Yaklaşık dört saatlik otobüs yolculuğu sonrasında kazasız belasız varmışlardı Balıkesir’e. Şehir merkezini geçtikten sonra İvrindi ilçesinde durup güzel bir yemek yemişlerdi. Karınlar da doyunca yolun kalan iki saatlik kısmı için yine herkes otobüslere doluşmuştu.
Nasıl olduysa yemek arasında, yolun kalan kısmında hatta tuvalet molalarında bile Ayça Nil laf dalaşı yapmamıştı bugün Feyza ile. “Neden olacak, dedikoduya saçma sapan muhabbetlere daldılar yine, şimdi bana sataşıp keyfini bozma zahmetine girişmez hiç,” düşüncesiyle bir oh çekti Feyza. Uzman bir dedektif gibi telefonunun ekranını ayna gibi kullanıp en arkayı sessizce kolaçan etti bir kere daha. “Yağız,” Ayça’yı kolları arasında saran yakışıklı genç adamın ismini fısıldadı gayriihtiyari, geçen dönem yaşadıkları üşüştü zihnine. Yine al al oldu Feyza’nın yanakları. Utancının yanı sıra kaşları çatıldı. Siyah çerçeveli gözlükleri ardında kısık gözlerle arkadakilere uzun bir bakış attı.
“Bir şey mi dedin Feyz?” diye seslenince Atakan, az önce yüksek sesle konuştuğunu anca fark etti.
“Yok bir şey.”
“Ben bi’ şey diyeyim mi peki?”
“Hangi konuda Ata?”
“Feyz, bir kerecik soruma soru ile soru sormasan? Cidden senle iletişim kurmak gittikçe zorlaşıyor kanka,” diyerek ofladı Atakan.
“Tamam, tamam,” güldü. “Ne yapabilirim, soru sorulacak sorular sorma sen de. Çok açık uçlu konuşuyorsun.”
“Çoktan seçmeli mi tercih edersin? Optik vereyim istersen.” Her zamanki gibi sınav şakası yapıyorlardı birbirlerine. Atakan bu konuda Feyza ile yarışacak soğuklukta espri yeteneğine sahipti. Malum bölümleri matematik öğretmenliği olduğu için bazen muhabbetleri derinlemesine saçmalığa saplanabiliyordu.
“…”
“Tamam ya bakma öyle hırçın hırçın. Alt tarafı hala mı Yağız diyecektim,” ellerini kaldırıp fısıldayarak tamamladı sözlerini.
Ağzını araladı Feyza, kaşlarını çattı ardından Atakan’ın bunu meraktan sorduğunu fark ederek başını sağa sola salladı. “Hala mı?” dedi sadece, içinden “Ne zaman vazgeçtim ki ondan,” deme isteğini güç bela bastırarak. “Aramızda düşündüğün gibi bir şey olmadığını kaç kere daha söylemem gerek Ata? Geçen dönem ders çalıştık birlikte, hepsi bu.”
“Ders notlarını ona verdin, sayende Öklid geometrisini BA[1] ile geçti. Hepsi bu, dan biraz fazlası var sanki. O notları kimseyle paylaşmazdın sen Feyz. Hatta-“
“Bir kere paylaştım işte. Olan oldu Atakan, boş verelim,” diyerek susturdu arkadaşını.
“Tamam kanka,” demekten fazlasını yapmadı Atakan’da, gerçi Feyza’nın kaküllerinin altında çatılmaktan gözlerini gölgede bırakan ifadesini görebiliyordu. Bu muhabbeti kapatmak mantıklı olurdu.
Feyza daha çok konuşmamak için kulaklığına uzandı, playlisti karışık çalıyordu. Hangi şarkıyı dinlediğini umursamadan arkasına yaslandı. Cam kenarında Atakan oturduğu için koridora döndü. Zira otobüsün içinde hangi yöne baktığının pek de bir önemi yoktu. Zihninde geçen senenin bahar ayı anıları akıyordu. Ayça ile aynı bölümü kazandıklarını anca ikinci dönem hazmedip arkadaş ortamı kurmaya başlamıştı o zamanlar. Atakan, Rümeysa ve bu dönem başka bir üniversiteye geçiş yapan Rabia ile aradığı dostluğu kurabilmişti. Sanki yıllardır birbirlerini tanıyorlardı, üniversite dostlarının bu kadar kıymetli olacağını asla bilemezdi Feyza. Birbirlerine destek olmuş, hayatlarına renk katmışlardı. Ama sadece bu değildi anılarla bir başına üşüşenler utandığı, unutmak istediği ve gururuna yediremediği şeyler düşünce sahasını arsızca gasp ediyordu.
Yağız, tam şu anda otobüsün en arka koltuğunda oturan Ayça Nil’e sarılan şahıs… Burnundan soludu Feyza, kabullenemese de Yağız’ı gördüğü ilk andan itibaren platonik vurulmuştu ona. Ne uzun boyu, ne kaslı kollar ne göğü denizlerle bir hapsettiği mavi gözleri ne de kumral saçları… Bir gülüşe saplanıp kalmıştı Feyza. Yine gülüyordu Yağız arkada oturmuş arkadaşlarıyla. Ne kadar kırgın olsa da bu gülüşe mutlu olmamak elinde değildi. “Belki de düşündüğüm gibi değildir,” diye avuttu kendisini. Keza, avunmalar hep bu kadar masumane olmaz mıydı?
Geçen bahar Analiz dersinde yanına gelmişti Yağız, ona birlikte ders çalışma teklifinde bulunmuştu. Feyza ne diyeceğini bilememişti bir süre, heyecanını nasıl da belli ederek “Olur,” demişti! Sorun burada değildi, sorun şuydu ki ders çalışmak için gittikleri kafede Yağız bir anda ona karşı öyle sevecen ve ilgili davranmaya başlamıştı ki Feyza afallayıp kalmıştı. İki gün birlikte çalışsalar da sınava vakitleri yetmeyecekti. Tam da o zaman “Notlarını alsam sorun olur mu? Bu dersten de kalırsam dönem tekrarı yapacağım,” demişti Yağız. Feyza art niyet aramadan defterini vermişti ona “Al buradan çalış,” diyerek. Tabii sonra olanları tam olarak bilmiyordu, bir daha Yağız ona ne mesaj atmıştı ne de defteri geri gelmişti. Araya yaz tatili girdiği için iletişimlerinin kesildiğine inanmak istiyordu Feyza. Ama ne yazık ki işin aslının böyle olmadığını tahmin edebiliyordu.
Ne büyük tesadüftü ki o sınavdan sadece Yağız değil Yeliz, Merve, Melih, Berkant ve hatta Çakma Sarışın Ayça da BA almıştı… Her ders özenle not tutuğu kıymetli defterini Yağız’a verdiğini arkadaşlarına söylemeye cesaret edemiyordu Feyza, böyle aptalca bir hata yaptığı için ona kızacaklarını düşünüyordu. Herkesin onu çok zeki bulmasına karşın “Çok aptalım aslında ben,” düşüncesi kafasında taklalar atıyordu. “Bir daha asla konuşmayacağım onunla,” diyor ardından oturduğu yerde “Yağız,” diye fısıldıyordu. “Kendimle çelişecek kadar aptalım! Of of of…” utancından yerin en dibine girmek istiyordu bunları düşündükçe.
“Düşünme olan oldu, seminere odaklan!” kendi kendine içinden sözde motivasyon dolu konuşmasını tekrar etmeye başladı. “Bir sürü akademisyen olacak orada! Yeni araştırmalar, denklemler, konuşma fırsatı üstelik yüksek lisans için birçok kişiye de danışacağım…” iç sesi tekrar ettikçe kulağındaki müziğin ritmine kapıldı. Artık daha sakindi Feyza, geleceğe odaklanacaktı.
Aynı sırada Ayça ise Yağız’ın omzuna başını yaslamış uyumak üzereydi. Feyza’nın aksine onun düşündüğü şeyler çok başkaydı. “Konser, yeni fotoğraflar çekmek, ailemden uzak bir hafta harika olacak ama makyajım mı aktı acaba… Ne kadar kaldı yolun bitmesine çok sıkıldım. Of! Daha şimdiden bu kadar sıkıldım bir hafta nasıl geçer!”
İki zıt düşünce birbirinden habersiz kafalarından geçirdiği argümanlarla uyuya kaldı. Yol sona erdiğinde Atakan Feyza’yı kabaca sarsarken Ayça abartıyla esneyerek söyleniyordu.
“Sonunda vardık!” diye fırladı ayağa. Kocaman fiyonklu çantasını kaptığı gibi kapıya yöneldi. Feyza’nın oturduğu yeri gözüne kestirmişti. Üstelik Nifak Tanrıçası’nın arkası dönüktü o da inmeye çalışıyordu. Aklına gelen çirkin fikirle sırıtmaya başladı Ayça.
Adım adım kapıya ilerlerken çantasının zincirine uzandı. Göz ucuyla da Feyza’nın uzun siyah hırkasına baktı. Cebi kocamandı hırkanın, zincirlerden birinin takılması işten bile değildi. Sivri metal kısmı denk gelecek şekilde çantayı savurdu bir adım daha atmasıyla pembe fiyonk doğrudan Feyza’nın cebine takıldı.
“Cart!”
Ne olduğunu anlamadan hırkasından gelen sesle arkasına döndüğünde Ayça’nın yüzüyle karşılaştı.
“Ne yaptığını sanıyorsun! Hırkamın cebini yırttın-” Tam ağzını açıp hararetle söylemeye devam edecekti ki Çakma Sarışın susturdu onu.
“Ben mi bir şey yaptım! Yolu kapatmışsın bir de gelip bana bağırıp çağırıyorsun, otobüse binerken de beni suçlamıştın ne olursa benden biliyorsun! Esas zavallı çantamın haline bak! O korkunç hırkan çantamı mahvetti!”
“Hırkamı kasten yırttın! Yeter artık,” diye burnundan soludu bir hışımda ardına döndü Feyza. “Sen ne sanıyorsun kendini!” yumruklarını sıkarak kendini sakinleştirmeye çalıştı.
“Ne diye beni suçluyorsun suçsuz gibi! Şu hale bak, hem suçlu hem güçlü! Utanmasa saldıracak bana,” avaz avaz bağırmaya başladı Ayça Nil. Niyeti sesini duyurabildiği kadar kişiye duyurmaktı.
“Ayça Nil ve Feyza!” tok sesiyle bir anda ikilinin arasına girdi Mehmet Hoca. “Arkadaşlar yapmayın ama bu bağrış çağrış yakışmıyor size. İki üniversitesi öğrencisi kızın şu hali üzüyor beni. Çocuk gibi uyarılmak sizi üzmüyor anlaşılan!”
Mehmet Hoca’nın sözleriyle ikisi de durdu. Birbirlerine baktılar. Seminerin yapılacağı otelin önünde Çakma Sarışın’a uyup bağırdığı için yüzü domates gibi kızarmıştı Feyza’nın. Oysa Ayça’nın yüzünde gizlemeye zahmet etmediği bir başarı ifadesi kol geziyordu.
“Bunu bilerek yaptı, ona uyup bağırmam, Mehmet Hocanın bize kızması için! Kahretsin,” diye söylendi içinden Feyza.
Ayça ise usulca Mehmet Hoca’ya döndü. “Haklısınız hocam, özür dilerim,” dedikten sonra düşmanına bakıp zaferle gülmeyi ihmal etmedi.
An itibari ile başlayan çatışmalarıma ilk skor “Ayça Nil 1 – Feyza 0” olarak girilmiş oldu.
“Lütfen, en azından seminer bitene kadar kavga etmeyin,” ricasından sonra otobüsten indi Mehmet hoca. Ardından herkesi etrafında toplayarak konuşmaya başladı.
“Birazdan otele bir haftalık kayıt yaptıracağız,” sesi yorgun çıksa da temiz yüzünde enerji dolu o gülüşü henüz solmamıştı. “Şu anda toplan altı kız ve beş de erkek öğrencimiz var. Kızlar sizin için ikişerli odalar tutulacak, eşleşin bakalım. Beyler siz de aynı şekilde…”
İşittikleriyle gözlerini kocaman açtı Feyza, “Bir dakika!” iç sesi eşliğinde çevresine baktı. Kendisine bir oda arkadaşı bulmalıydı. “Çakma Sarışın ve çetesi hariç kim var burada?” gözlükleri ardında fıldır fıldır bakışları turladı. “Şükürler olsun Sena var tabii!” diyerek hızla yanına gitti.
“Merhaba Sena,” olabildiğince kibar bir ses tonuyla esmer güzeli arkadaşıyla konuşmaya başladı.
“Sana da merhaba Feyza, nasılsın görüşmeyeli?” diye cevapladı.
“İyiyim, umarım sen de iyisindir de şey soracaktım, birlikte aynı odaya çıkalım mı?”
“Biz-“ dudağını büktü, ardından mahcup bir ifadeyle gülümsemeye çalıştı Sena. Daha çok ekşiyüz sakızı çiğnemeye çalışır bir hali vardı. “Aslında gerçekten çok isterdim ama Ayşe ile otobüsteyken anlaştık.”
“Ya öyle mi,” dedi sadece bozuntuya vermeden gülümsedi. “Teşekkürler yine de, ben gidip…” ne yapacağını kara kara düşünmeye başladı. “Mehmet Hoca ile konuşayım.”
“Yeliz veya Merve ile konuşsana önce,” diyerek durdurdu Sena. “Sonuçta Ayça ile arkadaş olsalar da onlar, bilirsin Ayça Nil değiller.”
“…” Bir cevap veremedi, başını sallayıp ardına döndü. Cebi boydan boya yırtılmış hırkası, ağır sırt çantası ve “Ben şimdi ne halt yiyeceğim,” düşüncesiyle kala kaldı Feyza.
İlk olarak Mehmet hocayla konuşmaya gitti, ardından duraksadı. “Otobüste de haksız durumuna düşmüştüm, şimdi gidip yine itiraz edersem mızıkçı biri gibi gözükeceğim iyice!” düşüncesi pat diye aklına düştü. “Gidip Yeliz veya Merve ile konuşsam, ne derler acaba?” bakışlarıyla ardına dönüp Çakma Sarışın çetesine bir göz attı. Kendi aralarında bir şeyler fısıldaşıp ona bakarak gülüyorlardı. “Hay böyle işe…”
“Hocam, biz gelmeden önce sizinle konuşmuştuk ama!” diye atıldı Ayça Nil, “Yeliz ve Merve ile aynı odada kalacaktık.”
“Öyle mi demiştiniz?” Tek kaşını kaldırdı Mehmet Hoca. Biraz duraksadıktan sonra “Aaa doğru ya, üç kişilik oda demiştik resepsiyona!” Gülerek “Kızlar siz üçünüz gelin bakalım benimle,” diyerek Ayça Nil’i ve arkadaşlarını çağırdı. “Valizlerinizi alın resepsiyona gidip kaydınızı tamamlayın. Sena ve Ayşe siz de gelin aynı şekilde resepsiyona oradan da odanıza. Evet, Feyza seni de Rümeysa ile kaydedecektik ama ne yazık ki kontenjan açmadılar. Bu yüzden seni tek başına bir odaya yolluyorum. Sorun olmayacağını umarak,” diye gülümsedi.
Kocaman bir gülümseme ile sırıtmaya başladı Feyza.
“Hayır hocam, hiç sorun olmaz!” derken ne yırtılan hırkası geldi aklına ne de çantası yüzünden sızlayan omuzları. Neşeyle gülümserken “Allah’ım sana şükürler olsun!” mutluluğu eşlik ediyordu Feyza’ya.
Sırt çantasının sapına sıkı sıkı tutunup otele kayıt yaptırmak için harekete geçti. Atakan ile bakıştı, “Hadi sen git,” onayını alınca Ayça Nil’in çetesi ve Senaların ardından resepsiyona gitmek için yola koyuldu.
Verilen formu birkaç dakikada doldururken Ayça ile bakıştılar. “Bu oyun tek puan ile bitmez Çakma Sarışın,” bakışlarıyla kaş çattı Feyza. “Tatil diye geldiğin bu semineri sana nasıl da zehir edeceğim!”
Düşünceleri kafasında kırk takla atarken resepsiyon görevlisine döndü.
“Formu doldurdum,” diyerek elindeki kâğıdı uzattı.
“Eğitim semineri sekretarya ekibi üyesi Feyza Akdeniz,” diye onayladı görevli. “Oda numaranız 111, keyifli günler dilerim.”
Teşekkür edip ağır adımlarla otelin odalarının hangi katta olduğunu gösteren tabloya baktı. 2. Kata çıkması gerektiğini gördü, yine de biraz bekledi. Kulağı hala resepsiyon görevlisindeydi.
“Eğitim semineri sekretarya ekibi üyesi Ayça Nil Akdeniz…” diyerek Çakma Sarışın’ın belgelerini onaylayan görevliyi dikkatle dinledi. “Oda numaranız 121, keyifli günler dilerim.
“121 demek!” içinden heyecanla tekrar ederek önündeki tabloya baktı. Kızıl kâkülleri altında sinsice kaş çatarak gülümsedi. “Tam karşımdasın Çakma Sarışın!”
[1] Harf notu ile derecelendirmede 4 puan üzerinden 3,5 alma anlamına gelen yüksek puan. Ayrıca harf notları “AA, BA, BB, CB, CC, DC ve FF” olarak ifade edilmektedir. AA ve CC arasındaki notlar bir dersi geçmek için yeterlidir. DC ile şartlı geçilirken FF o dersten kaldı anlamına gelir.