Gece uzadıkça sohbetler de, hisler de derinleşiyordu… Tugay, topu ayağına aldığında dizlerinin üstüne kadar çektiği beyaz çoraplar, tozlu zemine rağmen hâlâ temiz sayılırdı. Bileğinden kıvrılıp yukarı doğru uzanan kaslı bacaklarıyla attığı her adım, sanki bir futbol dergisinden fırlamış gibiydi. Sahada kendine has bir ritmi vardı. Fazla konuşmaz, fazla çalım atmaz ama topu aldığında herkes bir an dikkat kesilirdi. Çünkü onun oynayışı, sanki düşünerek değil hissederek olurdu. Tugay, topu ayağına alıp hızlı adımlarla ilerlerken sahadaki uğultular bir süreliğine onun için kesildi. Ayağının içiyle yaptığı yumuşak vuruşlarla topu önüne alıyor, rakibini süzerek değil, hissederek geçiyordu. Topu arkadaşına pas verdi. Sonra bir şeyi farketti o an... Kenarda, kalabalığın kıyısında Kardelen. Sim

