5

2067 Words
Abimin gidişinin üzerinden haftalar geçerken, Derin beni tek bir gün olsun yalnız bırakmıyordu. İşe gitmeden önce benim yanıma geliyor, kahvaltımı hazırlıyor ardından bir kaç sohbetin sonunda gidiyordu. Akşam iş çıkışı tekrar geliyor, yemek hazırlıyor beraber yemek yiyorduk. Ailesi burada olduğumu biliyordu, başımdan neler geçtiğini dahi biliyorlardı en güzeli ise en ufak yargıyla yaklaşmıyorlardı. Hatta Derin'in annesi, ipek teyze bile yanıma uğruyordu. Bir ihtiyacım olup olmadığını soruyordu, bazen bana yardımcı oluyordu. Bunlar için onlara minnettardım. Ailemin yokluğunu aratmıyorlar, ailem gibi davranıyorlardı. Bazı geceler Derin benim yanımda kalıyordu, bana bakmaktan asla sıkılmıyor aksine mutlu oluyordu. Küçükken zaten kardeş gibi büyüdüğümüzden dolayı bana olan yakınlığını asla bozmuyordu. Kız kardeşim gibi hissediyordum onu, olmayan kız kardeşim yerine koymuştum. Her günüm onunla geçiyordu, her saniyem, her dakikam. Tabi birde içimde büyüttüğüm küçük meleğim buna dahildi. Yarın doktor kontrolüm vardı, bebeğimin nasıl olduğunu öğrenecektim. İçimde bastıramadığım heyecan duygusu vardı, onu içimde hissetmek çok güzel bir duyguydu. Mide bulantımla ağzımı tuttum, kusmamak için kendimi kasmaya çalıştım. Elime aldığım bastonla koşarken yerini ezberlediğim banyonun kapısını açtım ve elimle banyo olduğundan emin olmak için önünde durduğum mermere sürttüm. Klozetin önünde olmamla kapağını açıp, midemde ne varsa klozetin içine boşalttım. Kusmanın etkisiyle gözlerimden yaşlar akıyor, midem daha fazla bulanıyordu. ''Mahperi?! İyi misin kuzum? Gel doktora gidelim.'' Derinin sesini duymamla halsiz bir şekilde başımı sağa sola salladım. Beni kolumdan tutarken suyu açtı, avucuma doldurduğum su ile ağzımı çalkaladıktan sonra yüzümü ıslattım. Biraz olsun kendime gelirken nefes nefese başımı, Derin'in omzuna yasladım. ''Ufak bir mide bulantısı. İyiyim, merak etme.'' dedim. ''Bak eğer kötü hissediyorsan söyle, götüreyim seni hastaneye.'' ''Derin... Sana zaten yeterince yük oldum, daha fazla yük olmak istemiyorum.'' dedim. Beni koltuğa yatırırken, biraz olsun kendimi iyi hissetmeye başladım. ''Mahperi, o ne demek? Ne yükünden bahsediyorsun sen? Kardeşler birbirine yük olmaz aksine destek olur. Sen benim kardeşimsin, ben sana destek oluyorum zamanı gelecek belki de ben kötü bir haldeyken sen bana destek olacaksın.'' ''Derin, ben körüm farkındasın değil mi? Ben bu halde kendime bile destek olamazken nasıl başka birine destek olabilirim? Aksine, ben bakılmaya muhtacım. Kendimi yükmüş sığıntıymış gibi hissediyorum.'' yanıma oturmuş ellerimi tutmuştu. ''Bak Mahperi, kendine bu hakaretleri etmeyi kesmelisin. Sen çok güzel bir kadınsın, tek eksiğin gözlerin ama bir gün o eksiklik tamamlanacak. Sen eksikliğin varken bile gördüğüm en güçlü en güzel kadınsın. Sen kendine böyle hakaretler ettikçe kendini düşürüyorsun, sen kendini düşük görürsen eğer herkes öyle görür, gerçi görsünler ne olacakmış? Önce kendini değerli hissettirmekten başla, bir bebeğin olacak. Sana ışık olacak, gözlerini o tamamlayacak. Kendini böyle mahvetme bebeğim." dedi bir anne şefkatiyle. "Derin'im iyiki varsın." dedim dudaklarım duyguyla büzüşürken. "Sende iyiki varsın Mahperi'm." diyerek bana sarıldı. "Derin... Ben aşeriyorum galiba." dedim sesim içime kaçmış gibi çıkarken. "Oy oy benim tatlı yeğenim ve annesi aşeriyor mu? Ne aşeriyor, söyle bakayım bana." dediğinde yutkundum. "Menemen... menemen çekiyor canım." dedim salyalarım akarcasına. "Tamam ben menemen yapayım, sende benim yanımda dur. En azından yalnız kalmam mutfakta." dedi ellerimi öperken. "Olur." dedim sevinçle. Beni kaldırıp mutfaktaki sandalyeye oturttu, o menemen yaparken bende onunla konuşuyordum. "İşte evleneceğiz dedi bana, beni kandırdı. Onun evine gitmiştim, anneme söylemiştim evleneceğimizi o da seviniyordu benim için. Yanından ayrılmadığım gün birlikte olduk, kısa sürdü çokta zevk aldığımı söyleyemem daha çok canım yandı. Sevdiğim için bir şey demek istemedim, beni eve bıraktı. Haftalardır aradım telefonlarımı asla açmadı, mide bulantılarım ve baş dönemlerim başladı. En son telefonu açtığında bana, 'evleneceğim ben, beni arama, senin gibi köre layık değilim, ben seninle oynadım.' dedi. Sinir krizi geçirdim, annemin kucağında bayılmışım. Hastaneye gittik, hamile olduğumu öğrendik. Babam dövdü ama annem ile abim aksine bana yardımcı oldu." diyerek baştan sona her şeyi anlattım. Anlattığım her şey zihnimde tekrar canlanırken, canımın bir kez daha yanmasıyla yanan boğazım yüzünden yutkunamadım. "Piç kurusuna bak sen! Asıl senin, onun gibi tipsizle işin olmaz. Onun gibi çirkini, Allah düşmanımın başına vermesin be!" carlayan Derine güldüm. Soğan doğruyordu, burnum ve gözlerim yanmıştı. Her söylediğim cümlede bıçağı tahtaya daha sert vuruyordu. "Derin deme öyle ya..." "Mahperiii! Sakın bana, o it kurusunu savunma. Bak... Senin ona olan duyguların ne aşktı, nede sevgiydi..." "Ne diyorsun Derin? Sevgimi ve aşkımı mı sorguluyorsun?" diye hafif sinirime karşılık, bir kaç saniye susup soluklandı. Neden böyle bir tepki verdiğimi anlamıyordum, sanırım yaşadıklarımın acısını böylelikle dışarı vuruyordum. "Hayır sorgulamıyorum, sadece sana bazı şeyleri göstermeye çalışıyorum. Senin ona duyduğun tek duygu minnettarlıktı, o seninle sahtecikten ilgilenirken sen ona minnettar kaldın. Sadece onun seninle engeline rağmen ilgilenmesine, seviyor gibi davranmasına, aşıkmış rolü oynamasına minnettardın. Bu aşk değil Mahperi, bu sevgide değil. Aşk ve sevgi dediğin o duygular bu kadar basit değil, o duygular çok farklıdır. Özeldir. Bir kez yaşarsın ama bin kez hissedersin. Sadece kalbinle değil, tüm vücudunla hissedersin." cümlelerinden haklılık akıyordu. "Haklısın." diyebildim sadece. "Bak, ben senelerdir Mahire aşığım, onu çok seviyorum." dediğinde yutkundum. "Biliyorum." "O beni görmüyor." derken sesi tiz çıkmıştı. "Ben onu dokunmadan sevdim, yüreğine aşık oldum. Hiç bir zaman ondan başkasını istemedim, sadece o olsun istedim. Benim olsun, bana ait olsun, bana özel olsun istedim. Daha yüzüne bakmaya kıyamazken nasıl dokunabilirim?" dedikleri aklımı dahada yerine getiriyordu. Haklıydı, söyledikleri üzerine bir şey diyememiş sadece susmuştum. "Haklısın, peki ya gerçekten aşıksa, seviyorsa, aynı zamanda da dokunmak istiyorsa?" dedim. "Bence..." Dedi ve düşünmek için sustu. "Gerçekten aşıksa ama dokunmak istiyorsa seni bekler. Senin onu istemeni, kendini hazır hissetmeni. Yangından mal kaçırır gibi dokunmaz. Ayrıca dokunsa bile sana acıyı değil zevkin içinde saklanmış aşkı, tutkuyu,sevgiyi tattırır, kısacası sana bütün duyguları tattırır. Senin canını yakmaktan korkar. Dokunduktan sonrada yüz üstü bırakıp gitmez, yanında kalır." dediğinde yaptığı imayıda anlamıştım. "Al bakalım, şimdi menemenini ye, çok konuştun." dedi. Önüme konulduğunu anladığım menemen kokusuyla karnım guruldadı, elime ekmek verdiğinde ekmeği koparıp menemen olduğu tavanın içine daldırdım. "Teşekkür ederim Derin'im." "Afiyet olsun balım benim, teyzesi miniğe feda olsun." dedi, elini karnımda gezdirdi. "Oy benim minnağım." diyerek karnımı okşamaya devam etti. Menemeni açlıkla yiyip bitirirken, portakal suyumuda bitirdim. Karnımın tamamen doyduğunu hissedip sandalyeme yaslandım. "Diyorum ki Mahperi, sana güzel bir alışverişe çıksak. Ay çok güzel kıyafetler gördüm hamileler için, dokuz aylık hamile kıyafetleri ve rahat gecelikler vardı. Mahiride çağırırız, minik için bebek kıyafetleri ile beşik bakarız." "Bilmiyorum ki Derin. Çok fazla yükte olmak istemiyorum, görebilseydim eğer çalışır kendi paramı kazanırdım." "Yav yok! Ben bu kızı hamile demeyeceğim yemin ederim alacağım altıma, saçını başını yolacağım. Ya kızım, sen o ailenin üyesisin. Onlar sana bakmak zorunda, sırf halil amca yüzünden seni buraya kadar getirmişler seni koruyup kollamışlar. Sence, sen ailene yük müsün? Beni diyorsan, kaç yıllık kardeşine hala böyle ithamlarda bulunacaksan vallahi küsüp gideceğim." dedi Derin sinirli bir ifadeyle. "Ay tamam Derin. Yük mük olmuyorum, alın bana her şeyi alın oldu mu? Bana bakmazsanız ben sizi öldürürüm." dedim gülerken. Onunda gülme sesleri mutfağı doldururken elimi karnıma götürüp okşadım. "Bebeğim benim, annem. Sen annene ışık olmaya geldin değil mi? Anne seni çok seviyor. Herkes gitsin, sen gitme. Herkes beni bıraksın ama sen sakın beni bırakma."diyerek rahat bir nefes verdim. Artık annelik duygusu benliğimi avucunun içine almıştı, içimde yaşayan ve yaşaması bana bağlı olan minik evladıma çok alışmıştım. Kalbimde ona karşı dolup taşan sevgiyi, anlatacak bir cümle bile yoktu aklımda. Tek istediğim onu dünyaya getirmek, dünyama getirmek. ♠️ Gece üzerime çöken yorgunlukla uyumuştum, hamile olduğum için çok fazla ayakta duramıyor hemen yoruluyordum. Bu halimle yinede odayı toplamaya çalışıyordum, artık kendi başıma bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyordum. Derin gece yanımda kalmamış gitmişti, kapıyı sıkıca kilitlememi söylemişti. Kontrol için işten erken çıkıp yanıma geleceğini söylemişti, erkenden kalkıp önce salonu topladım. İyiki ellerim vardı diye düşünüyordum yoksa yere düşen yastıkları falan toplayamazdım. Ha birde iyiki ayaklarım var diyordum, ayaklarımda olmasa yürüyemezdim. Derinin dediklerinden sonra isyan etmeyi değil, bende olanlarla yetinmeyi şükür etmeyi öğrenmiştim. Evet, gözlerim görmeyebilirdi ama iyiki ellerim vardı değil mi? Veya iyi ki ayaklarım vardı. Biz insanoğlu bazen yetinmeyi bilmeyen canlılarız, elimizde olanlara şükür etmeyi değilde olmayanlara isyan etmeyi tercih ederiz. Bende onlardan biriydim, daha kötü bir halde olabilirdim, bu yüzden isyan yerine şükür etmeyi bilmeliydim. Oysaki isyan etmemde birazda olsa haklılık payım vardı. Beni bu hale getiren bir insanoğluydu, aynı canı taşıdığımız bir insanoğlu. Gözlerim karanlıkla savaşıyordu, bedenim ise yaşadığım acılarla. Bir gün bu acılarımın son bulacağını, yepyeni bir hayata başlayacağımı biliyordum. O gün, evladımı kucağıma alacağım gün olacaktı. Dudaklarımdan çıkan şarkı sözleri ile bir yerden başlamam, yeni evime alışmam gerektiğini biliyordum. Hatta kendi başıma bir şeyler yapmaya çalışıyordum, nasıl okumayı başarabildiysem bunuda başaracağım diye düşünüyordum. Derin her şeyi çıkmadan önce hatırlatmıştı. Ev aletlerinin nerede olduğunu, kıyafetlerimin tam olarak hangi bölmede olduğunu, mutfaktaki; bardak, tabak, çanakların nerede olduğunu hatırlatmıştı. Hatta elime bir ses kaydı tutuşturmuştu, her şeyin yerini söylediği sesinin kayıdı. Odadaki yastıkları toparladıktan sonra ellerimi duvara sürterek evin içinde gezmeye başladım. Salonun bulunduğu odada zaten Amerikan mutfak varmış. Dış kapı tamda ara holün başındaymış, kapının hemen dibinde ufak bir oda varmış, onun yanındaki oda ise benim odammış. Benim odamın karşısında ise banyo bulunmaktaymış. Elime değen uzun şey ile duraksadım. Elimle tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışırken süpürge olduğunu anlayarak dudaklarım kıvrıldı. Fişini çözüp prizinde yerini bulduktan sonra takıp çalıştırmıştım. Ani hareketler yapmamaya bir yere çarpmamaya özen gösteriyordum. Bebeğimin zarar görmesini istemiyordum, onu dünyaya sağ salim getirip büyütmek istiyordum. Süpürge ile evi süpürürken, adımlarım çok dikkatliydi. Odalarıda süpürdükten sonra kapıya gitmek için adım atmıştım ki kafamın duvara çarpışmasıyla inledim. "Ahh! Kafam..." dedikten sonra kafamı ovalamaya başladım. "Bu duvarı buraya yapan şeyin ben taaa..." derken zil çaldı. Ellerimle önümün ne olduğunu kavramaya çalışıyordum, bir kez daha duvarla çarpışmamla daha çok bağırdım. "Senin gibi duvara sokayım! Önüne baksana ya." diye mırıldanırken, duvarla konuştuğumun farkına vararak kendime güldüm. Her şeye rağmen gülmeyi unutmayan, gülmekten vazgeçmeyen bir Mahperiydim. Dış kapıyı zor bela bulurken "kimsin?" diye bağırdım. "Mahperi kapıyı aç, çişim var fena hemde." diyen derinin sesiyle hızlıca kiliti açarak içeri geçmesine izin verdim. "Off yolda bir sıkıştım anlatamam, işememe ramak kalmıştı." kahkahalarım odalarda yankı yaparken "Gülme!" diye tuvaletten bana bağırmıştı. "Tamam sustum!" diye bağırarak içimden kıkırdamaya devam ettim. Ellerimi duvara sürterek odamı bulmaya çalıştım, odamı bulup içeri girdiğimde yatağımın üzerine oturup beklemeye başladım. "Geldim, hadi bakalım hazırlanalım ve küçük minnağımızı görelim." dedi ve yanıma geldi. Üzerimi çıkartmamda yardımcı olduğunda üzerime geçen rahat bir elbiseyle nefes aldım. "Elbise giydirdin değil mi?" "Evet canım, elbise giydirdim. Rahat ol diye." Altımada kısa bir şort giydirmişti. Koluma girip benimle beraber dış kapıya yürümüş ayaklarıma ayakkabılarımı giydirmişti. Koluma girip benimle beraber yürümeye başladı, merdivenlerden inerken dikkatli olmaya