa tabikide. Sende istiyormusun?"
"Bizim oralarda böyle bir karar çıktıysa kimseye sorulmaz."
"Sen şimdi tanımadığın, bilmediğin biriylemi sözleneceksin." deyip ağlamaya başladım. Gözlerimden yaşlar birer,birer süzülmeye başladı.
"Gönül, ağlama! Beni birde sen üzme. Zaten içinde olduğum durum, yüreğimi param parça ediyor."
"Sezer, sen o kızı seviyormusun?"
"Ben mecburum."
"Seviyormusun diye sordum."
"Mecburiyet diyorum Gönül anlamıyor musun? Sevgi değil bizimki."
"Peki, ben?" deyip sustum.
"Sen; imkansızlıklar içinde, kalbimin en derinliklerinde sakladığım ve hiç açılmamak üzere oraya kilitlediğim, yürek sızımsın."
"Sezer yapma. Bunu yapmak zorunda değilsin."
"Zorundayım. O yüzden biz diye birşey olmaz."
"Yapma ne olursun. Sezer madem herşeyin farkındasın. Bize bunu yapma. Bu acıyı bana yaşatma."
"En son isteyeceğim şey seni üzmek. Ben sırf bu yüzden senden hep uzak durdum. Ben sonumu biliyordum. Bu yüzden hep geri durdum. Artık sende duracaksın ve bu konuyu açmamak üzere kapatacaksın."
"Nasıl yapayım söylesene. Ben seni tanıdığımdan beri etkileniyorum. Son bir yıldır da sana aşığım."
"Olmaz Gönül. Bu mevzu burda kapandı. Şimdi bence git ve benle ilgili herşeyi kafandan sil." deyince iyice ağlamaya başladım.
"Sezer, yapma beni burdan böyle yolllama."
"Yeter Gönül. Lütfen git."
"Beni burdan böyle yollama. Ben burdan böyle kalbi kırık gitmek istemiyorum."
"Git" deyince gözlerine baktım ama, asla birşey demedi.
Bu akşam burdan böyle kalbi kırık bir şekilde ayrılmak çok içime oturdu.
Ben Sezer'i bu denli severken, nasıl ondan uzak duracağım. Meğer herşeyin farkındaymış ama hep benden uzak durmuş. Haftaya bide memleketine gidip sözlenecek. Buraya parmağında yüzük takılı gelince, ben nasıl dayanacağım. Arabaya binip, Gizem'in yanına gitmek için yola düştüm. Hemen müzik açtım. Kafamı dağıtmak istedim. Bu acıya nasıl dayanıcam hiç bir fikrim yok. Çalan şarkıyla daha kötü oldum..
Mustafa Kaya'nın en sevdiğim şarkısı çalmaya başlayınca daha çok ağladım.
Sözüm şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi
Başını göğsüme sakla sevdiğim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Birgün ağlayalım, birgün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi...