Omzumda tüfeğim, avcumda terleyen metalin soğukluğu ve boğazımda biriken o tozlu nefret... Yine o dumanlı dağlar ve yine namlumun ucundaki o kan kokulu sessizlik..! Postallarımın altında ufalanan her kaya parçası, aslında bu sert coğrafyanın bana bir meydan okumasıydı. Burada merhamet yoktu, burada hataya yer yoktu! Tek bir tereddüt dahi seni bu dağlara gömerdi. Zayıflığa geçit yok; ya bu vahşi sessizliği boğardın ya da bu puslu patikada yok olup giderdin..! O üsteğmen sayesinde oradan sorunsuz bir şekilde çıkmayı başarmıştım. Bir Türk askeri olarak bu leş kokulu paçavralar içinde olmak, kurşun yemekten daha ağırdı belki ama bu aşağılık kılığın bedelini ağır ödetecektim ben onlara. Karargah buraya epey uzaktı. Lakin yolda devriye yapan askerlere denk gelmeyi umuyordum. Tabii bu kılıkla