özen gösteriyordum. Tenime değen rüzgar ile dışarı çıktığımızı anlamıştım, kornaya basıldığında kaşlarımı çattım. "Keşke asansörlü bir ev bulabilseydik." dedi Derin. "Yapacak bir şey yok, aceleciydi biliyorsun. Bununla idare etmesini bilmeliyiz." diye mırıldandım. "Mahir geldi..." dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı, bebeğimin kontrolünde bile beni yalnız bırakmayan bir abim vardı. Benimle beraber arabaya binmişti, abimin sesini duyduğumda daha fazla heyecanlanmıştım. "Küçük annemizde gelmiş, heyecanlı mısın bakalım?" "Çok heyecanlıyım abi. Hadi çabuk gidelim hastaneye, bebeğimin sağlığını merak ediyorum." dediğimde abimin gülüşü kulaklarımı doldurdu. Abim arabayı çalıştırıp sürerken, bense elimi karnıma koymuş bebeğimi seviyordum. Abim arabayı durdurduğunda "geldik mi ?" diye sormamla evet cevabını aldım . Derin ile beraber arabadan indik, abimde yanımıza gelmiş kolumu sıkı sıkı tutmuştu. Kalbimin heyecanla atıp sıkışması derince yutkunmama sebep olmuştu. Doktorun odasına girer girmez doktorun sesini duyduğumda, Derin ile abimin elini sıktım. "Mahperi hanım, Hoşgeldiniz." "Hoş... Hoş buldum." dedim nefesim kesilirken. "Lütfen şuraya dikkatlice uzanın, bakalım miniğimiz nasılmış?" dediğinde Derin'in yardımıyla sedyeye yattım. Derin elbisemi karnıma kadar sıyırmıştı, abim odadaydı ancak altımda şort olduğu için utanmıyordum. Karnımda hissettiğim jelden sonra ultrason cihazını karnımda gezdirdiğini hissetmeye başladım. "Bebeğiniz ile olan 6. Haftanızda, bebeğinizin sağlığı gayet yerinde Mahperi hanım." diyen doktorla kalbim durur gibi olmuştu. "Minik bebeğimiz tam burada Mahir bey." dedi doktor. İçimde dalgalanan değişik hislerle duygularım karman çorman olmuştu, bebeğimin ultrasondaki halini görememek beni üzerken kalp atış sesleri odada yankılandı. "Bu da bebeğimizin kalp atışları, duydum ki annemiz çok merak ediyormuş." "Gerçekten mi? Bebeğimden geliyor o kalp atışları doğru mu?" dedim gözlerim ıslanırken. "Evet. Bebeğimizde, annemizde gayet sağlıklı." dediğinde dudaklarım titredi. Miniğimin kalp atış sesleri kulaklarıma bir melodi gibi geliyordu. Kontrolüm bittiğinde peçeteyle Derin'in yardımı eşliğinde karnımı silmiştim. Derinde kıyafetimi düzeltirken, gözyaşlarımı tutamamıştım. "Benim güzel kardeşim... Çok şükür sağlığınız yerinde." dedi abim. "Sağlığımız yerindeymiş anneciğim..." diye fısıldadım bebeğime. Dört gözle bekliyordum onu, kendimi ilk kez bu hastane odasında çaresiz hissediyordum. Benim hayallerim hiç bir zaman böyle değildi; bu hastane odasına sevdiğim adamla el ele girmek, bebeğimizin kalp atışlarını beraber duyabilmek, onun heyecanlandığını hissedebilmek... Benim hayallerim her zaman böyleydi, hiç bir zaman değişiklik olmazken her zaman olduğu gibi hayallerimin tersi olmuştu. Eşim yoktu, bebeğimin babası yoktu, sevdiğim adam diye bir kavram bile yoktu. Benim için aslında her şey o gün bitmişti, bitmişti ancak içimdeki o bastıramadığım duygular vahşileşmişti. Bir kez daha yüzüme sertçe çarptı, eşimin olmadığı, bebeğimin babasının olmadığı gerçekleri. Ve bir kez değil, binlerce kez bu hastane odasında canım yandı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD