3

1112 Words
Hastaneden çıkmıştık, abimle annem bana oldukça destek çıkarken babam aksine bana demediğini bırakmıyordu. Eve geçtiğimizde, babamın tekrar bağırıp çağırmasıyla yattığım yataktan zıpladım. Odamın kapısı tekme sesiyle açıldığında korkudan tırnaklarımı avuçlarıma batırdım. ''Edepsiz! Terbiyesiz! Birde hâlâ bu kızı savunuyorsunuz bana, yüz karası.'' kolumdan tutulup yere fırlatıldım. ''Halil, dur yapma ne olursun!'' babam, annemi dinlemiyor aksine bana vurmaya devam ediyordu. Yüzüme yediğim tokat üstüne tokat, dudağımın kenarından kan süzülmesine sebep oluyordu. ''Bu bebeği aldıracaksın duydun mu?! Yada kimden peydahladıysan, ilk fırsatta seni ona vereceğim. Ha eğer o istemezse, önüme çıkan ilk adama seni kakalayacağım! Senin yediğin boku ben temizliyorum yine. Ben seni tedavi etmek için çabalarken, sen milletin koynuna giriyorsun!'' ''Baba! Dur vurma, canım acıyor yalvarırım yapma.'' diye acı içinde fısıldadım. ''Sen bu çocuğu yaparken iyiydi değil mi? Allah'ın cezası, seni Allah bana dert olarak mı gönderdi? Söylesene! Hanım sen karışma, çek git bu kız cezasını çekecek.'' ''Senin ne haddine onun cezasını vermek Halil?! Bırak Allah aşkına, öldüreceksin kızı.'' ''Öldüreceğim. Bu kızı da, içinde taşıdığı günahı da öldüreceğim!'' ''Baba!'' abimin öfkeli sesini işittiğimde içimden dualar ettim. ''Yeter artık yeter! Allah'ın verdiği canı, sen ne hakla alacağım dersin?! Hiç mi korkun yok senin Allahtan?!'' diyen abim, beni babamdan korumak istercesine sarıp sarmalamış, kucağına çekmişti. ''Benim korkumu bırak, bu ahlaksızın hiç mi yok korkusu? sor, söylesin!'' dedi babam bağırarak. ''Babaaaa! Allah'ın soracağı hesabı sormak, sana mı düşer? Yeter artık, daha fazla acı veremezsin kardeşime. Ne hata yaptıysa yaptı, ne günah işlediyse işledi. Bunun hesabını sormakta, vermekte bize düşmez.'' abim konuştukça, babam susuyor, yerin dibine giriyordu. Göremesem bile hissediyordum. Vücudumda yoğun bir ağrı vardı, eklemlerim sızlıyordu. "Bir daha kız kardeşime elini kaldırır, anneme bağırırsan babamsın demem bunu bil." Abim beni yerden kaldırıp kucağına alarak yatağıma yatırdı. Ağrıyan vücudum, acıyan suratım ağlama hissiyatımı daha çok arttırıyordu. Tamam bir hata yapmıştım ama bu kadarı çok fazlaydı, ben bunların olacağını tahmin etmemiştim. ''Bundan böyle, Mahperi diye bir kızım yok bunu bilesiniz.'' dedi babam. Sanırsam odadan çekip gitmişti, daha fazla benim yanımda kalmak istememişti. ''Anne... Mahperi'nin kıyafetlerini bavula yerleştir. Burada kalmaya devam ederse babam acımayacak, bir şey yapmasından korkuyorum. En azından yeni bir yaşam kurar kendine, doğurmak isterse evladını kucağına alır. Ben ona her zaman yardım edeceğim.'' dedi abim. ''Abi... Ben nasıl bakacağım bu bebeğe?'' diye sorduğumda başımı göğsüne yaslayıp, saçlarıma öpücükler kondurdu. ''Benim kardeşim o kadar güçlü ki, her şeyi yapar. Hem ben seni tek başına yaşayacağın bir yere göndermeyeceğim, Mardine gideceksin. Derin ile konuşacağım, ben yokken sana zaten göz kulak olur. Biliyorsun küçüklükten beri arkadaşız, senin okulunu bitirmende Derin yardımcı olmadı mı? Eminim bunda da sana yardım edecektir. Anne, sende durma hazırla bavulunu.'' dedi abim. ''Tamam oğlum, tamam.'' annem ağlamaklı çıkan sesiyle cevapladı abimi. ''Oğlum, Mahir... Mahperi'nin yanına gideriz değil mi? Ben onsuz, nasıl rahat ederim burada?" dedi annem. ''Gideceğiz anne gideceğiz, merak etme. Ben kardeşimi, yokluğumuzla bırakmam. Ben ona babam gibi kıymam, kıyamam. Mahperiye küçük bir mobilyalı ev tutacağım, dolabını da doldururum.'' abime daha çok sarılırken, ağlamaya sessizce devam ediyordum. Şu kısacık hayatıma dahil olan körlük, beni eksik hissettiriyordu. Küçük kazaların ve hataların, nasılda büyük sonuçlara sebep olabileceğini artık görmeyen gözlerimle görmüştüm. Her ne kadar görmek zor olsa bile, artık gözlerim karanlıkta bile görmeye çalışıyordu. Küçücük yaşımda hakkımda ne dedikodular çıkmıştı yetmemiş gibi birde sevildiğimi düşünüp bir erkeğe bedenimi, ruhumu, kalbimi teslim etmiştim. Nasılda kolay kanabilmiştim; birinin beni gerçekten, bu engelime rağmen seveceğine nasıl inanabilirdim? Kendime çok kızgın, çok öfkeli ve sinirliydim. O gün yaptığım hatanın sonucunun yükleri, daha kendini taşıyamayan bedenime yüklenmişti. Ben asla sevilmeyecektim, asla. Kendimi çaresiz hissediyordum, kimsenin yardımı olmadan nasıl yaşayabilecektim? Ben bu yaşımda bir şeyi öğrenmiştim. Üç günlük, beş günlük insanların sevgisinin sahte olduğunu öğrenmiştim, sevgi ve aşk denilen duygular bu kadar basitleştirilmemeliydi. Artık insanların dilinden seni seviyorum cümlesi o kadar basit çıkıyordu ki, kimseye kolay kolay güvenilmemeliydi. Bende bu saatten sonra bundan başlayacaktım, kimseye kolay kolay güvenmeyecektim. ''Mahir, bavul hazır oğlum. Bekleyin beni burada, bir kaç dakikada döneceğim.'' dedi annem. ''Ben şimdi sizden ayrılacağım öyle mi?'' dedim abime, dudaklarım büzüşürken. ''Mecburuz, mecbur olmasam yemin ederim ki seni buradan asla göndermem. Babama güvenemiyorum, sana zarar vermesine göz yumamam. Elimden gelen tek şey bu, güzel kardeşim.'' başımı sallayarak onu onayladım. ''Haklısın abim.'' dedim sakince. ''Tekrar düşün bak, dediklerime rağmen eğer bu bebeği yine de istemezsen aldırırız.'' dedi abim. Sessiz kalıp başımı aşağı yukarı salladım, annemin sesini duydum, elime bir şey tutuşturduğunda yutkundum. ''Kızım... Al bunları, zor durumda kaldıkça kuyumcuda bozdurur parayı kullanırsın. Babanın bana aldığı bir kaç altın, idare et işte.'' diyen annemle kalbimin ağrısını hissettim. ''A-anne gerek yok. Lütfen al, bunlar sana ait.'' ''İtiraz etme Mahperi. Ben senin annenim, en zor gününde yanında olmayacaksam ne zaman olacağım?'' diyen annemin merhametine bir kez daha hayran kaldım. Altınları elime aldıktan sonra gözlerimdeki yaşları sildim. ''Anne, sen Mahperiyi giydir sonra çıkalım, buralardan götüreyim kardeşimi." ♠️ Annem beni giydirirken bir yandan da kol çantamın içine kimliğimi, telefonumu, şarj aletimi, altınları ve birazda para koyduğunu söylemişti. Annem evde babamı aramıştı ancak babamın gittiğini söylemişti, annem elime bastonumu verdiğinde gözlerimden yine damlalar süzülüyordu. Abim koluma girmişti, çantaları zaten arabasına yerleştirmişti. Annem sıkıca bana sarıldı, benden hiç ayrılmak istemezcesine ağlıyordu. ''Güzel kızım... Ah menekşe kokulum... Bal peteğim... Dikkat et kendine oralarda, ben seni sürekli arayacağım tamam mı? Abinle de yanına geliriz, unutma senin parçan benimde parçamdır. Para ihtiyacın olursa ya beni ara, yada abini ara.'' ''Annem, senin varlığın bana yeter. Hem yeterince destek çıktınız, daha ne isteyebilirim ki? Sen bunları düşünme. Seni çok seviyorum, iyi ki senin gibi bir anneye ve böyle yufka yürekli bir abiye sahibim. Sen tanıdığım en güzel annesin.'' dedim içim kan ağlarken. ''Bende seni seviyorum canım kızım, evladım.'' annemle zar zor ayrılıp, abimle beraber arabaya bindik. Emniyet kemerimi taktığında, onunda arabaya bindiğini anladım. Arabayı çalıştırıp sürmeye başladığında, midem gittikçe hassaslaşıyordu. ''İyisin değil mi Mahperi?'' ''İyiyim abi, merak etme.'' dedim. Aslında çok kötüydüm, bok gibiydim. Berbattım. Önce sevdiğim adam tarafından terkedilmiş üstüne üstlük hamile kalmış, yetmezmiş gibi babamın dayağını yemiştim. Bunlarda yetmezmiş gibi doğup büyüdüğüm evimi, yurdumu, şehrimi terkettim. Abim radyodan kısa bir müzik açtı yol boyunca sessiz kaldım, sıkıntıdan bunalmıştım. Gözlerimin görmemesi sayesinde, yollarıda izleyemiyordum. Bu hayatta, gencecik yaşımın baharlarında bir parça eksik yaşamak ne zormuş böyle? Ruhumda her geçen gün, biraz daha yaralar açılıyordu. Bedenim, bu yaralara pansuman yapmakta zorlanıyordu. Bana kalsa bir kez daha kendimi camdan atmayı denerdim, denemediğim yollarda değildi zaten. Anladım ki; canıma ne kadar çok kıymak için çabalarsam, her şeyi daha çok berbat ediyordum. Batırıyordum. Nemli gözlerim ağlayacağımın habercisiydi, burnumun direği sızlamaya başlıyordu. Küçükken defalarca yere düşüp kalkmıştım, düştüğüm her an içli içli ağlamıştım. Büyümüştüm, tekrar düşmüştüm ama bu sefer kalkamadım. Bu, düşüşlerimin en büyüğüydü. Rapunzeli bilir misiniz? Bilmeyen yoktur herhalde. İşte ben, Rapunzelin hapsedildiği o kulenin en tepesinden aşağıya düştüm. Bedenimin her zerresi düşüşün etkisiyle çalkalanmış, yere serilmişti. Sonrasında ise, o kulenin en karanlıklarına mahkum edildim. Bir daha çıkarılmamak üzere...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD