6

1686 Words
11.09.2022/Mardin Her günüm biraz daha zorluklarla geçiyordu, bu evde yaşamak gittikçe zorlaşıyordu. Hamileliğimin zorlu döneminde artık kalkmakta, yatmakta, yürümekte bile zorluk çekiyordum. Abim ile annem sağolsun bu zamanda yanımdaydılar. Hamileliğim boyunca bu evde kalmış, her günüm evde geçmişti. Evden başka bir yere adımda atmıyordum zaten. Derin bazen beni dışarıya çıkarıyor benimle vakit geçiriyordu. Elimi oldukça şişen karnıma götürdüm, kendimi oldukça ağır hissediyordum. Doğumuma oldukça yaklaşmış olmak beni biraz daha korkutuyordu. Gözlerim usulca kapandı, bedenime çöken ağırlık beni huzursuz ediyordu. Karnımda hissettiğim ağrı ile yüzümü buruştururken kuvvetli bir nefes aldım. "Işık? Anneciğim neden böyle yapıyorsun?" dedim sesim tiz çıkarken. Dudaklarım kıvrılmıştı, başımı yastığa yaslayıp derin nefesler alıp veriyordum. "Senin dünyama girmen ile her şey değişti." dedim. "Karanlığıma ışık oldun kızım, bende senin ismini ışık koydum. Hâlâ karanlıktayım ama sen derdime derman olacaksın." Karnımdaki kramplar git gide artarken derin nefes alıp vermeye devam ediyordum. "Ahh! Kızım, acıyor lütfen dur." dedim kalbim hızlıca atarken. Kramplarım çoğalmaya başladığında bacak aramda hissettiğim sıvı ile büyük bir çığlık patlattım. "Hayır! Hayır şimdi olmaz, şimdi gelemezsin içeride dur! Lütfen, hayır... Şimdi olmaz, Derin yok ben ne yapacağım?" kasıklarımdaki ağrı çoğalırken ellerimle telefonumu bulmaya çalıştım. "Allah kahretsin! Allah kahretsin, nerede bu telefon?!" diye bağırırken elime geçen telefonla dudaklarım acıyla buruştu. Ambulansı araması için telefona seslendiğimde bir kadının sesini duymamla nefesim kesilir gibi olmuştu. "Alo... Acil ambulans lütfen. Gözlerim görmüyor. 9 aylık hamileyim, eşim yok, sanırım doğumum başladı evde tekim." dedim acıyla, ev adresini söyledikten sonra elim karnımdayken zar zor kapıya doğru ilerledim. Kapının kilitini açıp, kapıyıda hafifçe açık bırakmıştım. "Dayan bebeğim, dayan." dedim titreyen dudaklarımla. Duvarın önünde oturmuş, çığlıklarımla boğuşmaya çalışıyordum. Boğazım acıyordu, acıdan dolayı gözlerim doluyor ağlamamak için kendimi kasıyordum. Ellerim üzerimdeki geceliği kavrayıp sıkarken hıçkırığımı dindirmeye çalıştım. Ambulans sesi kulağımda yankılanırken ayağa kalkmaya bile mecalim yoktu. Zil çalmıştı, nasıl ayağa kalkacağım derken binanın içinde çığlık attım. "Yalvarırım birisi kapıyı açsın, ne olur kapıyı açın!" Gözlerimdeki yaşlar yanaklarımdan yol alıp boynuma giderken sancılarım beni çıkmaza sokuyordu. "Lütfen..." Diye fısıldarken yaşlı bir kadın sesi duydum. "Kızım? Dayan, geldiler." Kendimi sedyede bulduğumda içimden dualar ediyordum, telefonumu elimde sıkı sıkı tutarken derin nefesler alıp veriyordum. "Geliyor... Dayanamıyorum, doğuracağım. Berat, Allah belanı versin Berat! Gün yüzü göreme, bana çektirdiğin acıların bin katını çek!" dedim kin kusarak. Ambulanstan indirildiğimi duydum, sonrasında ise sedye hızlı bir şekilde ilerledi. Kadın sesi duydum, geceliğimi ve iç çamaşırımı çekiştirdiğinde bağırtısını duydum. "Doğum başlamış fazla vaktimiz yok, rahim ağzı 10 santim açıklıkta. Hemen doğumhaneyi hazırlayın!" Kendimi bir kaç dakika içinde doğumhanede buldum, hemşeriler üzerimdekileri çıkartıp hastane kıyafeti giydirdiler. Bunun yanı sıra Derine, abime, anneme haber verilmişti. "Mahperi! Biraz daha ıkın tatlım, küçüğümüzün annesinin yardımına ihtiyacı var. Hadi ona yardım et, onu dünyaya getir." diyen doktorla başımı sallayarak, büyük bir çığlıkla kendimi kastım. "Olmuyor, yapamıyorum!" deyiverdim acıyla. Tırnaklarım doğumhanedeki yatağa saplandığında, başka bir kadının daha çığlıklarını duydum. "Zelal, dayan! Hadi, az kaldı. Bebeğimize kavuşacağız." diyen erkek sesiyle daha çok çığlık attım. "Berat! Allah belanı versin, Allahından bul!" "Başı geldi, bebeğimizin başı geldi. Mahperi, dayanman lazım. Devam et, bebeğine kavuşmana çok az kaldı. Bırakma kendini." Dudaklarım titriyordu, gözlerimden akan yaşlar şakaklarımdan saç diplerime doğru ilerlerken hıçkırarak ağlamaya başladım. Gözlerimdeki yaşları durduramıyordum. Hem bedenimin hemde ruhumun acısı fazla gelmişti. Başka kadınların kocası yanındayken, benim kocam bile yoktu. Başım halsizlikle geriye düşerken, başka bir kadınla olan haykırışlarımız birbirine savaş açıyordu. Tüm düşüncelerimi bir kenara bırakıp, son nefesimle beraber kendimi kasmış artık çığlıklarımı bırakmıştım. Bebeğimin ağlama sesini duyduğumda nefes nefeseydim, benim bebeğimden hariç başka bir bebek daha ağlarken burnumu çektim. "Küçük kızımız geldi annesi, kızının kokusunu çekmek ister misin?" diyen doktor hanımla başımı salladım. "Verin lütfen, göremiyorum bari kokusunu bileyim." dedim hıçkırığa boğulan sesimle. Kucağıma konulan kızımla hıçkırarak ağlamaya başlamıştım, ellerim titriyordu. İki bebeğinde aynı anda ağlayış sesleri geldi, iki farklı kadının acı dolu bağırışları hastaneyi değil tüm mardini inletti. Bir kadın ağrıyla soluklanırken, diğer kadın son nefesini verdi. İki farklı yürek aynı hastanenin içinde, farklı acılarla savaşıyordu. Karısının ölüm haberini alan adam doğumhanenin önünde diz çökmüş ağlıyordu. Kocası olmamasına rağmen çocuğunu doğuran genç kadın, bebeğinin kokusunu ciğerlerine hapsettiğinde gözlerindeki yaşlar yanaklarına doğru süzüldü. Yirmi üç yılını okula vermişti, gözlerinin görmemesine rağmen okulunu bitirmişti. Ailesinden kaçıpta gelmişti mardine, hamile olduğunu duyunca babasından yemediği dayak kalmamıştı. Annesi bütün altınlarını kızına verip kaçmasını istedi. Eğer ki kaçmasaydı, şu anda babası veyahut amcaları onu toprağın altına sokardı. Kucağına aldığı bebeği ağlamayı kesmişti fakat hâlâ ağlayan bir bebek vardı. Anne olmuştum ben. Yıllar önce sokaklarda koşup oynayan, yaramazlıklar peşinde koşan o küçük kız yıllar sonrasında anne olmuş, şu anda bebeğinin kokusunu ciğerlerine dolduruyordu. Hiç tahmin edemezdim yıllar sonra anne olacağımı, bebeğimi kucağıma alacağımı. O küçük kızın artık küçük bir bebeği olmuştu, ciğerlerime dolup taşan kokuyla ciğerlerim bayram etmişti. Gözyaşlarım acıdan, mutsuzluktan değil aksine mutluluktan akıyordu. "Annecim, ışığım... Hoş geldin. Seni çok bekledim, karanlığıma ışık olacaksın diye seni çok bekledim. Gerçekten... Gerçektende karanlığıma ışık oldun kızım. Seni göremesem bile hissediyorum bak, burada minicik dudağın burada ise burnun var. Kucağımdasın, minicik bedeninle kucağımdasın, o güzel kokun sayesinde ciğerlerim bayram etti. Hoşgeldin prensesim." "İlk sütünüz çok önemli, emzirmeniz gerekiyor." dedi doktor. Başımı sallayarak onayladım, hemşirelerin yardımıyla kızımı hafifte olsa emzirdim. "Şimdi küçük hanımı almamız gerekiyor, sağlık kontrollerini yapacağız sizide normal odaya alacağız Mahperi hanım." dedi doktor. Kulaklarımı dolduran başka bir bebek sesi ile kaşlarımı çattım. "Diğer bebek neden hâlâ ağlıyor? Annesi nerede?" diye ard ardına sorular sordum. Hemşireler ne diyeceğini bilmezmiş gibi susarken annesinin vefat ettiğini anlamamla yutkundum. "Bebeği bana verir misiniz? Lütfen." diye mırıldandım akan burnumu çekerek. Saniyeler sonra kucağıma verilen bebeği hemşireler yardımıyla tuttum boynuma sardım. Biliyordum, belkide bir başkasının bebeğini kucağıma almak hoş değildi ama içim el vermedi. O öylece içli içli ağlarken, ben nasıl durabilirdim? Kucağımdaki minik bebek ağlamasını keserken, dudaklarım kıvrılmıştı. "Korkma meleğim, bu dünyada seni koruyacak birisi olduğuna eminim." diye fısıldadım. Burnunu öptüm, yanaklarında gezdirdim dudaklarımı. Tıpkı benim bebeğimmiş gibi anne şefkâtine boğdum onu. "Onuda emzirebilir miyim? İlk süt çok önemli demiştiniz, diğer göğsümlede onu emzireyim lütfen." bir kaç saniye sessizlik oldu. "Emzirebilirsiniz." Onayını aldığımda kucağımdaki miniğide ilk sütümle emzirdim. Saniyeler sonrasında bebek kucağımdan alınmıştı, benide normal odaya aldılar. Bebeğimin ve benim tüm sağlık kontrollerim yapılırken, hiç bir sorun olmadığı meydana gelmişti. Doğumdan sonra yanımda abim, annem, Derin vardı. Annem ve abim, kızımla ilgilenirken Derinde benimle ilgileniyordu. "Torunum benim, güzel torunum..." Diyen annemle tebessüm ettim. Annem bebeğimi giydirmemde, altını değiştirmemde yardımcı oldu. Henüz bilmediğim şeyleride bana anlatıyordu, benim bebeğim bana şifa olmuştu. Benim ilacım olmuştu, hemde asla bitmeyecek olan ilacım. "Güzeller güzeli kardeşim, güzeller güzeli yeğenim." dedi abim titreyen sesiyle. "Mahperi, yeğenim sana ve bana benziyor." "Gerçekten mi?" diye sordum umutlu çıkan sesimle. Dudaklarından onaylar bir mırıldanma çıktı sonrasında sesini duydum. "Gerçekten, seninle benim karışımımız olmuş resmen." duyduklarımla mutlu olurken, derin bir nefes aldım. "Abi bir şey soracağım ama kızmayacaksın?" dedim tedirgin bir halde. "Soruna bağlı." "O zaman bende sormam." dedim kendimden emin bir tavırla. "Tamam, tamam. Sor hadi, kızmayacağım söz."dediği anda dudaklarımı kuruyan boğazımı ıslattım. "B-berat..." dedim tek nefeste. Abim bir anda öksürüp boğazını temizlerken, sıkıntıdan dolayı tırnaklarımla oynuyordum. "Ondan bir haber yok değil mi?" diyerek burukça tebessüm ettim. "Evlenmiş." abimin tek nefeslik cümlesiyle yüreğime taş oturdu. Her şeyi, bir kenara atıp evlenmişti öyle mi? Ne desem azdı. Gerçekten azdı. Bütün küfürleri, bedduaları hak ediyordu ancak ben sustum. "Peki hiç aradınız mı?" diye sordum biraz daha kurcalayarak. "Çok kez aradık Mahperi. Özellikle ben varya ben, onu bulmak için aramadığım delik kalmadı. Babasıyla konuştum, kardeşimi hamile bırakıp terk etti dedim ama utancından hiç bir şey söyleyemedi. Her deliğe baktım ama bulamadım işte, babasıda evlendiğini söyledi sadece. Evlenip, karısıyla çekip gitmiş İzmirden." duyduklarım kulaklarımda yankı yapıyordu, nefesimi düzene sokmaya çalışırken kendime olan öfkem artıyordu. Beni sevmeyen bir adamı sevmiş, yetmezmiş gibi birde kendimi adama teslim etmiştim. Sonuç? Terkedilmiş böyle iğrenç bir varlıktan hamile kalmıştım. Bebeğim sadece bana aitti, kimse ve hiç bir şey umrumda değildi. Allah şahitti yaşadıklarıma, çektiğim acılara. Benim çektiğim acıların bin katını çeksin, benimle dalga geçtiği eksikliğimden beter olsundu. Bir daha karşılaşmamamız için içimden çok dualar ettim. "Peki babam?" dedim içim yanarken. En zor olanıda buydu işte. Beni büyüten, seven, tedavi ettirmek için elinden geleni yapan adamın yüzünü kara çıkartmıştım. Her ne olursa olsun yanımda olmasını, bana sahip çıkmasını çok isterdim zira onun yokluğu bende bir eksiklik daha yaratıyordu. "Işık..." dedi abim durgun sesiyle. "Işığın fotoğrafını istedi." demesiyle yutkundum. "Nasıl yani? Neden istedi ki?" "Seni özlüyor Mahperi, bakma seni dövdüğüne... Pişman olduğu gözlerinden belli oluyor, sen gittikten sonra eskisi gibi neşeside kalmadı. Her odanın önünden geçtiğinde duraksayıp odana giriyor, odaya göz atıyor." "Abi... Bana öyle yapmayacaktı, bana vurmayacaktı, beni dövmeyecekti. Ben onun kızıyım kızı! Her ne olursa olsun yaptığım hataya rağmen beni evlatlıktan reddetmeyecekti, evet ben bir hata yaptım eşşek gibi pişmanım ama o bir baba. Kızının arkasında durması lazımdı, her şeyi öğrendikten sonra bana demediğini bırakmadı. Ben şimdi ne yapayım Allah aşkına?" diyerek yattığım yatağa yaslandım. "Haklısın kardeşim." dedi abim "Ağrın veya sızın var mı? Canın bir şey istiyorsa söyle." "Yok abim yok, sağolasın." "Ben annemide alayım artık dönelim, tekrar geliriz biz annemle." "Gidiyor musunuz?" dedim hüzünlü çıkan sesimle. "Güzel kızım, annem... Gitmek zorundayız ama sana söz veriyorum çok bekletmeden geleceğiz. Derin sana şimdilik yardımcı olsun, ben geldiğimde Derin kızıma hiç bir iş yaptırtmam." dedi annem alnımdan öperken. "Anne seni çok özlüyorum." "Bende seni özlüyorum kuzum benim ama yapacak bir şey yok biliyorsun." demesiyle başımı salladım. "Doğrudur annem, çok özletmeyin kendinizi olur mu?" "Tamam kuzum benim. Kendinede iyi bak, torunumada iyi bak." ıslak yanaklarımı öpüpte saçlarımı okşayan anneme sıkıca sarıldım. Onu o kadar çok özlüyordum ki, koskoca kadın olmama rağmen hala onların sevgisiyle mutlu olan bir kadındım ben. Onlara o kadar çok alışkın, bağlanmış olduğum için bu kadar çok özlüyordum annemle abimi. "Güzel kardeşim, ben tekrar geleceğim. Seni yalnız bırakmam, sen kendine dikkat et yeter." diyen abimede son kez sarılmıştım. "Derin... Her şey için teşekkür ederim, kendine dikkat etmeyi unutma olur mu? Çok fazla yorma kendini, sende çok zayıflamışsın." abimin, Derin ile konuşmasıyla gülümsedim. "Mahir... Teşekkür etmekte ne öyle? Mahperi benimde kız kardeşim, tabi bakacağım ona. Sende kendine dikkat et." diyen Derinden sonra uzun bir sessizlik olmuştu. "Mahperi, sende uyu dinlen canım olur mu? Bugün çok yıprandın." demesiyle başımı salladım. Gerçekten yorulmuştum, doğumda da evde de oldukça yıpranmıştım. Işığımı dünyaya getirmek her ne kadar zor olsada, sonunda getirebilmiştim. Ben ve bebeğim, küçük bir aile olmuştuk artık. Mutluydum, huzurluydum, küçük bir ışığım olmuştu. Başka ne isteyebilirdim ki?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD