Kahvaltı masası, Melike Hanım’ın “Hadi soğutmadan oturun,” uyarısıyla yavaş yavaş doldu. Tugay, çayını yudumlarken Kardelen tam karşısına oturdu. Kardelen’in saçları hafifçe dağılmıştı, sabah aceleyle toplamış gibi… Tugay gözlerini kaçırmadan baktı bir an; sonra çay bardağını önündeki tabağa bıraktı, dudakları belli belirsiz kıvrıldı. Melike Hanım sucukları küçük bir tavada ocakta tutuyor, ara ara servis yapıyordu. “Bak,” dedi Kardelen’e dönerek, “bunun dışı kıtır, içi sulu olur. Tugay en çok böyle sever.” Kardelen başıyla onayladı ama gözleri karşısında oturan Tugay’daydı. Elindeki çatalı biraz oynattı. O sırada Tugay, yanındaki küçük peynir tabağını Kardelen’in önüne doğru itti. Teşekkür edercesine başını eğdi hafiften. Tugay öyle bir iştahla yiyordu ki yemeği, Kardelen çaktırmadan i

