4. Bölüm

1658 Words
“Düşündüğümden küçükmüş burası,” diye sitem ederek dudaklarını büktü Ayça Nil. “Küçük mü?” şaşkınlıkla atılan Yeliz’den başkası değildi. “Bebeğim burası Merve ile kaldığımız evden bile büyük! Yataklara, lavaboya ve şu dolaba baksana bi’…” neşeyle oda içinde turlamaya başladı. Dediği kadar vardı, duman renkli sarmaşık desenli duvar kâğıtlarına rağmen oda epey bir büyüktü. Sadece ebat olarak değil, gelenleri karşılayacak beyaz halılardan yataklara kırışıksız serilmiş örtülere ve sağı solu belli olmayan otel terliklerinden lavaboya özenle dizilmiş sabunlara kadar her şey düşünülmüştü. Yine de Ayça Nil buraya bile kusur bulabiliyordu. “Eh işte,” deyiverdi Ayça, “Daha iyisi olabilirdi.” “Ne fark eder bebeğim, sen ve Merve ile üçümüz varken detaya gerek yok ki!” “Katılıyorum Yeliz’e,” diyerek araya girdi Merve. “Burada sadece duş alıp, üstümüzü değiştirip uyumak için geleceğiz Nil, esas güzellik dışarıda bekliyor bizi. Ayvalık geceleri biz geliyoruz!” Gülüşmeler kahkahalar eşliğinde valizler açıldı, eşyalar dolaplara yerleştirildi. Ayça Nil belki de hiç giymeyeceği fazladan giysileri bile asıyordu. Bu kez ne Yeliz’e ne de Merve’ye işlerini kilitlemedi. “Yeliz beceremez kırıştırır elbiselerimi şimdi, Merve de kasten mahveder her şeyi,” düşüncesiyle mavi gözlerini arkadaşlarının üstünde gezdirdi. Sözde en yakın arkadaşları olsa da Ayça Nil onlara bile güvenmedi. Ne de olsa arkalarından neler neler çevirmişti Ayça! Arkalarından dedikodu yapmaktan başlayıp sırlarını birbirlerine yetiştirip giysileri ile dalga geçerdi. Yeliz’in uyumsuz renk kuramı ve Merve’nin abartılı makyajı Ayça için hep bir muhabbet konusu olmuştu. Ne hikmetse henüz kimse bu dedikoduların kaynağını öğrenememişti. “Ve hiç öğrenemeyecekler…” diye düşündü içinden, ardından kızların yanına geçip muhabbete katıldı. Kahkaha sesleri bütün koridoru işgal etmeye başlayalı yarım saat geçmişti. Feyza buna daha ne kadar tahammül edeceğini bilmiyordu. “Varlığına tahammülüm yok, bir de şu aptal kahkahasına katlanıyorum,” diye oflayarak yatağın üstüne attı kendini. Tek kişilik odasının yüksek tavanına baktı. Her şey ne kadar da güzeldi, “Ayça Nil” dışında! “Boşuna dememişler ‘Keçinin istemediği ot burnunun dibinde bitermiş’ diye!” Seslere daha çok katlanmamak için müzik dinlemeye karar verdi. Telefonunu eline aldığında bildirim panelinde gördüğü bildirimle kaçan keyfi yerine geldi. Mesajlar • 15 dakika önce Atakan Doğan MAT -Feyz naptı, yerleşebildin mi, bir de hangi odadasın kanka? Görüldü. Mesajları açıp bir cevap yazdı. Mesajlar • 8 Eylül 2020 Pazar 22:45 Feyza Akdeniz J -Yerleştim sonunda 111 nolu odadayım. Sen naptı Ata kankam? Hangi odadasın ve kimle kalıyorsun? Gönderildi. Birkaç dakika bekledi, çok geçmeden telefonu titredi. Yeni bir mesaj geldi. Mesajlar • 8 Eylül 2020 Pazar 22:48 Atakan Doğan MAT -Yerleştik biz de, Hüseyin ile kalıyoruz 113’deyiz. Kapıya çıksana bi’ Görüldü. Yataktan kalktı, cebi yırtılan hırkasını üstüne geçirdi bir hışımda ardından sağını solundan ayıramadığı otel terliklerini giyip kapıyı açtı. “Feyz kankam,” diye sırıtan Atakan kapısının hemen önündeydi. “Ooo kimleri görüyorum Ata!” diyerek gülümsedi Feyza “Kankam gelmiş, içeriye gel de sana bi su ikram edeyim.” “Valla hayır demem Feyzullah! Bizde su kalmamış, Hüseyin çeşmeden içeriz dedi ama bilirsin midem o klor için fazla hassas…”diyerek içeriye girdi Atakan. “Ayakkabılarla-“ “Katiyen olmaz, onlarla odada gezemezsin!” kaşlarını çatıp itiraz etti hemen. “Bak burada yedek terlik var al onu giy.” “Offf tamam ya… Her zamanki gibi temizlik bağımlısı Feyzullah işte…” diyerek güldü. “Neyse Feyz, naptı