Tugay ve Kardelen gece vakti el ele yürüyorlardı. Havanın serinliği tenlerine işlese de içleri sıcacıktı. Akşam saat dokuzu bulmuştu, eve dönmeden önce biraz yürümek istemişlerdi. Sokak lambaları, boş sokakları sarımsı bir huzurla aydınlatıyor, ay gökyüzünden usulca izliyordu ikisini. "Halanla akşam yemeği demiştik," dedi Tugay, yürürken başını hafifçe yana eğerek. Kardelen ona dönmeden, gözleriyle kaldırım taşlarını izleyerek konuştu. "Evet... Yarın gelir. Ben anlamazsın sanıp 'yok' diyemedim. Tugay başıyla hafifçe onayladı. Elinde tuttuğu polar battaniyeyi daha sıkı kavradı. "En çok şu tepe başında geçen muhabbetleri özledim," dedi gözlerini yokuşun başladığı tarafa çevirerek. Kardelen hafifçe gülümsedi, o yola baktı. “Ben hep geldim… Her gün.” Sesindeki burukluk, özlemle yoğrulmuşt

