Yeni bir şehir, yeni bir ev, yeni bir düzen, yeni bir hayat yeni başlangıçlara işaret demekti. Bende artık yeni bir başlangıç yapıyordum, yeni bir hayata adım atıyordum. Hatta adım atmış bulunmaktaydım.
Öyleyse, merhaba... Ben Mahperi, Mahperi Aydın. On bir yaşımda geçirdiğim kaza sonucuyla gözlerimi kaybettim, gözlerimi kaybetmek beni büyük bir travmaya soktu. Henüz yaşamak istediğim bir çok şey varken, gözlerimin görmeyişiyle yaşamak istediğim her şey birer birer elimden alındı. Küçücük bir kız çocuğunun içindeki o çocukluk elimden koparılmıştı, o zamanlardaki yaşıtlarım her şeyi görüyor ve anın tadını alıyorken bense karanlığa mahkum bırakılan bir küçük kız çocuğundan koca bir genç kadın oldum.
Bana çarpan adam kendini 'alkollüydüm, görmedim. Her şey için özür dilerim, kendimde değildim' diye savunuyorken, hiç bir özür benim gözlerimi geri getirmemişti. Keşke sadece gözlerim olsaydı. Çocukluğum, mutluluğum, sevincim, yaşama sebebim, neşem... Hiç bir şey geri gelmemişti. Ben gözlerimi kaybettikten sonra, hiç bir şey eskisi gibi olmamıştı. Nasıl olabilirdi ki?
Ben karanlıktan korkan bir çocuktum, ışıklar kapatıldığında korkudan çığlıklar atar ve ağlamaya başlardım veya abime sığınırdım. Karanlıktan korkan bir kız çocuğunu karanlığa mahkum etmişlerdi, karanlıktan nefret etmesini sağlamışlardı. Gözlerim karanlığa gömüldüğünde, kendimi sanki mezarın altında gibi hissetmeye başlamıştım. Her geçen gün korkum daha fazla artarken, artık ışıkları açınca bile korktuğumu öğrendim.
Ne kadar zordu değil mi? Benim için tarif edilemez bir süreç ve zorluktu. Artık ne abime sığınmak yetiyordu, ne de anneme sığınmak. Onlara sığınırken bile her saniye ağlıyordum, ergenliğime girene kadar korkumdan dolayı altıma kaçırmaya bile başlamıştım. İçimdeki acıyı hiç bir zaman söküp atamıyordum, mahalledeki dedikodularda beni yeterince korkutmuştu.
Kimisi yazık derken, kimisi ''hak etmiş ne işi varmış sokakta?!'' demişti. Bu tıpkı, tecavüz edilen kadınlara 'Hak etmiş, o kıyafetle ne işi varmış dışarıda?'' sözü gibiydi. Hepsinin bilmediği tek bir şey vardı, bu sözler cahillikten ötesi değildi. Hiç bir çocuk, hiç bir kadın bunları yaşamayı hak etmezdi. Cahil toplumun bunları söylemek yerine keşke 'Hiç bir çocuk, hiç bir kadın bunu hak etmemeli.' deseydi belki o zaman böyle zihniyetler ülkeden yok olurdu. Masum bir çocuk, masum bir kadın bunları neden, nasıl hak edebilirdi ki? Hak etmemeliydi.
Çocukluğum boyunca mahkemelerden mahkemelere koşuşturmuştuk, o adamın tutuklanması için elimizden geleni yapıyorduk. Evet belki pişman olabilirdi, belki hatasının farkındaydı ama bu yetmezdi. Sonuç olarak benim gözlerimi elimden almıştı, ben nereden bilebilirim başka bir çocuğa bunları yaşatmayacağını? Aylarca mahkeme peşinde koşuşturmuştuk, bu ayların sonunda artık adam tutuklanmış ve beş yıl hapis cezasına mahkum edilmişti.
Tıpkı benim karanlığa mahkum edildiğim gibi onu da beş yıl boyunca cezaevine mahkum etmişlerdi. Bu zamanlarda sürekli babama, anneme veya abime iyileşeceğim zamanı sorup duruyordum, babam 'Büyüdüğünde seni iyileştireceğim.' sözleriyle beni kandırırken, çok çabuk kanıp bir an önce büyümeyi istemiştim.
Ergenliğime kadar bu böyle sürmüştü, on yedi yaşıma girdiğimde artık hiç bir şeyin düzelmeyeceğinden emin olmuştum. Gözlerimi geri kazanamayacağımı anlamıştım, işte o zaman ilk önce babama güvenmemem gerektiğini anlamıştım. On üç, on dört yaşlarında bana eğer anlatsaydı belki onu normal karşılardım ancak o benim kalbime umutlar verip sonrada söküp koparmıştı.
Varlıklı bir aileydik, tabi kaza olmadan önce. Oynadığı kumar yüzünden, tüm mal varlığını kaybetmişti böylelikle benim tedavi işimde o yaşlarda yalan olmuştu. On dokuz yaşıma girdiğimde babam, yine de bir umut para biriktirip, araştırmadığı hastane kalmamıştı. Tedavimin sadece yurt dışında olacağını söyleyen doktorlarla, artık pes etmişti. Ben ise, artık umutlarımı iyice yitirmiştim. Çünkü her umutlanıp, hayal kırıklığına uğradığımda parçalanıyordum.
Gözlerimin görmemesine rağmen ben yine de okumak için çabalamıştım, Derin benim hem mahalle arkadaşım hem de okul arkadaşım olmuştu. Gözlerimin kapanmasına rağmen beni asla yalnız bırakmamıştı, sadece ailesi yüzünden Mardine taşınmak zorunda kalmıştı. Okula beraber giderdik, sınavlar için sürekli tekrar yapardık. Ben görmediğim için o bana sürekli okurdu, okur ve anlatırdı. Sınavlara Derin sayesinde çalışırken, öğretmenlerim sayesinde de sınavlara girebiliyordum.
Beni en çok zorlayanda bu olmuştu zaten. Görmediğim halde okumak için çabalamak benim için epey yorucu ve zordu fakat buna rağmen yılmamıştım. Pes etmek hiç bir zaman bana göre değildi, her saniye daha çok hırslandım ve başarmak için adımlar attım. Bu adımlarda hiç bir zaman tökezleyip yere düşmemiştim, aksine başarılı olmuş ve Derinle aynı lise ile üniversiteyi tutturmuştuk. Üniversite benim için oldukça zorlaşırken, Derin ile aynı bölüm olmadığımız için bu sefer abimin destekleri artmıştı. Bu destekler, çabalar sonuçsuz kalmayıp Çocuk gelişimi bölümünden mezun olmuştum.
Olmuştum olmasına da, her şeyi yapabilen ben bu gözlerle nasıl çalışırım? diye düşünmeme sebep oldu. Hiç bir şeyden pes etmeyen ben, bu sefer pes etmeyi tercih etmiştim. İleride gözlerim, sağlığına kavuşursa eğer öyle çalışabilirim diye düşündüm. Abim beni tedavi ettirmek için birikim yapıyordu, çalışıyor ve parasının çoğunluğunu masraflar için biriktiriyordu. Kafasına koymuştu, beni tedavi ettirmekte kararlıydı.
Şimdi ise büyümüş ve koskoca kadın olmuştum, yirmi üç yaşına gelmiştim. Her şeyin farkında olan, bir daha kandırılmaya müsaade etmeyen bir kadındım. Bazı hatalar yapılmıştı bir daha geri dönüşü olmayan ve ağır sonuçları olan. Önce gözlerimi kaybetmiştim, başkasının hatası yüzünden ağır sonuçlarla cezalanmıştım. Sevdiğim ve sevildiğimi sandığım bir ilişkim olmuştu, bu ilişkiden de ortaya çıkan bir bebek olmuştu, hiç birinin artık geri dönüşü yoktu.Benim ve Berat'ın yaptığı hata sonucu bir bebek ortaya çıkmıştı. Bu hatanın sonucunu, bebeğimden çıkarmamalıydım.
Zaman su gibi akıp giderken, yelkovan akrebi kovalarken, düşüncelerim zihnimde dolaşırken, uzun yolculuğun sonunda abimin seslenmesiyle Mardine gelmiş bulunmaktaydık. ''Mahperi, geldik canımın içi.'' yerimde heyecanla kıpırdanırken, yeni bir hayata başlamak bana sadece heyecan katıyordu. Tabi biraz korkumda vardı doğrusu, çünkü buraları bilmiyordum hamileliğim boyunca daha sonrasıda dahil burada yaşayacaktım.
Avuç içlerim terlediğinde eşofmanıma sürttüm. ''Nerede yaşayacağım ben?'' diye mırıldandım kısık sesimle. ''Sen önce arabadan in, sürpriz ile karşılaş orasını sonrada düşünürüz.'' dedi abim. Ne dediğini anlamayarak elimi emniyet kemerine doğru götürdüm, emniyet kemerimi açıp bu seferde kapıyı açmak için kulpu bulmaya çalıştım.
Bulduğumda kapıyı açmıştım, ayağımı yere sürterek inip kapıyı sertçe kapattım.