nasıl gidiyor ilk gün?” laflarıyla terlikleri giyip tekli koltuğa kuruldu. “Her şey iyi gidiyordu ta ki…” kafasıyla karşı odayı işaret edip gözlerini devirdi. “Şu Çakma Sarışın çetesi kişnemeleri başlayana dek.” “Öyle deme, eğleniyorlar. Eminim Rümey burada olsa siz de fazlasıyla ses çıkartırdınız. “Yapma ama!” Burnundan soludu Feyza, “Bir de bana onları mı savunacaksın? Derdin ne Ata senin?” “Of tamam Feyz bir şey demedim, şu kızdan neden bu kadar nefret ediyorsun anlamıyorum.” “Ne demek bu kadar nefret etmek! Kanka kaç kez anlattım sana, yine mi başlayayım şimdi?” oflayarak siyah çerçeveli gözlüklerini çıkarttı Feyza. Kaşlarını kaldırıp eliyle “Meydan senin,” hareketini yapan Atakan’a dik dik baktı. “Henüz lisedeyken,” gözlerini yumup açtı, “aynı sınıfta okuyorduk. İlk sene abim de bizim okuldaydı. Cumhuriyet Anadolu Lisesi, özeller hariç en yüksek puanlı liseydi orası. Dördüncü sınıf olan abim o zamanlar üniversite sınavına asılıyordu. Dershaneye gitmek istemedi, okul değiştirmek de istemedi. Birlikte giderdik okula, abimle anca o zaman vakit geçirebilirdim. Bilirsin, abim benim aksime şeydir,” bir süre doğru kelimeleri düşündü. “Sosyal mi?” “Sayılır ama daha çok şey…” “Girişken? Havalı?” “Evet ama demek istediğim bu değil Ata!” kaşlarını çatıp devam etti. “Güzel ve bakımlıdır. Ki lisede o yaşa ve koşuşturmaya rağmen gerçekten tipinden hiç ödün vermedi. O zamanlar Ayça Nil bu kadar çekilmez olmasa da kancayı abime takacak kadar sinir bozucuydu.” “Bak sen! Ayça sinir bozucu değil de sen biraz kıskanç olamaz mısın?” “Ne alakası var Ata? Eğer düzgün biri olsa böyle demezdim. İlk zamanlar hiçbir şeyi anlamıyordum. Ayça benimle yakın olmaya çalışıyordu. Abimi görünce yanıma gelip sohbet etmeye çalışıyordu. En sonunda patavatsızca abimin yanına gidip konuşmaya başladı.” “Uygar abi de itiraz etmedi buna…” diyerek yine araya girdi. “Daha öce anlattığım gibi, aynen öyle onun da hoşuna gitti. Bir süre takıldılar-“ “Çıktılar desene sen buna-“ “Hayır, yani tam olarak değil… Of ama Atakan, anlatmayacağım…” “Tamam tamam, sustum.” Eliyle ağzının fermuarını çekip kilitler gibi yaptı. Süt dökmüş kedi edasıyla sözü Feyza’ya devretti. “Takıldıkları zamanlarda da pek sorun yok, Ayça Nil’in hareketleri değişmeye başladı. Sınıfta önüne gelene sataşıyor, abime karşı çok kırıcı davranıyordu. Yok bunalıma giriyor, yok kriz geçiriyor yok alerjisi nüksediyordu. Abimde de gözle görülür değişmeler vardı, çok yoruluyordu. Ayça’ya yetmiyordu artık ne yaparsa yapsın o şımarık kızı tatmin etmenin bir yolunu bulamıyordu. Derslerinden ödün vermeye başlayınca abimle konuştum. Onu çekmek zorunda olmadığını anlattım, üniversiteyi kazanıp gidince başka insanları bulursunuz dedim…” duraksadı. Kendince doğru olanı yaptığını düşünse de Ayça’nın o zamanki hali geldi gözünün önüne. “Ve ayrıldılar. Ayça Nil bir süre ruh gibi gezdi okulda. Abimle tekrar konuşmaya çalıştı, barışmak istedi ama yolları bir kere ayrılmıştı. Bir süre her yolu denedi ardından kabullendi ayrılığı. Ama bu kez de her şeyin sorumlusu ben oldum.” “E yani,” dedi sessizce Atakan. “Kim olsa böyle düşünmez mi Feyz. Kendini onun yerine koyarsan neler hissettiğini anlarsın.” “Bak biliyorum, bir yere kadar ona hak da verdim ama izin ver bitireyim. Bir süre kendimi suçlu hissettim. Abim o sene mezuna kalmadan istediği okulu kazandı ama bir süre, hatta uzun bir süre kız arkadaşı yapmadı. Ayça ile konuşmaya çalıştım, ne diyeceğimi tam olarak bilmesem de ne aman iletişim kurmaya çalışsam beni suçladı, hakaretler havada uçuştu. Ardından zorbalıkları başladı. Lise boyunca arkadaşlarıyla birlik olup dört seneyi burnumdan getirdiler. Ne zaman özür dilesem o gün beni ağlatana kadar hakaret ettiler. Bir zaman sonra da onların yaptıkları canıma tak etti. Çıktım karşısına bağırdım, çağırdım dayanamadım. O gün aramızda evrensel bir nefret yemin töreni gibiydi Ata, sanki bütün galaksi birlik oldu onunla birbirimize girmemiz için. Saç baş kavga etmedik ama o günden sonra onu her gördüğümde tarifsiz bir öfke duymaya başladım. Sanki…” “Belki de kendine duyduğun öfkeyi Ayça Nil’den çıkartmaya adadın kendini.” “Ne?” şaşkınlıkla yüzünü ekşitti. “Saçmalama kanka, ne diye kendime öfke duyayım ki? Dört sene bana zorbalık etti işte, hepsi bu.” İçten içe Atakan’ın ne demek istediğini anlamıştı. “Peki kankam, ama bana sorarsan bu evrensel yemin falan…” ellerini kaldırıp “Ne bileyim fazla ruhani bunlar. Bir oturup konuşsanız hallolacak konular.” Kaşları çatıldı Feyza’nın. Atakan’ın bu konuşmayı neden açtığını düşünmeye başladı. “Nereye bağlayacak acaba?” merakı içini kapladı. “Yani kankam, ne zamandır diyorum sana bir konuşsan Ayça ile desen ona geçmiş geçmişte kaldı diye…” “Eee?” “Hani anlatsan bizi, desen Atakan diye çok ultra yakışıklı ve zeki biri var…” “Eee?” “Hani yapsan aramızı,” ensesini kaşıyarak gülmeye başladı. “Ayça ve seni!” “Hay yaşa işte bak kendin söyledin!” “Pes artık Atakan! Konuyu buraya bağlamak için mi konuşturdun beni?” “Elbette hayır kankacım,” diye ayağa kalktı. “Hem demezler mi küsleri barıştırmak sevap diye!” kıs kıs gülüyordu. Gözlerini devirip ofladı Feyza. “Suç bende ne diye anlatıyorsam sana yine…” *** Gecenin ilerleyen saatlerinde karadan denize esen rüzgarın taşıdığı bulutlar göğü kaplamış serin hava; yıldızların iyi geceler öpücüğünden mahrum bir uyku bahşetmişti Ayvalık’a. Otelde çoğu ışık sönmüştü. Denizdeki dalgalar hışırtılarla kumları ıslatırken lacivert ve dumanlı bir gri caddelerdeki lambalar arasında kol geziyordu. Birkaç sarhoş bağıra çağıra şarkı söylüyor, kayıklar ve tekneler limanda usulca sallanıyordu. Köpekler bile susmuştu, eşine pek az rastlanır bir sükûnet Ayvalık ilini kucaklamıştı bu gece yarısında. Rüzgarın çam ağaçları arasında eserken çıkardığı ıslıklar ve çakıllar üzerinden gelen adım sesleri de sessizliğin içine ustaca gizlenmişti. Çiçek desenli elbisesiyle sessiz sedasız ağaçlar arasında yürüyen yaşlı kadını bu geç vakitte kimse görmedi, duymadı. Kadın yürüdü, ağaçlar arasında elindeki cılız ışıkla gölgelere karıştı. İlerledi, nereye gittiğini bildiği her halinden belliydi. Temkinli adımlarla bir kütüğün yanından sağa döndü. Sarmaşıkları ve çalıları eliyle kenara çekti. Gecenin körlüğüne meydan okuyan el fenerini bir dala sabitleyip yere eğildi. Toprağı avuç avuç kaldırmaya, kenara atmaya başladı sonra da. Toz kalktı, birkaç kez öksürdü yaşlı kadın, bel ağrılarına rağmen durmadı. Birkaç avuç dolusu toprağı daha kenara atınca gülümsemeye başladı. Aradığı her neyse bulmuştu. “Hala burada,” diyerek titreyen ellerinin altındaki ahşap sandığa baktı. Tek bir eli ile taşıyacağı kadar hafif, iki karıştan az daha küçük bir kutuydu bu. Sandık demek mübalağa olurdu. Tüm gücüyle üstündeki tozu arındırmak için üfledi. Böylece ahşaptaki işlemeler fenerin cılız ışığı ile gözler önüne serildi. “İşte buradasın Caduceus!”uzun tırnaklı parmaklarını işlemenin üzerinde gezdirdi. “Hermes’in asası ve ona dolanan iki düşman! İki yılan!” gülümsedi. “Nasıl da uyum içinde nefretlerini unutup dolanmışlar asaya! Kanatlanmış asa,” yanında getirdiği soluk renkli el örmesi çantanın içine kutuyu özenle yerleştirirken sözünü tamamladı. “Bu küçük hediyem ile onlar da tıpkı Caduceus gibi olacaklar. Zıtlıktan uyum doğar.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD